Oklava ve kartopu

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Bazı sözcüklerin anısı vardır insanda. Oklava böyle bir sözcük. Duyduğunda, beyaz beyaz unlanmış bir masada, ince ince açılan börekler, katmer katmer saca atılan hamurlar, evi ev yapan mutfak, çocukların ayrandan bıyıkları ile ‘hapur hupur’ yuttukları sıcacık lokmalar gelir akla. Kar ve kartopu da böyle iki sözcük. Güzel bir şey. Teoride. Masalsı duygular, neşeli anlar ile güzellemeleri hak edenlerden...

Ama burası Türkiye. Nostaljik anıların romantik yazılarını yazamadığımız yer. Artık, her kar gördüğümde kartopu yüzünden ölen bir küçük oğlan çocuğu gelecek gözümün önüne. Attığı kartopu yüzünden, ardına düşen araçla sokak sokak kovalanan, kaçtığı E5 üzerinde ezilerek ölen bir yavrucuk. Anasına sabır, tevekkül diliyorum. Yavrusuna çok yandım.

Aynı yangıyı, babasının oklava ile döverek öldürdüğü 15 yaşındaki kız çocuğu için de hissettim. Annesi 1 yaşında iken ölen genç kızı, cep telefonundaki mesajı gören babası, üvey annesi ve ağabeyi döve döve öldürmüş. Bir oklava yetmeyince 3 oklava kırılana kadar, kendini korumak isteyen Burçin’in elleri kırılana kadar, beyni kanayana kadar... Kaç saat sürmüştür? Kanlı oklavalar kaç kez inip kalkmıştır? Artık her oklava gördüğümde, kendini korumaya çalışan genç bir kız gelecek gözümün önüne... Niye böyleyiz biz? Öfkeli ve acımasız... 2014’den tek dileğim; çocuklar, gençler öldürülmesin artık. Yaşasınlar...

Yılbaşı trafiği

İstanbul’un son aylarda yaşadığı trafik problemi ortada. Hepimiz için kâbus hâline geldi. Geçen senenin 2 katı kadar zamanımız trafikte geçiyor. Durum böyle iken, yılbaşı akşamı yollara düşeceklerin iyi bir plânlama yapması gerek. Zirâ, normalin 2 katının 2 katı bir trafik olasılığı var. Keşke yetkililer şimdiden önlem alsa, yönlendirme yapsa, ek seferleri açıklasa... Ve bir de, gişe/şerit/ yol onarımları çarçabuk bitse...

ÇARE SEBZE

Gündem, havalar, yağmurlar derken; ruhum daraldı. Kendimi pazara attım. Hep söylüyorum, bu ülke ekonomisini pazarlar kurtarıyor. Etin el yaktığı, balığın pahalılandığı, tavuğun eski tadını özlettiği ülkemizde çare sebze. Benim semt pazarı ‘eğitimim’ çocukluğa dayanıyor: Anamla, babamla gide gele öğrendim ‘pazar raconunu’. “Raconu da mı var?” demeyin, elbette var.

Racon şöyle; görülen ilk tezgahtan alışveriş edilmeyecek. Tek tek her tezgâha fiyat sorulacak. ‘Elletenlerin’ tezgâhından ürün testi yapılacak. ‘Elletmeyen’ (huysuz) esnafa ‘pazar bu, seçmeden olur mu ayol’ tribi atılacak ve bir daha o tezgaha uğramamak üzerine akla not yazılacak. Yine de ‘acaba oradaki elmalar daha mı kütürdü?’ şüphesine düşülüp akıl o tezgahta kalacak. Yanındaki para ile mucize miktarda öteberi alınacak. Hatta son kalem olarak mandala/süzgeçe para arttırılacak. Ve pazar işi, asla ama asla aceleye getirilmeyecek. Aklımda çocukluk tembihleri, taze meyve-sebze arasında hoplayarak dolaşırken en güldüğüm ise; bir ‘cinsiyetsizleştirme ve saygı’ hitabı olarak kullanılan ‘abla’ tabiri.

Bayılıyorum bu samimi saygı hitâbına. Şöyle anlatayım durumun komikliğini: Ispanak alırken yan yana alışveriş ettiğimiz genç bir anne vardı tezgâhta. 25 yaşında var yok. Pazarcı da kır saçlı biri. Genç anne pazarcıya ‘amca’ diyor, pazarcı da müşterisine abla! ‘Kim kimin nesidir’ diye ilkokul sosyal dersi aile ünitesinde soru olsa, işin içinden çıkılamaz! Gelelim, aldıklarımız ile hâl ve harman olma kısmına... Hırsımı alamamış, sıkıntımı atamamış isem, eve varınca bir hız tüm sebzeleri pişiriyorum.

Zaten kış sebzesi dediğin, ıspanak, kereviz, pırasa... Kimsenin pek kadrini bilmediği ama benim kıymetlim olanlar. İyi pişirilirse tadından yenmez ‘kış sebzeleri’. Size de ‘sıkıcı olmayan zeytinyağlı kereviz tarifi’ vereyim; yılbaşı hediyesi olsun. Bir kere, sunum önemli. Bu nedenle kerevizler soyulup limonlu suda bekletilecek ve tam ortalarındaki ekmeksi kısım sebze oyucu ile alınıp oraya bir bütün havuç konularak beraber dilimlenecek. Zeytinyağı, soğanı, şekeri bol olacak (1 çay bardağı zeytinyağı, 1 büyük boy soğan, 3 küp kesmeşeker). Soğanlar pişince kerevizler ve ister patatesler, ister ayvalar (asla ikisi birden değil) konulacak. Üstüne de bir portakal, bir limon, bir de mandalina sıkılacak (korkmayın, sıkın)! Tuzu da ekleyince tamam. Aman, çok su boca etmeyin ve karıştırmayın. Pişince, dereotu çok yakışıyor. Afiyet olsun.

Asma yaprakları

Hafta içi yapılan operasyonlarda ayakkabı kutularından yüklü miktarda dolar çıktı: 4.5 milyon dolar. Sanal medyada hemen hesaplamalar başladı. Kaç kutuya sığardı bu kadar nakit para? Tahminler 18-40 kutu arasında. Biz diyelim; ‘çok kutu’. Ne de olsa ‘çok para’. Doların argodaki bir adı da ‘yeşil’dir. Renginden ötürü verilmiş bir kod. Yeşil olan başka şeyler de var tabi... Meselâ asma yaprakları da yeşildir. Köy yerinde, asmadan taze yaprakları toplar kadınlar. Deste deste yapıp, kıvırıp, büküp, bir plâstik şişeye doldururlar. Üstüne tuz basarlar. Ağzını da sıkı sıkı kapadıklarında ‘yiyecek’ olur kışa. Hayat böyle işte. Kimisi tek tek asma yaprağı saklar plâstik şişede, kimisi de yüz yüz dolar saklar kutuda. Yeşilin her tonu var yaşamda.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder