Bu fotoğraftan geriye ne kaldı?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News



Tarih 10 Ekim 2009. Yer Zürih. Masada Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Ermeni mevkidaşı Edvard Nalbantyan protokollere imza atıyor. Arkada ise gözlemci ve destekçi ülkelerin bakanları.

Türkiye ile Ermeniler arasındaki tarihi sorunlar yine başka bir ülkenin parlamentosunun gündeminde. Fransa Meclisi konuyu 22 Aralık’ta oylayacak. Yasa özet olarak ‘Ermeni soykırımını inkâr edenlerin cezalandırılmasını’ öngörüyor. Daha önce Arjantin’den Rusya’ya, Almanya’dan İsveç’e kadar onlarca ülke soykırım iddialarını çeşitli biçimlerde yasama organlarında tanıma kararı almıştı. “Ermeniler 1915’te Osmanlılar ya da Türkler tarafından soykırıma uğramıştır” diyen ülkelerin sayısı 50’ye yaklaşıyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nde de 50 eyaletten 43’ü konuyu resmen soykırım olarak kabul etmiş durumda. Ancak federal yasama organlarında bu yönde alınmış bir karar yok. Örneğin İngiltere, Batı dünyasında, parlamentosunda soykırımı kabul etmeyen nadir ülkelerden. Danimarka ve İsrail de bu tip konuların siyasetçiler değil, tarihçiler tarafından belirlenmesi yönünde tutum almışlardı. Dünyada bu meseleyi en ateşli savunan ülkelerin başında Fransa geliyor. Fransızlar konuyu iki nedenle sürekli gündemde tutuyor: Birincisi ülkede yaşayan 500 bin dolayındaki Ermeni kökenli Fransız yurttaşın oyunu ve desteğini alabilmek.

İkincisi, Ermeni baskısı üzerinden Türkiye’yi Avrupa Birliği’nin olabildiğince uzağında tutabilmek. Özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin iki amacına da şu ana kadar ulaştığını söylemek mümkün. Çünkü 2006 yılında Fransa’da Ermeni soykırımıyla ilgili çıkan karar tasarısı ikili ilişkilere büyük darbe indirmiş, Paris- Ankara diyaloğu kopmanın eşiğine gelmişti. Ermeni soykırımıyla ilgili karar tasarısının bu kez de Fransa’da kabul edilme ihtimalinin yüksek olduğu konuşuluyor.

TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır başkanlığındaki bir parlamenter heyet 18 Aralık Pazar günü son uyarılarını yapmak üzere Paris’e gidecek. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da tonu hayli sert bir mektubu Nicolas Sarkozy’ye gönderdi. Gelelim kaçan fırsatlar meselesine ve neden bu hallere düşüldüğü konusuna: Türkiye ile Ermenistan Dışişleri Bakanları 10 Ekim 2009’da İsviçre’de “Zürih Protokolleri” olarak anılan belgeleri imzalamıştı. Bu adımı, ikili ilişkileri normalleştirmek ve aradaki sorunları aşmak yolunda son 50 yılda belki de erişilen en büyük fırsat olarak nitelendirmiştik.

O tarihten bu yana hiçbir olumlu ilerleme sağlanamadığı gibi protokoller de kadük kaldı. Ermenistan, özellikle Amerika ve Avrupa’daki Ermeni diasporasının baskısıyla ‘soykırım iddiası’ ve ‘toprak talepleri’ konusunda sertleşti. Ermenistan Anayasa Mahkemesi, Erivan hükümetinin hareket alanını sınırlayan bir karar aldı. Türkiye ise ağırlıklı olarak Azerbaycan ile ilişkinin getirdiği angajmanın dışına çıkamadı. Enerji ihtiyacı bağlamında Bakü’nün kritik önem kazanması da bunda rol oynadı. Yoksa ben, Türkiye’nin iç politika dengelerinin Ankara’nın elini kolunu bağladığını  düşünmüyorum.

Gül çok çaba harcadı


Türkiye-Ermenistan yakınlaşmasına 6 Eylül 2008’de Erivan’daki milli maça gitme kararı alarak büyük destek sağlayan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e, bu konuyu Londra’da sordum. Verdiği önemli yanıt bugünkü durumu özetler nitelikteydi. Gül ‘o dönem atılan kritik adımların her iki tarafta da yeterince anlaşılamadığını’ söylerken duyduğu üzüntüyü hissettiriyordu. Diğer taraftan Gül ‘sürecin tamamen öldüğünün söylenemeyeceğini’ ifade ederek açık kapı bırakmıştı. Ancak bu kadar hassas bir aşamada Fransa’nın alacağı bir kararın o aralık kapının da kapanmasına yol açacağından endişe ediyorum.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder