Uludere'de iki vahim ihtimal!

08 Ocak 2014, Çarşamba 14:29
AA

Uludere’de iki ihtimal var:

Emri Başbakan verdi ya da Genelkurmay yetkisini aştı

NEREDE ASKERİ DİSİPLİN?

•    Yüzbaşının komuta ettiği bölükte ruh sağlığı tescili bozuk bir er intihar eder. Yüzbaşının terfisi kesilir.

•    General denetime gelir. Doğrudan tuvalete bakacağını herkes bildiği için fayanslar gıcır gıcır edilir. O gün askere ‘Çiş tutulacak, tut’ emri verilmiştir. Komutanın şansı bu ya; ishal olmuş çaresiz askerin biri her nasılsa kilitli tuvalete girip halt etmiştir. Birliğin koruma mevzileri muntazamdır ama nafile. Liyakat notu menfidir. Terfi tehlikededir.

Böylesine disiplinli bir ordunun yanlışlıkla tetiğine bastığı bombalar 34 kaçakçı köylüyü öldürdü.

Askeri savcının raporuna göre trajedi, insansız hava aracına komuta eden albayın ‘terörist tespiti’ ile başlıyor. Albay jandarma tümenine; tümen 2’inci Ordu’ya, 2. Ordu Kara Kuvvetleri’ne; Kara Kuvvetleri Genelkurmay İstihbarat’a, İstihbarat Başkanı, 2. Başkan’a; 2. Başkan Genelkurmay Başkanı’na bildiriyor.

Raporda adı geçen en düşüğü albay rütbeli tam 15 asker hemfikir: Teröristler geliyor.  Büyük bir hata... ve sonuç:

34 kişi öldü, Katliamın hukuki etkisi dikkatsiz araba kullanıp kaza yapmak kadar bile olmadı.  

34 kişi öldü, olayın bir kirli tuvalet kadar bile etkisi olmadı, tek bir komutanın terfisi durmadı.

34 kişi öldü, savcı raporuna göre hükümet vur emrini veren Genelkurmay Başkanı’nı liyakat bakımından bile sorgulamadı.

Sözün özü… Bölük tuvaletine pisletmenin bir bedeli var ama tüm orduya leke sıçraması sorun değilmiş.

BEŞ KRİTİK SORU

Askeri savcılıK 34 kişinin ölümünü hukuken kapatsa da siyasi sorumluluk sürecek.

28 Aralık 2011 saat 17.20’de Malatya’daki 2. Ordu Karargahı’nda insansız uçakları takiple görevli albay, Irak’tan Türkiye’ye ‘terörist’ grup yaklaştığı tespitini yapıyor.  

5 Ekim 2011’de çıkarılan ve Kuzey Irak’a operasyon yapmayı düzenleyen tezkere o tarihte geçerli. TBMM, o tezkerede Kuzey Irak’a müdahale yetkisini hükümete vermiş. TSK’nın hükümetin izniyle bölgeye harekat yapabileceğini düzenliyor.
Albay durumu sınırdaki jandarma tümenine iletiyor. Hem albay hem tümen “Yurtdışına harekat yapacağız. İzin gerekli” diye üstlerine başvuruyor. Türkiye toprakları olsa harekat hemen yapılacak. Savcılık raporundan anlaşılıyor ki tüm askerler bu tezkeredeki yetki düzenlemesinin farkında ve dikkatli.

KRİTİK YARIM SAAT

Nihayetinde kimse inisiyatif alamıyor. Konu Genelkurmay Başkanı’na 19.30’da iletiliyor. Saat 20.00’de Necdet Özel izni veriyor. Savcılık bu yarım saatte Necdet Özel’in Başbakan’la konuşup konuşmadığını sorgulamamış ya da buna cüret etmemiş.

Ancak savcının dikkat çeksin diye BÜYÜK HARFLERLE yazarak raporda alıntı yaptığı tezkere, yetkiyi açıkça hükümete veriyor.

Hal böyle olunca “Acaba Başbakan’a soruldu mu?” diye sorgulama yapmak gayet doğal. Uludere bombardımanına birileri ‘sıcak takip hakkı’ diyebilir. Ancak sıcak takip zaten izne tabi olmadan sahadaki komutanın anında uygulayacağı prosedür. Grubun görülmesinden, ilk uçak bombası atılana kadar 4 saat 19 dakika bürokrasiyle geçiyor. Uzman askerlerin tereddüdü, askeri terminolojiye göre olaya “Sıcak takip” teşhisi koymadıklarını gösteriyor. Şu soruları sorma hakkımız var?

