Aşkın senaryoları

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Aşk... Ne kadar zor anlatılıyor ve daha da zor tanımlanıyor. Herkes bir ucundan tutmuş, her satırda, her filmde, her kitapta başka bir ayrıtını konuşuyor. Aslında ayrıtı olmayan, kenarı köşesi bulunmayan bir duygu aşk. Aşk bir gerçek midir yoksa bir rüya mı? Aşk deyince aklıma, gençlik okumaları, İngiliz edebiyatının çilekeş kız kardeşleri Bronte’lerin kitapları düşer: Jane Eyre, ‘Rüzgarlı Tepeler’... Aşkı konuşmak bile bu kadar zor iken, yazarlar nasıl yazmış, karakterler nasıl yaşamış, filmler nasıl çekilmiş...

Tüm sanatların büyüsünü en çok hissettiren duygudur; aşk. Sonradan okudum Aytmatov’un iç acıtan aşk tanımlamalarını. Bilmeyen var mıdır ‘Selvi boylum al yazmalım’ı? Önünde durduğum kitapçı raflarında, klasik kitapların, filmlerin arasında, konu olarak aşkı arayarak gözlerim ilerlerken neler geliyor aklıma? Ah, işte! Rüzgar Gibi Geçti! Scarlett’i hiç anlayamadım, sevmedim de.

Kazablankalı Sam de işlemedi bana... Humprey Bogard ve Ingrid Bergman’a rağmen hem de... New York’da Empire State binasında buluşmaya çalışanlar, İstanbul’da Gülhane Parkı, Yıldız Korusu’nda kol kola yürüyenler... Hepsi aşık birbirine... Dünya aslında aşkın boynuzunda dönüyor! Ya Anadolu’nun aşıkları? En kaça-göçe, en çok müdahaleye, ağır töreye maruz kalan aşklar belki de?..

Aşk için yapılanların aşkın taraflarına zarar vermesi ağır gelir bana: ‘Ya benimsin ya kara toprağın!’ Niye öyle olsun? Seven kıyar mı sevdiğine? Bırak yaşasın, hayat onu başka yöne sürüklese de... Benim sevdiğim aşk hikayelerinde kahramanlar mağrurdur. Aşklarını içten içe çeken kalplerin sahipleri... Hani verem eden cinsten aşklar vardır ya, onlar pek dokunur kalbime. Bir de başlayabilen ama günün birinde biten aşklar var. Gerçek aşk biter mi? Belki, iki insanın aşkı bitebilir ama AŞK yeryüzünde hiç bitmeyecek bence... Aşk deyince, öyle düşündürdü beni...

Tesadüfi olmayan tesadüfler

Tesadüfler bugünlerde aklıma takılıyor. Düşündüğün kişiyi köşeyi dönünce görüvermek ya da telefonda sesini duyuvermek... “Aaaa!” demek. “Ne tesadüf, ben de tam seni düşünüyordum.” Kaç defa geldi başımıza acaba? Kaç kere, bir kaç saniye öne geçtik hayatta. Önce düşündük, sonra yaşadık. Yaşayacağımızı bilmeden düşündük. Belli belirsiz, üst bellek tarafından algılanmayan bir şekilde hayatın algoritmasını değiştirdik. Bu varsayımda doğruluk payı varsa, hayatla ile ilgili bir çıkış yolu arayan kitlelerin ‘Sır’ın (The Secret) peşine düşmeleri anlaşılabilir. Tesadüf, aslında insanın isteklerini yaratma gücüdür. Tesadüf, bilinçaltıdır.

Tesadüf, mantıkla açıklanması imkansız ama önceden beklentisinin varlığı usa düşmüş olandır. Andre Suares (Felix-Andre-Yves Scantrel); “Tesadüf, inançsızların kadere taktıkları isimdir” demiş. Bizim hiç de yabancı olmadığımız ‘kadercilik’ inancını destekleyen bir söz. Suares, tesadüflerin kader olduğuna inanıyor. Ben, tesadüflerin aslında tesadüfi olmadığına inanıyorum. Ve diyorum ki; düşünce gücünüzü kullanın. Arzu edin, planlayın, adımlarınızı atarken zihnin enerjisini önden hedefe gönderin. Ondan sonra siz yolunuzda giderken karşınıza çıkan kişi veya fırsatlara ister ‘tesadüf’ dersiniz, ister ‘kader’, ister şans, ister ‘Sır’... Bütün mesele zihninizde bitiyor aslında. 

Kütüphaneler

Çocukluğumda İzmir’in Karşıyaka İlçesi’ndeki Hoca Mithat Halk Kütüphanesi’ne üyeydim. Kitap rafların önünde saatlerimi geçirirdim. ‘Hangisini seçsem de benimle eve gelse’ diye düşünerek, açıp içlerine bakar, konularını okur, ciltlerini okşardım. Önce çocuk klasikleri, sonra da dünya edebiyatının eserleri ile orada tanıştım. Kütüphanenin, ülkelere göre ayrılmış sistematiği ile ‘hangi yazar hangi ülkenindir’ ve yıllara göre yapılmış raf sıralaması ile ‘bu yazar hangi devrin yazarıdır’ kavramları, kolayca oturmuştu aklımda. Bu kütüphaneli ‘okuma ve öğrenmenin’ hayatım boyunca faydasını gördüm.

