Neden büyükler ve çocuklar birlikte kitap okumalı?

08 Aralık 2012, Cumartesi 05:00
AA

Anne-babasının koltuğunun altına kıvrılıp da rengârenk bir kitabı önüne açan bir çocuğun yüzündeki pırıltıyı hiç gördünüz mü? İşte, sadece o pırıltıya şahit olmak için bile yapılabilecek bir aktivitenin artılarını konuşmak için, Karin Karakaşlı’nın konuşmacı olarak katıldığı bir panel düzenlemiş GünIşığı Kitaplığı. Kitap Fuarı etkinlikleri kapsamında düzenlenen panele ben katılamadım fakat benim de sık sık sitelerini ziyaret ettiğim; www.birdolapkitap.com isimli çocuk kitapları sitesinin kurucuları, sevgili Yıldıray ve Banu katılmışlar. Karin Karakaşlı’nın aktarımlarını hepimiz için yazdılar. İşte onlardan bazıları:

- Yetişkinler her şeyden önce kendilerini bu zevkten mahrum bırakmamak için çocuklarla birlikte kitap okumalı.

- Bizim dünyamız çocuklarınki gibi renkli değil. Dünyamıza renk getirmek için onlarla birlikte, onlar için yazılmış kitapları okumalıyız.

- Çocuklarla bağ kurmak, özel anları paylaşmak için kitap okumalıyız.

- Çocuk kitabı da çocuklar gibidir. Bir çocukla biraz vakit geçirdikten sonra gülmeye başlarsınız, rahatlarsınız. Sadece kendiniz olursunuz. Normal yaşamda bastırdığımız, sorgulayan ve merak eden yanımız, çocukların soruları ile birlikte yeniden ortaya çıkar.

- Çocuk kitabı evrenseldir. Kendinizi, anneannenizin vaktiyle size anlattığı bir masalı bir çocuğa anlatırken bulabilirsiniz.

- Otomatiğe bağlanmış, korunaklı yaşamımızda, çocukların bakış açısı bizim de önümüzde yeni ufuklar açar. Korunaklı yaşamın monotonluğundan çıkmak için çocuklarla birlikte olmak, onlarla kitap okumak gerek.

- Kitap bize yaşamadığımız tüm diğer olasılıkları, hayal dünyasının enginliğini sunar. Bunu hele de minik bir çocukla el ele yaşamak, her şeyden daha doyumlu bir deneyim sunar. ‘Çocuklarımız, koltuğumuzun altına kıvrılma yaşını geçmeden bu fırsatı değerlendirmeliyiz’ der, hepinize mutlu mesut pek çok ‘uyku öncesi masal saati’ dilerim.

Salyangozu anlamak

Evimizin kadrolu bir salyangozu var. Dış cepheden yola çıkıp camlara, duvarlara, kısacası geçtiği her noktaya ‘ıpıslak izini’ bırakarak tırmanıyor! ‘Ne yer, ne içer ki ha bire dış cepheye tırmanıyor’ diye merak edip araştırdım: ‘Salyangoz böceği bitkisel beslenir, sebze ve meyveleri kemirir’ yazıyor nette. İyi güzel de ‘benim salyangozum’ yeşillikler arasında değil, camda, duvarda geziyor?!! Ben alıp yere koydukça, o tırmanıyor! Her sabah daha yüksek bir noktada buluyorum.

Belli ki bütün gece uğraşmış oralara çıkmak için. ‘Yaseminlerin dibini beğenmedi, bir de sarmaşıkları deneyeyim’ dedim; o da olmadı. Varsa yoksa, cam üstünde gidiyor! ‘Her canlının huyu suyu var işte, bu da böyle demek ki’ demedim tabii, yine Google’un önüne çöktüm, işim gücüm arasında ‘salyangoz niye cama tırmanır?’ yazıp 1.3 saniye bekledim. Bir sürü sonuç çıktı. Ve işin sırrını çözdük! Efendim, bu salyangoz canlıları, meğerse boğulmaktan korkarmış! Yağmurlu havalarda, yuvalarına dolan sulardan kaçmak için de yüksek yerlere tırmanırlarmış!

Yapışkan vücut yapıları sayesinde salyangozlar, çok iyi tırmanıcı olurlarmış. Vallahi de billâhi de aynen böyle yazmış bilim adamları! Bilmişler sanki, birilerine, bir gün bu bilginin lâzım olabileceğini. Yani benim salyangoz çok normal! Ben bu çok bilimsel tespitleri okurken de bir pop-up pencere açıldı önümde; işbilir bir böcek ilâçlama firması reklâmı çıktı karşıma! ‘Derhâl sizi salyangozlardan kurtarıyoruz’ yazmışlar! Hâlbuki istemiyorum ben salyangozumdan kurtulmak. Tek derdim onu anlamaktı.

Akıl üstte değil başta olsun

Biz, şimdiki nesilden daha kapalı bir toplumda büyüdük. İletişim araçlarından ve küresel ekonomiden daha az nasiplendiğimiz için olabilir. Hepimiz ilkokulda önlüklerimizi, ortaokulda gömlek üstüne düz jilelerimizi giyip gittik okula. En büyük derdimiz de bitlenmemekti. Şimdi bir anneyim. Yeni nesil çocukları; hayat konusunda çok daha kaygılı, çok daha olayların farkında, çok daha arkadaşlarının ne düşünecekleri konusunda hassas buluyorum. Serbest kıyafetin, küçük ruhlarına ekstra kaygı yükleyeceği konusunda çekincem var.

Özellikle 12 yaş sonrası öğrencilerin, kendileri için ve arkadaşlarına yönelik, ‘imaj her şeydir’ yanılgısına düşmeden okul yıllarını nasıl aşacaklarını düşünmeden edemiyorum. Ayrıca yeni yönetmeliğin, her eğitimcinin ‘kişisel değer ve toleransları’ seviyesinde yorumlanmayacağından ve öğrencilere yönelik uyarıların, yıpratma seviyesine ulaşmayacağından da maalesef emin değilim. Öğrencinin, okulda, o günkü kıyafetinin nasıl göründüğü endişesi içinde ve/veya arkadaşının o gün ne giydiğine bakarak geçireceği her anın, aklının ve düşünme kapasitesinin öğrenimden uzaklaşmasına yol açacağını hissediyorum. Umarım yanılıyorumdur.

(01.12.2012 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)

Sıradaki haber yükleniyor...