
Türk Hava Kuvvetleri’nde 10 adet Airbus A400M (Koca Yusuf) uçağı görev yapıyor.
Kayseri Havalimanı’na inişte sağ tarafınızda mutlaka dikkatinizi çeker. O devasa gri gövdeleri ilk gördüğünüzde, bir uçağa değil, bir ülkenin iradesine baktığınızı hissedersiniz. Kısa süre önce bu duyguyu bizzat yaşamak için Kayseri Erkilet’te konuşlu 12. Hava Ulaştırma Ana Üs Komutanlığı’ndaydım. Burası yalnızca bir askerî üs değil. Türkiye’nin dünyaya uzanan kolu. Türk Hava Kuvvetleri’nin stratejik aklı, lojistik gücü ve kriz anlarındaki refleksi burada somutlaşıyor. Ana Üs Komutanı Hava Pilot Tuğgeneral Hasan Volkan Güleryüz ile yaptığımız sohbet, Mustafa Kemal Atatürk’ün “İstikbal göklerdedir” vizyonunun Millî Savunma Bakanlığı’nın günümüzdeki güçlü vizyonuyla bugün nasıl somut bir kapasiteye dönüştüğünü bir kez daha gösterdi. Bu üssün geçmişine baktığınızda, aslında bir dönüşüm hikâyesi görüyorsunuz. Uzun yıllar boyunca C-160 Transall ve C-130 Hercules uçaklarının da görev yaptığı bu üs, bugün A400M Atlas ile yeni bir çağa geçmiş durumda. O dönemlerin ‘emektarları’ olan C-160 ve C-130’lar, Türk Hava Kuvvetleri’nin lojistik omurgasını oluşturdu. Bugün ise bu iddia, çok daha ileri bir teknolojiye sahip A400M’lerle uzun ufuklara taşınıyor.

12’nci Hava Ulaştırma Ana Üs Komutanı Hv.Plt.Tuğg.Hasan Volkan Güleryüz
Türk Hava Kuvvetleri’nin , klasik anlamda bir nakliye uçağının çok ötesinde. Yaklaşık 37 tonluk taşıma kapasitesi, binlerce kilometrelik menzili, kısa ve hazırlıksız pistlere iniş kabiliyeti, aynı platform üzerinden hem kargo hem personel hem de tıbbi tahliye görevlerini yerine getirebilmesi onu benzersiz kılıyor. Gerektiğinde havada yakıt ikmali yapabilen ya da yakıt verebilen bu platform, aynı zamanda çok rollü bir stratejik sistem. Bir A400M’in, bir C-160’ın yaklaşık 2.5 katı, CN-235’in ise yaklaşık 8 katı yük taşıyabilmesi bile tek başına bu dönüşümün boyutunu anlatmaya yetiyor. Bu noktada Kayseri’de konuşlu 221’inci Filo’nun (Esen) ayrı bir parantez açılması gereken bir rolü var. A400M filosunun kalbi olan bu birlik, Türk Hava Kuvvetleri’nin stratejik ulaştırma kabiliyetinin omurgasını oluşturuyor. Filo Komutanı Yarbay Tolga Şahin’in paylaştığı bilgiler, bu yapının sadece uçak sayısıyla değil, hazırlık seviyesi, görev çeşitliliği ve personel niteliğiyle de öne çıktığını ortaya koyuyor. 7 gün 24 saat esasına göre görev yapan 221’inci Filo, gerektiğinde dünyanın herhangi bir noktasına saatler içinde ulaşabilecek bir kapasiteye sahip. Bu yönüyle yalnızca bir filo değil, Türkiye’nin küresel hareket kabiliyetinin en somut göstergelerinden biri. Kayseri’den havalanan 18-0093 kuyruk numaralı A400M ile Kars semalarına gidiş ve dönüşte hiç inmeden gerçekleşen uzun uçuşta bu kapasitenin sahadaki karşılığını gördüm.

A400M uçağı ile tatbikat öncesi Kayseri’den Kars’a gerçekleştirilen eğitim ve prova amaçlı uçuşa katıldım.
