İstanbul yakılırsa...

17 Ağustos 2013, Cumartesi 05:00
AA

Son birkaç gün içinde Taraf ve Zaman gazetelerinde dikkat çekici iki haber çıktı. Taraf, İstanbul’da, Büyükşehir Belediyesi’nin depremde toplanma alanı ve kaçış yolu olarak belirlediği alanların AVM, rezidans ve binalarla doldurulduğunu yazdı.

Bu haberden anlayacağımız, Afete Yönelik Acil Eylem Planı’nda belirlenmiş olan araziler sizlere ömür! Zaman Gazetesi ise askerlerin boşaltacağı yeşil alanlara TOKİ tarafından konut yapılacağını duyurdu.

[[HAFTAYA]]

Bu da çok önemli bir gelişme, çünkü askeri bölgeler mezarlıklarla birlikte şehirde yeşil olarak kalan ender alanlar arasındaydı. İstanbul’un nefes alabildiği sayılı semtler arasında bulunan Sarıyer ve Zekeriyaköy’deki bu alanların da gidecek olması oturup kara kara düşünmeyi gerektiriyor. Ben, bu iki bölgeyle ilgili sayısız yazı yazdım, ancak bugüne kadar konuyla ciddi olarak ilgilenen birine rastlamadım. Son dönemde çıkan haberlerin ortak noktası şu: İstanbul’da olası büyük bir afette kaçacak, sığınacak yerimiz kalmadı.

İstanbul, Avrupa’nın en kalabalık şehri. Nüfus açısından dünyada da ilk 20’nin arasında. Bir mukayese yapmak gerekirse İstanbul’un nüfusu Berlin, Münih, Frankfurt ve Hamburg’un toplamından fazla! Yarın bir büyük deprem olduğunda yapabilecek fazla şeyimiz yok. Nereye kaçacağız? Nerede toplanacağız?

Ulaşım nasıl sağlanacak? Kurtarma ekipleri sıkışık semtlere nasıl girecek? Türkiye’de şu aşamada hiç bir kurumun bu soruların yanıtını verebileceğini sanmıyorum. Şöyle bir düşünüyorum da; birçok semtte helikopterlerin inebileceği boşluk bile kalmadı. Her yere bir bina diktik, büyük boşlukları AVM’lerle doldurduk. İstanbul bitti.

Almanya’da birçok şehrin yedeği var. Çok büyük bir şehir afetle karşılaşsa ülke çökmez. Ama İstanbul için bunu söyleyemeyiz. Türkiye’nin geleceği buraya bağlı. İstanbul’un yedeği yok. Yıkıcı bir deprem sonrasında ekonominin nasıl etkileneceğini düşünebiliyor musunuz?

Marmara Bölgesi’nde tahribat ve can kaybı tahmin edildiği seviyelerde olursa Türkiye en az 10 yıl ayağa kalkamaz. Evet, bu hakikaten korkutucu bir tahmin ama maalesef gerçek olma ihtimali çok yüksek. Japonya, benzer bir yıkıma neden olan 1995’teki Kobe depreminden sonra sorumluların analarından emdiği sütü burunlarından getirdi.

Şehir planlamasından yardım ve kurtarma projelerine kadar her şey yeniden yapılandırıldı. Gölcük depreminden sonra müteahhitlere karşı 2100 dava açıldı; bunların 1800’ü hukuki boşluklardan ötürü cezasız sonuçlandı.

Geçen zaman içinde de hukuki boşluklar tamamlanamadı. Yani aşağı yukarı kaldığımız yerdeyiz. Hırsız müteahhitler aramızda dolaşmaya devam ediyor. Tahminim o ki, bir yıkıcı deprem daha yaşayana kadar, afete hazırlık noktasında aklımız başımıza gelmeyecek.

 

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.