Güney Öztürk Globalleşme terse döndü
HABERİ PAYLAŞ

Globalleşme terse döndü

Kızıl Meydan’da Kremlin’in karşısındaki 120 yıllık alışveriş merkezi, GUM, işgalden önce günde 60 bin ziyaretçiyi ağırlıyordu. Prada, Cartier, Dior, Gucci, Louis Vuitton, Burberry, Armani, Hermes gibi lüks markaların en pahalı mallarıyla podyuma çıktığı bu ışıltılı alışveriş merkezi, ambargo kararıyla bir anda karanlığa gömüldü. 30’un üzerinde Batılı marka ‘şak’ diye dükkânı kapattı. AVM’de dükkanların yarısı boşaldı.

Uluslararası yaptırımlar Rusya’yı cephede de etkiliyor. Örneğin Rusya’da tank üreten 2 fabrikadan biri yedek parça sıkıntısı çektiğinden üretimi durdurdu. Aynı şekilde Rus yarı iletken fabrikası da ham madde sıkıntısından şalteri indirdi. Bunları yazmamın nedeni globalleşmenin gelinen noktada nasıl havuç-sopa olarak kullanılabildiğini ve bunun yol açtığı siyasi ve demografik sonuçları göstermek.

KÜRESELLEŞME BİTTİ

1990’larda henüz Boğaziçi’nde öğrenciyken, Soğuk Savaş sonrası Batılı değerlerin, demokrasi, insan hakları, liberalleşme, özgür düşüncenin tüm dünyaya yayılacağını düşünüp heyecanlanmıştım. İnsanlar modernleştikçe, tıpkı Batı’da olduğu gibi daha burjuva, daha tüketici, daha barışçı olacaktı.

Başkalarını fethetmekten çok, para kazanma arzusuyla hareket edeceklerdi. O yıllar ‘Yeni Dünya Düzeni’, Batı kültürünün, filmlerinin, müziğinin, sanatının Demir Perde ve Uzakdoğu’ya akmasıyla bir ilerleme ve yakınlaşma süreciydi sanki. Türkiye de AB ülkesi olacak, sınırlar açılacak, bizimle Avrupa halkları arasında iş ve işbirliği imkanları, kültür zenginliği olacaktı. Ama öyle olmadı.

Dünya bugün artık birbirine yakınlaşmıyor, uzaklaşıyor. Küreselleşme süreci yavaşladı hatta tersine döndü. 1900’lerin başlarında, zamanın sanayileşmiş uluslarının birbirleriyle savaşa giremeyecek kadar ekonomik olarak birbirine bağımlı olduğunu savunanlar gibi hüsrana uğradım.

VAHŞİ BATI EKONOMİSİ

Batı’nın küresel liberal ekonomisi, devasa bir toplumsal eşitsizlik makinesi işlevi gördü. Her ülkede, yüksek eğitimli kentsel seçkinlerden oluşan gruplar, medyaya, üniversitelere, kültüre ve siyasi güce hükmetmek için ortaya çıktı. Çok sayıda insan, hor görüldüğünü ve görmezden gelindiğini hissetti.

İnsanlara görünmedikleri, saygı görmedikleri izlenimi verirseniz, onlar da küskün ve kindar olur. Vahşi kapitalizmin kibirli, buyurgan, üstenci tavrı, alt tabakalarda kabul görmedi. Bu hissiyatı iyi değerlendiren popülist politikacılar da iktidara geldi. Trump da, Boris Johnson da, oylarını katlayan Marine Le Pen de, Putin de, Hindistan’da Modi de böyle…

Bu kişiler, Batı’yı küresel seçkinler olarak gördü, kendi ülke insanının yıllarca aşağılandığını söyledi. Gelinen noktada dünya kabaca Batı bölgesi ile Çin bölgesi olarak ikiye ayrıldı. Ama ülkeler kendi içlerinde bile Doğu-Batı kültürü gibi bölünmeler yaşıyor. New York Times’ta Yale Üniversitesi uzmanı David Brooks “Küreselleşme Bitti, Küresel Kültür Savaşları Başladı” diye bir makale kaleme almış. Durumu çok güzel özetliyor.

YERELLİK ÖNEM KAZANDI

The Economist dergisi, 2008-2019 yılları arasında küresel ticaretin yüzde 5 puan düştüğünü yazdı. Küresel yatırımlar ise 2016-2019 arasında ise yarı yarıya azaldı. 5 yıl önce Çin ile Amerika arasındaki yatırım akışı 30 milyar dolarken, 5 milyar dolara geriledi. Sadece ekonomi değil. 1960 ile 2007 yılları arasında 22 ülkede popüler müzik listeleri incelenmiş.

1990’larda bu ülkelerdeki insanlar yabancı pop müzik dinlemeyi tercih ederken, 2000’lerden itibaren insanların yerli müzik dinlemeye yöneldiği görülmüş. Yani halklar küresel kültüre karışmak istemiyor; kendi türlerini korumak istiyor. Freedom House’un yayınladığı ‘Dünyada Özgürlük 2022’ raporu da dünyanın arka arkaya 16 yıl demokratik gerileme yaşadığını belirtiyor. Amerikan demokrasisi bile kutuplaşmaya ve işlevsizliğe doğru kayıyor.

Otokratik rejimler artık Batı için ciddi ekonomik rakip. Patent başvurularının yüzde 60’ını oluşturuyorlar. 2020’de bu ülkelerdeki hükümetler ve işletmeler makine, ekipman ve altyapı gibi şeylere 9 trilyon dolar yatırım yaparken, demokratik ülkeler 12 trilyon dolar yatırım yaptı.

Özetle uluslar modernleşti ancak bireyler kendi düşünce tekamülünü aynı hızla yapamadı. Gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasındaki fark, uçuruma gidiyor. Modernleşme bu ülkelerde daha çok fakirliğe, daha çok göçe, daha çok dış dünyaya kapalılığa yol açacak.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder