Türkiye bugün bir yol ayrımında. Küresel dengelerin yeniden şekillendiği, ekonominin teknolojiyle iç içe geçtiği bir çağda hem üretim hem değer sistemi yeniden tanımlanıyor. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, bu dönüşüme Türkiye’nin nasıl hazırlanması gerektiğine dair çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
Babacan, DEVA Partisi ile siyasi hayatına devam etme kararı vermeden önce çok uzun yıllar AK Parti’nin ekonomi politikalarından sorumlu en önemli isimlerden biriydi. AK Parti’nin kurucularından da olan Babacan, Dışişleri Bakanı ve Avrupa Birliği Başmüzakerecisi olarak da görev yapmıştı. Babacan’la Ankara’da bir araya geldik. Günlük siyasi tartışmaların dışında teknoloji, yatırımlar ve projeler gibi başlıklara ilişkin görüşlerini sordum. Son yıllarda Türkiye’nin savunma sanayiinde gösterdiği ilerleme, Babacan’ın da yakından izlediği bir konu hâlinde.
“Türkiye’nin insansız hava araçlarında, özellikle Baykar ve TUSAŞ öncülüğünde yakaladığı başarıyı herkes takdir ediyor. Bu alan, özgüvenimizi artıran, ihracatta prestij kazandıran bir örnek”. Ancak Babacan, başarının kalıcı olması için ‘kurumsal sistemin güçlenmesi’ gerektiğini vurguluyor: “Bu firmalar sadece şahıs başarısı değil, bir ekosistemin parçası hâline gelmeli. Üniversiteler, özel sektör ve devlet kurumları arasındaki koordinasyon kalıcı hâle getirilmezse, ivme kısa ömürlü olur.”

Babacan’a, “Baykar ya da TUSAŞ’tan bir davet gelse gider misiniz?” diye soruyorum. Gülümsüyor ve içtenlikle yanıt veriyor: “Memnuniyetle giderim. Çünkü bu başarılar hepimizin başarısı. Partiler üstü bir millî mesele bu. Türkiye’nin teknolojiyle güçlenmesini kim istemez ki?” Babacan, Türkiye’nin hava gücü stratejisini rasyonel bir soğukkanlılıkla analiz ediyor. “Eurofighter kararı doğru bir adım. Çünkü Türkiye’nin ara çözümlere ihtiyacı var. Hem teknoloji transferi mümkün hem de kaynak kod erişimi daha şeffaf. Bu sayede KAAN’ın olgunlaşması sürecinde elimiz güçlenir.”
F-35 programından çıkarılmanın Türkiye açısından ciddi bir kayıp olduğunu açıkça dile getiriyor: “Biz bu programa sadece para değil, bilgi de koyduk. Şimdi o deneyimi kendi sistemimize taşımamız gerekiyor.” Babacan’a göre, savunma sanayiinde millilik kadar akılcılık da önemli. “Dostluklar değil, çıkarlar kalıcıdır. Türkiye hem NATO içinde hem Avrasya çevresinde denge kurmalı.”
TOGG TAKSİ ÖNERİSİ
Babacan, Türkiye’nin otomotivde yakaladığı ivmeyi tarihî bir fırsat olarak görüyor: Togg’u, yalnızca bir marka değil, bir zihniyet dönüşümünün sembolü olarak destekliyor. “Elektrikli araçlar, şehir planlamasından enerji altyapısına kadar tüm ekonomiyi etkiliyor. Türkiye bu dönüşümü zamanında fark etti. Şimdi mesele, bu atılımı sürdürülebilir kılmak.”
Babacan’a göre yerli üretimin başarısı, devlet desteği kadar özel sektör disiplinine de bağlı. “Ticari başarı, duygusal değil rasyonel zeminde olur. Uluslararası kalite ve güven standartlarına uyulursa Togg uzun ömürlü bir marka olabilir.” Ali Babacan Togg’un satışlarını ve tanınırlığını artıracak ‘Taksi Togg Projesi’ni de önerdi. “Taksilerin Togg ile ÖTV ve KDV’den muaf şekilde yenilenmesi ve uygun bir finansman paketiyle birlikte sunulması sağlanmalıdır” dedi. Babacan, Türkiye’nin dünyayla ilişkisinde ‘denge’ kavramını ön plana çıkarıyor: “Rusya’yla enerji, Çin’le teknoloji, ABD ve Avrupa’yla demokrasi temelli ortaklıklar kurabiliriz.
Önemli olan, hiçbir yönün diğerine alternatif değil, tamamlayıcı olması.” Avrupa Birliği ile ilişkiler konusuna geldiğimizde ise kararlı bir tonla konuşuyor: “Türkiye Avrupa’nın doğal bir parçasıdır. Hukukun üstünlüğü ve öngörülebilirlik alanlarında somut adımların atılması bu kapının açılmasını kolaylaştırır”.

