Viyana… Bir şehir düşünün; tarihle modernizmin, müzikle disiplinin, zarafetle planlamanın iç içe geçtiği bir sahne... Ve biz o sahnenin tam merkezindeyiz. Gotik mimarinin görkemli sembolü katedralin yanı başında, Do&Co Oteli’nin terasında, karşımda Attila Doğudan var: Do&Co’nun kurucusu ve CEO’su. Sohbetimize, Satış Pazarlama Müşteri İlişkileri Genel Müdür Yardımcısı Şeyda Güven de katılıyor.
Sohbet, ilk bakışta ‘yeme-içme’ diye başlayabilir. Ama birkaç dakika içinde anlıyorsunuz ki mesele yemek değil. Mesele deneyim, marka, operasyon, insan ve en önemlisi ekonomi.

Doğudan’ın cümlesi hem bir strateji özeti hem de bir ekonomi dersi gibi: “Biz tavuk göğsü satmıyoruz. Deneyim satıyoruz.” İşte çağımızın yeni gerçeği bu: Ürün değil, tecrübe… Mal değil, bağ kurma… Fiyat değil, değer... Do&Co, 40 yıl önce üç kişiyle küçük bir restoran olarak başlıyor. Bugün ise 20’den fazla ülkede, binlerce çalışanla, havacılıktan Formula 1’e, Şampiyonlar Ligi finallerinden butik otele uzanan bir küresel organizasyon.
- Ama Doğudan’ın büyüme formülü, klasik “ciro büyüttük” anlatılarından çok farklı:
- Takım işi (tek kişinin kuramayacağı bir ölçek)
- Sahada olmak (kâğıt üzerindeki raporlarla değil, yerinde görmekle yönetmek)
- Her gün sıfırdan başlamak (bugün başarılıyım dememek)
- Yanlış yaparak öğrenmek (başarıyı değil, hatayı ‘öğretmen’ görmek)
2007’de başlayan Turkish Do&Co ortaklığı, o dönemde THY’nin 70–80 uçaklık filosuyla ilerlerken, bugün 500+ uçağa doğru giden bir büyüme denklemine oturdu. Bu sadece havacılık başarısı değil, aynı zamanda ölçek ekonomisi demek.
Doğudan’ın ödüllere bakışı ise ekonomik açıdan çok önemli bir noktaya temas ediyor: “Ödül almak önemli ama asıl mesele her yolcuyu memnun etmek.” Bu, günümüz ekonomisinin en kritik kavramı: Müşteri edinme maliyetinin dünyada, mevcut müşteriyi tutmak en ucuz ve en etkili büyüme aracı. Sohbetin ekonomi açısından en çarpıcı bölümü şu ayrım: “İki çeşit maliyet var: Yolcunun gördüğü maliyet ve görmediği maliyet.” Bu aslında bir yönetim felsefesi: k Yolcunun görmediği tarafta verimlilik, otomasyon, robotik, lojistik optimizasyon. k Yolcunun gördüğü tarafta ise kaliteden asla taviz vermemek. Çünkü yolcu, çoğu zaman maliyet tablolarını değil, hissettiği deneyimi satın alır.
Ve Doğudan çok net söylüyor: “Yolcunun önüne gelen üründen tasarruf yapmayacaksınız. Nereden kısacağınızı bilmeniz lazım.” THY’yi yılda 80-100 milyon yolcu kullanıyor.
Bu, pek çok ülkenin yıllık turizm kapasitesine denk bir ‘hareketli vitrin’. Doğudan’ın yaklaşımı çok net:
THY, Türkiye’nin “misafirperverlik büyükelçisi”.
Do&Co da bu büyükelçiliğin ikram tarafında kritik bir çarpan. Zeytinyağı, meze kültürü, Akdeniz mutfağı…
Bunlar sadece lezzet değil. Bir de ‘pide ve mantı’ meselesi var. THY lounge’larında kuyruk oluyor. Peki ya Las Vegas’ta? Abu Dabi’de? Katar’da? Doğudan söylüyor: Aynı kuyruk orada da var. Do&Co’nun Formula 1’deki rolü, çoğu kişinin tahmin ettiğinden büyük. 33 yıldır bu işin içindeler. Memnuniyet yüksek olduğu için Formula yönetimi Do&Co ile 10 yıllık yeni sözleşme imzalamış.
Sohbetin gelecek projeksiyonu çok net: Lowcost havayolları ikramı iyice azaltacak. Uzun hatlarda ise ikram ‘kişiselleşmeye’ gidecek. Başarının arkasında her zaman risk vardır.
Doğudan’ın en çok korktuğu iki şey:
1. Hijyen: Taze ürünle çalışmak, katkısız üretim… Ne kadar prosedüre uyarsanız uyun risk sıfır olmaz.
2. İnsan motivasyonu: “Kimse fark etmeden yavaş yavaş kaybetmek” en tehlikelisi.
Viyana’nın merkezinde, bir terasta, gotik katedralin gölgesinde konuştuğumuz şey…
Aslında bir şirketten daha fazlasıydı: Bir ekonomi modeli. Attila Doğudan, bu modeli dünyada en başarıyla uygulayan insanların başında geliyor.