Uçak komutanı Yarbay Osman Duran, pilotlar Binbaşı Fatih Karaoğlu ve Binbaşı Alpaslan Başaran ile yaptığımız sohbet, bu dev platformun aslında ne kadar hassas ve yüksek teknolojili bir sistem olduğunu ortaya koydu. Kars üzerinde alçak irtifada gerçekleştirilen paraşüt atlayışı provası, ‘1. Haydar Aliyev Fiili Atışlı Müşterek Tabur Görev Kuvveti Tatbikatı’ hazırlıklarının ne denli kapsamlı olduğunu açıkça gösteriyordu. Bu noktada Kayseri Garnizonu’nun rolünü ayrıca vurgulamak gerekiyor. 12’nci Ana Üs, Kayseri’deki 1. Komando Tugayı ile tam bir eşgüdüm içinde çalışıyor. Bu yapı, Türkiye’de ‘hava-yer entegrasyonunun’ en güçlü örneklerinden biri. Havadan indirilen birlikler ile yerdeki unsurlar arasındaki koordinasyon, modern savaşın en kritik bileşenlerinden biri ve Kayseri bu anlamda bir referans noktası.
KIBRIS KAHRAMANLARI
Ancak bu üssün önemi sadece bugüne ait değil. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nda gerçekleştirilen paraşütçü indirme operasyonlarında bu yapının oynadığı rol, Türkiye’nin askerî tarihinde özel bir yere sahip. Bugün kullanılan teknoloji değişmiş olabilir ama o gün ortaya konan refleks ve koordinasyon, bugün hâlâ bu üssün ruhunu şekillendiriyor. A400M’lerin gerçek gücü ise kriz anlarında ortaya çıkıyor. 6 Şubat depremlerinde ilk havalanan platformlardan biri yine bu uçaklardı. İlk günlerden itibaren binlerce insanın tahliyesi, yüzlerce ton yardım malzemesinin ulaştırılması bu uçaklarla sağlandı. COVID-19 pandemisinde ise Çin’den Avrupa’ya, Afrika’dan Balkanlar’a uzanan geniş bir coğrafyada Türkiye’nin insani yardım kapasitesini dünyaya gösteren yine bu platform oldu. Bu uçaklar sadece yük taşımıyor; umut taşıyor. Bu noktada Türkiye’nin A400M projesindeki rolü de kritik. Türkiye bu projede yalnızca bir müşteri değil, doğrudan tasarım ve imalat ortağı. TUSAŞ’ın (Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş.) üretim katkıları ve Kayseri’deki retrofit merkezi sayesinde Türkiye, bu uçakları sadece kullanan değil, aynı zamanda geliştiren ve modernize eden bir ülke konumunda.
ASELSAN’IN ELEKTRONİK ZEKÂSI
Ülkemizde kullanılan hava platformlarımızın çoğunun ‘görünmeyen gücü’ de var. ASELSAN’ın geliştirdiği elektronik harp, aviyonik ve haberleşme sistemleri, özellikle DIRCM gibi lazer tabanlı füze savunma teknolojileri sayesinde uçaklarımızın güvenlik ve harbe hazırlık seviyeleri gelişiyor. Bu sistemler, uçakları pasif bir hedef olmaktan çıkarıp aktif bir savunma platformuna dönüştürüyor. Bu da Türkiye’nin savunma sanayiinde ulaştığı seviyenin en somut göstergelerinden biri. Bugün dünya, hızın ve erişimin belirleyici olduğu bir güvenlik ortamında. Bir ülkenin gücü artık sadece sahip olduğu platformlarla değil, o platformları ne kadar hızlı, etkin ve güvenli şekilde kullanabildiğiyle ölçülüyor. Kayseri’de gördüğüm tablo tam olarak buydu: Geçmişin tecrübesi, bugünün teknolojisi ve geleceğin vizyonu… Ve gökyüzünde süzülen o devasa gövdeler… Aslında yalnızca bir uçağı değil, Türkiye’nin küresel ölçekteki iddiasını taşıyor.