1 – Genelkurmay Başkanı, harekat yetkisini hükümete veren tezkereye rağmen yetkisini aştı mı? 

2 -  Genelkurmay Başkanı yarım saatlik süreçte Başbakan’dan izin aldı mı?  

3 – Emri Başbakan verse de vermese de Genelkurmay’ı liyakat bakımından bile sorgulamayan hükümetin siyasi sorumluluğu yok mu? 

 4 – Genelkurmay pratik olsun diye sürekli yurtdışını izinsiz vuruyorsa bu hukuki ve siyasi sorumluluk doğurmaz mı?

5 – Uludere’de her şey hukuk dairesindeyse, bir daha aynı durum olsa yine Irak hükümete sorulmadan vuracak mı?

                                                          *****

KARARI KARAKOL VERSEYDİ BÖYLE OLMAZDI

Rapora göre, hiyerarşi zincirindeki tek bir komutan bölgeye yakın Gülyazı Karakolu’na haber verme ihtiyacı duymamış. Şu kesin: Karar Genelkurmay Başkanı’na değil karakol komutanına bırakılsaymış köylüler yaşıyor olacaktı. Bunu karakol subaylarının basına yansıyan “Biz onların kaçakçı köylü olduklarını söylerdik” ifadelerinden biliyoruz. 

AMERİKALILARIN TESPİTİNE NE OLDU?

İnsansız uçakların komuta merkezindeki Amerikalı subayların “Bunlar köylü olabilir” diye görüş bildirdiklerini Amerikan basını yazmıştı.  Rapora göre tek bir Türk askeri, askeri savcılığa göre şüpheye kapılmamış. Silsilede tek bir işinin ehli TSK subayı yok muydu? Amerikalılar yalan söylüyor olabilir ama savcı konuya ‘yalan’ diyerek bile girmemiş.  

YANLIŞLIKLA ÖLDÜRMEK, ÖLDÜRMEMEKTEN AZ RİSKLİYDİ 

Olayın yaşandığı günler askerler üzerinde Ergenekon, Balyoz gibi davalarla askerler üzerinde baskı yüksekti. Olaydan bir yıl önce 6 şehidin verildiği Hantepe olayında, insansız uçaklardan baskına gelen PKK’lıların fotoğrafları birkaç saat önce elde edilmiş ama Tümgeneral Gürbüz Kaya ateş açtırmamıştı. Kendisini “Kaçakçı ya da çoban olabilirlerdi. Yanlışlıkla öldürebilirdik” diye savunan Gürbüz Kaya güvenlik uzmanı gazetecilerce yerden yere vurulmuş ve sonunda Balyoz’dan hapse düşmüştü. Öyle bir dönemdi ki komutanlar her PKK baskınından sonra “İstihbarat askere verildi ama değerlendirilmedi” baskısı altındaydı. 

Savcıya göre komutanlar birbirlerine PKK’nın önemli ismi Fehman Hüseyin’in yaptığı bir saldırıya dair istihbaratı hatırlatılıyor. Raporda Uludere bölgesine Kuzey Irak’tan gelebilecek saldırılara ilişkin 2011 ekim ve aralığında gönderilmiş 48 istihbarat notu var. Askerler sürekli saldırı geleceğine ilişkin doğru yanlış bilgi bombardımanına tutulmuş. Böyle bir ortamda saldırının yapıldığına dikkat çekiliyor. O günkü medyanın asker kurban etme törenlerini düşünürsek komutanlar için “Yanlışlıkla öldürmemek, yanlışlıkla öldürmeye göre daha az riskli” psikolojisinin oluştuğu görünüyor.

O günkü taraftar gazeteciliğinin baskı unsuru oluğu ve hataya zorladığı gerçek. Kimse Gürbüz Kaya durumuna düşmek istememiş.
Ama her koşulda liyakat bu hataya düşmemeyi gerektirirdi. Ne de olsa onlar silah arkadaşları hapse girdikten sonra geriye kalan, daha yetenekli oldukları varsayılan seçilmiş askerlerdi.

YİNE OLSA YİNE ÖLECEKLER

Savcı olayı kapatırken ”Koşulların gerekliliği hususunda kaçınılmaz hata” diyor. Cümleyi şöyle kurabiliriz o zaman: Aynı hususta aynı koşullar gerektirirse köylüler yine öldürülecek.

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.