Spor tarihine bakıldığında her zaman büyüklüğü nüfusla ölçülen devletlerin değil; disiplin, eğitim ve altyapıya yatırım yapan ülkelerin iz bıraktığını görürüz. Özellikle basketbol, bu gerçeğin en çarpıcı örneklerinden biri.
Bugün nüfusları sınırlı ülkeler bile akılcı planlama ve gençliğe yatırım sayesinde dünya çapında başarı elde edebiliyor. Letonya ve Litvanya bu konuda üzerinde durulması gereken iki güçlü örnek.
Türkiye’nin en güçlü pazar yeri platformlarından Hepsiburada’nın davetiyle Avrupa Basketbol Şampiyonası’nı izlemek üzere Letonya’nın başkenti Riga’ya geldim. Kısa süre önce e-ticaretin küresel oyuncusu Kazak şirketi Kaspi.kz ailesine katılan Hepsiburada aynı zamanda erkek ve kadın basketbol millî takımlarımızın sponsoru durumunda.
Bu dev organizasyona ev sahipliği yapan bu küçük ülke Letonya ise yerleşik spor kültürünün önemini bir kez daha hatırlattı.
Bir başka küçük ülke Yunanistan, 1987’de Atina’da düzenlenen Avrupa Basketbol Şampiyonası’nda -benim de izlediğim- Sovyetler Birliği’ni muazzam finalde 103-101 mağlup ederek basketbol tarihine geçti. O günün kahramanı Nikos Galis, attığı 40 sayıyla yalnızca bir şampiyonluk değil, Yunan halkının spora bakışında da bir devrim yarattı. Bu zaferden sonra ülke çapında basketbola büyük yatırımlar yapıldı. Salonlar yenilendi, gençlere yönelik programlar geliştirildi. Yunanistan, Avrupa’nın en büyük basketbol ekollerinden birine dönüştü.
Baltık ülkesi Letonya da benzer bir hikâyeye sahip. Nüfusu yalnızca 1.8 milyon olan bu ülke, basketbolda dikkat çekici yıldızlar yetiştirdi. Bugün NBA’de sahne alan Kristaps Porzingis bunun en güncel örneği. Onun öncesinde Andris Biedrins gibi oyuncular da Avrupa basketboluna damga vurdu.

Riga’da her yerde basketbol kültürünün izleriyle karşılaştım.
Letonya, sınırlı imkânlarına rağmen disiplinli çalışmaları ve genç oyunculara şans vermesi sayesinde, Avrupa’nın saygın basketbol merkezlerinden biri hâline geldi. Litvanya, Letonya ve Estonya’dan çıkan oyuncular Sovyetler Birliği döneminde aynı formayı giyerek dünya basketboluna damga vurdu.
Litvanyalı 2.21’lik efsane pivot Arvydas Sabonis pas kabiliyeti ve oyun zekâsıyla modern basketbolun simge isimlerinden biridir. İki Litvanyalı oyuncu Sarunas Marciulionis ve Valdemaras Chomicius da 1988 Olimpiyat altınının mimarlarından olmuştu. Letonyalı basketbolcular Igors Miglinieks ve Gundars Vetra uzun yıllar büyük başarı gösterdiler.
Bu oyuncular, Sovyet forması altında altın madalya kazanırken, aynı zamanda Baltık ekolünün temelini attılar.
Bu farklı hikâyeler aslında aynı gerçeğe işaret ediyor: Nüfus büyüklüğü değil, doğru vizyon, altyapı ve disiplin başarıyı getiriyor.
Türkiye basketbolda zaman zaman parlak çıkışlar yaptı: 2001 Avrupa Şampiyonası’nda final, 2010 Dünya Kupası’nda gümüş madalya bunların başında geliyor. Ancak istikrar sağlanamadı. Bunun en önemli sebepleri arasında altyapıya süreklilik kazandırılamaması ve kısa vadeli hedeflerle hareket edilmesi sayılabilir.
Türkiye’nin daha kalıcı başarı elde edebilmesi için: 1. Altyapı devrimi: Yerel kulüplerin ve okulların basketbol altyapıları güçlendirilmeli. 2. Gençlere süre: Süper Lig ve millî takımda genç oyunculara daha çok şans verilmeli. 3. Disiplinli planlama: ABD ve İspanya’daki gibi uzun vadeli ‘ulusal basketbol stratejisi’ hazırlanmalı. 4. Koç ve eğitmen yetiştirme: Yalnızca oyuncular değil, antrenörler için de dünya standartlarında eğitim programları oluşturulmalı.
Küçük ülkelerin spor disiplinlerinde büyük başarılara imza attığı örnekler basketbolla sınırlı değil. Jamaika, yalnızca 3 milyon nüfusla dünya sprint atletizminin merkezi oldu. Usain Bolt bunun en çarpıcı örneği. Kenya ve Etiyopya, uzun mesafe koşularında onlarca yıldır zirvede.
