Huzurumuzun anahtarı laiklik

10 Aralık 2014, Çarşamba 05:00
AA

Laik yaşamla ilgili kaygı yaratan onca gelişmenin üzerine Erdoğan, Din Şurası’nda Atatürk’ten bile sözünü esirgemedi. O sözlerin yarattığı kaygıyı bir önceki analizde ele aldık. Bu analizin konusu ise kendini baskı altında hissedenleri rahatlatmayı denemek.

Yer yine din şurası, konuşan Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez. Bakalım rahatlayacak mısınız? Şöyle dedi: “Ateş çemberi ortasındaki ülkemiz, hâlâ bir esenlik ülkesi olarak umut vaat ediyorsa bunda din eğitimini ve din hizmetlerini ‘başından beri’ ciddiye almanın payı gözardı edilemez.”

Haklı ama eksik. “Baştan beri” diye vurgulayarak cumhuriyetin kurduğu Diyanet’in verdiği laiklik temelli din hizmetini kastettiği açık.

Eksik çünkü, “Laiklik” diyemiyor.

Haklı, çünkü günümüz Ortadoğu koşullarında hala halk birbirine girmediyse laikliğe borçluyuz. Ateş çemberinden kastı da elbette IŞİD terörü.

Diyanet de imam hatipler ve ilahiyat fakülteleri de hep aydın din adamı yetiştirme amacıyla kuruldu. Türkiye’nin ateş çemberinin ortasında esen kalmasının en önemli sebeplerden biri Türk tipi laikliğin kurumu Diyanet’tir.

Diyanet’e iki zıt bakış

Mehmet Görmez ayrıca “Başından beri sağduyulu halkımızın büyük teveccühünü kazanan başkanlığımız, taşıdığı önemi tam kavrayabilmiş midir?” diye sordu? Biz kavradık.

Ama Mehmet Görmez’in “Başından beri” (yani cumhuriyetin başından beri) diye vurguladığı Diyanet kökenli din adamları için Erdoğan aynı övgüyle konuşmadı. O dönemin din adamları için “Sahte hocaların toplumu zehirlemek için yaptıkları mücadele desteklenmiştir” dedi.

Görmez’e göre başından beri halkın teveccühü var, Erdoğan’a göre dönemin din adamları sahte hoca.

Görmez’e göre günümüz din adamları iç barış için hassas davranacak, Erdoğan’a göre artık “Defanstan, ofansa” çıkmalılar.

Erdoğan’ın Ali İsmail’ı öldüresiye döven esnafın yargılandığı duruşma sürerken “Esnaf polis, esnaf hakimdir” demesi, İBDA-C’nin önder saydığı kişiyi hapisten çıkınca makamında ağırlaması, Sivas’ta Alevi yakanların cezadan kurtulmasını “Hayırlı” karşılaması, kadınların rütbesinin eşitlikten eşdeğerliğe tenzili, öfke okunun artık Atatürk dönemini hedeflemesi, cumhuriyeti kuranlara saydırdığı lafın 10’da 1’ini bile IŞİD’den esirgemesi; 1. sınıfa indirilen zorunlu din dersi, gösteride ‘vur emri’ diye algılanan yeni polis yetkileri, Gezi Parkı’na kışla projesini canlandırma niyeti hayra yorulmaktan çok uzak.

Tabanını bir şeylere hazırlıyor izlenimi veriyor. Bunlar Mehmet Görmez’in güvencesine ihtiyacı artırıyor.

Gezi’de “Başörtülü bacıma saldırdılar”, “Camide içtiler” diyen ürkütücü saldırıya karşı Dolmabahçe müezzininin “Din adamıyım yalan söylemem” diyerek dik durması, “hücüma geçmesi” istenen din adamlarına örnek olacak mı?

İslamın yüzünü tarihte Erdoğan mı, Dolmabahçe müezzini mi ağartacak?

Müezzin örneği gösteriyor ki Mehmet Görmez’in esenlik sağayan din adamı modeli hâlâ bu ülkede var. Her şeye rağmen böyle düşünüp rahatlamak istiyorum.

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.