Kazananı olmayan bir sürece girildi

17 Mayıs 2013, Cuma 05:00
AA

Uluslararası ilişkilerde herkesin kârlı çıkacağı ortamları anlatmak için ‘kazan kazan’ (win win) ifadesi kullanılır. Suriye ise çok açık şekilde ‘kayıp kayıp’ (lose lose) pozisyonuna girdi. Şiddeti durdurma uğruna atılacak adım ne olursa olsun, yakın zamanda ülkenin nefes alabilmesi çok güç görünüyor. “Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık” haline gelinmesi büyük oranda Suriye’deki etnik çeşitlilikle ilgili.

Ne Irak’ta ne Libya’da bu kadar karmaşık bir durum vardı. İslam ve Hıristiyanlığın çok çeşitli mezheplerinin bir arada yaşadığı Suriye, camdan bir fanus gibi. Kırılırsa Türkiye, Lübnan, Irak, hatta Suudi Arabistan ve İran’a kadar uzanan geniş coğrafya büyük istikrarsızlığa sürüklenebilir. Libya ve Irak’a askeri operasyon konusunda hiç değilse dünyanın yarısında oluşmuş bir görüş birliği vardı. Bu kez durum çok farklı görünüyor.

[[HAFTAYA]]

Suriye meselesinde hangi ülkenin nerede durduğunu özetleyeyim: ABD: Kararsızlık içinde. Şiddetin büyümesinin istikrarsızlığı artırdığını kabul ediyor. Ancak müdahalenin durumu daha da kötüleştireceği görüşü yaygın. Diğer taraftan bütçe açıkları ve ekonomik sorunların muazzam boyutlara ulaşması, Amerika’yı, sonu kestirilemeyecek maceralara girişmekten alıkoyuyor.

Ayrıca bizden farklı olarak Amerika’nın Çin ve Kuzey Kore gibi uğraşması gereken çok cephe var. Üstelik enerji ve güç bu bölgelere kaydığı için Washington’ın Ortadoğu ile eskisi kadar yakın ilgilenmesi beklenmemeli. Fransa: Batı ittifakı içinde askeri operasyona en sıcak bakan ülke. Ancak Paris de şimdilik ‘bekle-gör’ eğiliminde.

İngiltere: Başbakan David Cameron gelişmeleri en yakın izleyen liderlerden. Fakat o da ülkesinin asker gönderme niyetinde olmadığını açıkladı. Çin ve Rusya: İki ülke de aynı çizgide. BM’de Şam yönetimini korumaya devam ediyorlar. Suriye hakkında alınan askeri ve ekonomik yaptırımlar, bu ülkenin direnci nedeniyle etkili olamıyor. İran: Suriye’nin bölgedeki en önemli müttefiki. Silah, para dahil her türlü yardımı sağlıyor. Üstelik Hizbullah üzerinden Lübnan’ı istikrarsızlaştırıyor ve dolaylı olarak İsrail’i tehdit ediyor.

* * *

Suriye’de dini radikalizmin güçlenmesi, verilecek silahların kime gideceği korkusu ve Esad sonrası nasıl bir yönetimin işbaşına geleceğinin kestirilememesi, askeri seçeneği destekleyenlerin elini zayıflatıyor. Suriye askerlerinin kalbini çıkarıp yiyen, cesetler üzerinde türlü işkenceler yapan ‘Özgür Suriye Ordusu’ savaşçılarının hali Batılı ülkelerde “Biz kime yardım edeceğiz?” sorularına muhatap oluyor.

El Kaideci El Nusra’nın hâkimiyetinin giderek güçlendiği sır değil. Bu konu bölgenin en güçlü ülkelerinden İsrail için hayati önemde. Mısır’da İslamcıların işbaşına gelmesi nedeniyle Tel Aviv yönetimi Suriye’deki yönetimin şekliyle çok daha yakından ilgili. Bu karmaşık ortamda tek çözüm Amerika ve Rusya’nın anlaşması gibi görünüyor. Bu da yakında mümkün olur mu, emin değilim.

Sıradaki haber yükleniyor...