Yaşıtım olan arkadaşlarımdan daha hızlı okuyup daha kolay aklımda tutabiliyordum dersleri. Sıkılmadan ders çalışabiliyordum. Ödevleri çabucak istekle bitiriyordum. Çünkü ders bitince beni bekleyen kitaplarım vardı. 15 günlük geri döndürme süresini hiç geçirmeden erkenden okur, önceden teslim eder, yenisini alırdım kitapların. Arkalarındaki teslim fişine benim adımı ve üye numaramı yazdıklarında, kendimi ‘önemli’ hissederdim. Daha yaş 11, yıl 1980... 3-4 sene en mutlu saatlerimi orada geçirdim. Sokaktan bambaşka bir dünya idi.

Sonra özel televizyonların artması ve ağırlaşan dersler ile birlikte, kütüphane ziyaretlerimin arası açıldı. Üniversite hazırlığı yüzünden de bir daha uğrayamadım çocukluk kütüphaneme. En son hangi kitabı alıp okumuştum acaba? Düşündüm, anımsayamadım. Kitap okumaya ise hiç ara vermedim. Hâlâ hakkında en çok ‘sahip olma’ isteği çektiğim şey, kitaptır. Kendi anılarımdan ve bana sağladığı faydalardan yola çıkarak ‘tüm çocukların birer kütüphane kartı olmalı’ diye ahkâm kesmek istiyorum izninizle.

İl ve ilçelerdeki kütüphane sayısı artmalı. Köy çocukları için gezici kütüphaneler devreye girmeli. İnsanların ‘öfke’ denilen en kara duyguya belleklerini kolayca teslim etmemeleri için, kitapların yatıştırıcı ve fikirleri terbiye edici etkisine özellikle büyüme çağında ihtiyaç var. Buna hayal gücünü geliştirme ve kendini sözle ifade edebilme hasletini de ekliyor kitaplar.

Silah taşıma yaşının daha yeni 18’e düşürüldüğü bir ülkeyi, ancak ‘söz silaha karşı’ anlayışı kurtarır. Bu ‘kütüphane sayısının artması’ temennisine, bir de ‘her mahalleye basket potası, her yeşile bir spor alanı’ hizmetini ekleyebilirsek, kimse tutamaz artık bu ülkenin çocuklarını. İşte o zaman, değmesinler keyfimize!

 İnternetin alışveriş güvenliği

Günümüzde pek çok işlemimizi internet üzerinden halledebiliyoruz. Motorlu Taşıtlar Vergisi’ni internetten yatırabilir, kitaplarınızı internetten ısmarlayabilir, hatta yiyecek ve giysi alışverişinizi bile internetten yapabilirsiniz. Bu işlemler sırasında dikkat etmemiz gereken bazı detaylar var. Bunlardan biri, adres satırı http:// protokolu ile haberleşen bilgisayarların datayı şifrelemeden yolladıkları gerçeği.

Casus yazılımlar şifresiz datayı kolaylıkla ele geçirebilir. Https:// protokolu ile yollanan datalarda ise, haberleşme şifreli olacağından ve https:// kullanan bir web sitesinin güvenlik sertifikası olması gerektiğinden, haberleşmenin izlenmesi zordur. Web üzerinden kredi kartınızla alışveriş yaparken en iyi yöntem ise; bankanızın internet sitesinden oluşturabileceğiniz ‘geçici limitli sanal kart’ kullanmak veya kredi kart bilgilerinizi direkt olarak bankanın sistemine yolladığınız “3D Secure” sistemini destekleyen sitelerden alışveriş etmektir.

Böyle anlatınca sanki ‘internetten alışveriş etmemeli’ gibi geliyor insana. Fakat unutmamak gerekir ki, kredi kartınızı bir lokantada garsona verip hesap ödediğiniz zaman, tüm kredi kart bilgilerinizin kopyalanması, internet üzerinden bilgilere erişmekten çok daha kolaydır. En iyisi tedbiri elden bırakmamak ve sık sık kart ekstrenizi kontrol etmek.

Atma Twitter

Bu hafta Twitter’da çıkan söylenti, burçlara inansın inanmasın herkesin dikkatini çekti. 13. bir burç vardı! Adı da Yılan Burcu idi! Aslı astarı olmayan iddia, tamamen Minnesota Gezegenler Kulübü’nün verdiği bir röportajın yanlış anlaşılması sonucu doğdu. Minnesotalı gökyüzüseverler, Zodyak denilen burçlar kuşağındaki yıldız takımlarının sadece yeryüzünden görünenlerin adlandırılması ile oluşturulduğunu anlatıyorlar. Altını çizdikleri bir diğer gerçek ise, Ay’ın çekim kuvveti yüzünden, geçen zaman içinde Dünya’nın ekseninden kayıyor olduğu.

Bu nedenle de Güneş’in eskiden belirlendiği zamanda, geçmiş olması gereken burca geçmemiş olabileceği. Ve tam bu noktada Twitter’in çığ gibi büyüyen iletişim harikası sistemi devreye giriyor! Tüm dünya ‘Meğer 13. burç varmış’ı konuşuyor! Eh tabii, aldı mı burçseverleri bir endişe! Herkes önce bir sonraki burca bakıyor, sonra kendine bakıyor; “Yok, yok ben balık olamam!” veya “Benim nerem akrep ayol?!” diye söyleniyor! Üzülmeyin arkadaşlar, şimdilik astrologların Zodyak sistemini değiştirmeye niyeti yok! Herkes mutlu mesut burcunu okumaya devam edebilir.

(22.01.2011 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)

Sıradaki haber yükleniyor...
holder