Amerika'da neler oluyor? 8 dakika 46 saniye 400 yıllık öfkeyi patlattı

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

25 Mayıs Pazartesi günü Minneapolis polis telsizine bir ihbar düştü: “Sigara almak için markete giren adam sahte 20 dolar verdi.” 17 dakika sonra ihbar edilen siyah adam, beyaz polisin dizinin altında boğularak ölmüştü. Ölmeden önce tam 16 kez “Nefes alamıyorum” dedi ama 400 yıllık baskı, 46 yaşındaki George Floyd’un boynunu bırakmadı. Pandemi sırasında restorandaki işini kaybeden George Floyd’un öldürülme anları sokaktaki biri tarafından kayda alındı. Ve 8 dakika 46 saniyelik video, büyük bir ayaklanmanın başlangıcı oldu. Minneapolis’te doğan isyan dünyaya yayılıyor; Londra’da ve Paris’te de eylemciler sokaklarda. Ne olduğunu, neye tanıklık ettiğimizi daha iyi anlamak için sekiz yıl Minneapolis’te yaşamış olan ve Minnesota Üniversitesi’nde ders veren, Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi- IPM araştırmacısı sosyolog Sinan Erensü ile konuştum.

 

Her yıl onlarca silahsız siyah Amerikalı’nın polis tarafından infaz edildiğini düşünürsek, Floyd’un ölümünü bardağı taşıran nokta olarak kabul edebiliriz. Bu ayaklanma neden şimdi oldu?

Floyd cinayetinin büyük bir isyan dalgasına dönüşmesinde üç neden var; şüpheye yer bırakmayacak kadar gereksiz olan şiddet görüntülerinin hızla yayılması, 2016’dan beri ırkçı söylemleri had safhaya ulaşmış olan Trump hükümeti ve üç aylık karantina sürecinin yarattığı ekonomik ve sosyal bunalım. Amerika’da milyonlarca kişi işini kaybetti. Pandemiden en çok etkilenenler ise azınlıklar oldu. Siyahlar da bunun başına geliyor. Olayların başından itibaren Trump’ın söylemleri de hayli ırkçıydı…

Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey, “Gösterilen acı ve öfke dolu tepkinin sebebi olan şiddet, beş dakikalık değil, 400 yıllık” dedi. Bu öfkenin mazisi nedir?

Frey, ırk ilişkilerinin ABD için kurucu önemine vurgu yapıyor. Amerikan İç Savaşı 1860’larda gerçekleşti ve Amerika ikiye bölünmenin eşiğinden döndü. Amerika’nın güneyi kölelik düzenin devamı için ülkenin kuzeyi ile savaşmıştı. Kuzey kısım, köleliğin kalkmasını ve modern kapitalizmi benimseyen bir ülke istiyordu. Kısacası Amerika’da kölelik, iç savaş sonrasında kalktı ama ırk ilişkileri düzelmedi. Ayrımcılık 1960’ların sonuna kadar devam etti. Ancak 1960’ların sonunda ayrımcılığın bir suç olduğu kabul edildi ve bu Anayasa’ya girdi. O kırılma noktasından bugünkü Cumhuriyetçi ve Demokrat parti ortaya çıktı. Irkçılık meselesi Amerikan tarihi için temel bir konudur. Dolayısıyla bu hadise beş dakikalık bir şiddet olayı değil, 400 yıllık mazisi olan bir ezilmişlik öfkesidir.     

Peki, bugün ABD’de siyah olmak ne demek?

ABD’de siyah olmak, beyaz bir ailenin 110 bin dolarlık birikiminin yanında beş bin dolarlık bir varlığa sahip olmaktır. Hanebaşı gelir ortalaması yılda 55 bin dolarken, 30 bin dolar kazanmaktır. Ortalama bir beyaz Amerikalı’dan dört yıl daha az yaşamaktır. Siyah bir gencin üniversiteden mezun olma ihtimali, beyaz bir gencin yarısı kadardır. Masum bir siyah Amerikalı’nın uyuşturucu gerekçesiyle hapse düşme ihtimali, masum bir beyazın aynı şuçtan hapse düşme ihtimalinin 12 katıdır. 40 yaş altı üç genç siyah erkekten biri ya hapistedir ya da hapisten yeni çıkmıştır. Bunun sonucu olarak siyah aileler hep yarımdır.  

 MINNEAPOLIS’TE ŞEKERE BULANMIŞ BİR IRKÇILIK VARDIR

Minneapolis’in sosyopolitik olarak nasıl bir nüfusu var?

Minneapolis, Amerikan Kongresi’ndeki ilk Müslüman temsilci siyah Keith Ellison’ı Washington’a göndermiş, ardından onun ilk başörtülü temsilcisi Somalili göçmen Ilhan Omar’ı seçmiş bir şehir. Ellison şu anda Minnesota Adalet Bakanı ve çarşamba günü Floyd’u öldüren polisin üçüncü değil, ikinci dereceden cinayet ile yargılanmasının önünü açtı. Bu kent, ABD’nin en liberal, kozmopolit, ilerici şehirlerinden... Kültürel çeşitliliği, yeşil alanları ve eğitim olanakları çok yüksek. Ayrıca Somali dışında en çok Somalili’nin yaşadığı şehir. Ama bu çeşitlilik bile ırka dayalı ayrımcılığı ortadan kaldırmaya yetmiyor. 

Evet, Minneapolis aynı zamanda etnik sınırların kalın çizildiği şehirlerden biri…

Hayli kalın… Siyahların yaşadığı mahallelerde sadece siyahlar, beyazların yaşadığı mahallelerde de sadece beyazlar yaşıyor. ABD’de, özellikle eğitim söz konusu olduğunda nerede yaşadığınız çok önemlidir çünkü bir mahallede verilen vergi o mahalledeki okulun kalitesini etkiler. Minneapolis’e kısa bir seyahat yaparsanız, “Bu şehirde herhalde hiç siyahi yok” dersiniz. Çünkü, şehrin ana kültürel ve toplumsal mekanlarında fazla siyaha rastlamazsınız.

 Siz uzun yıllar Minneapolis’te yaşadınız. Oradaki ırkçılığı nasıl tanımlarsınız?

Burada şekere bulanmış, çok da göze çarpmayan bir ırkçılık var. Görünen yüzü çok tatlıdır ve farklılıklara kucak açan bir yapısı vardır ama ırkçılık alttan alta sürer. Ancak orada yaşayınca bunu fark edebilirsiniz ve bu ikiyüzlülüğe daha da kızarsınız.

BU AYAKLANMADA SİYAHLAR YALNIZ DEĞİLLER

Bu ayaklanmanın altyapısını oluşturan kitlenin bileşenleri kimler?

Ön planda genç, siyah ve yoksul insanlar var ama siyahlar bu ayaklanmada yalnız değiller. Liberalizmin yaygın olduğu Amerika’nın kuzey eyaletlerinde eylemler daha karışık bir kitle tarafından sürdürülüyor. Minneapolis’te eğitim düzeyi yüksek ve radikal siyasetlerin her rengi var. O yüzden sokak hareketlerine hem siyahlardan hem beyazlardan hızla refleks verebilen çok kişi var. Beyazlar da, siyahlara destek çıkmaya çalışıyor.

Siyahlar bu desteği istiyor mu?

Siyahlar bu eylemlerin liderliğini ve rengini beyazlara kaptırmak istemiyor. Beyazların eylemlerde ön plana çıkıp çıkmaması gerektiği bir tartışma konusu… Sonuçta ırkçılık, beyazların ayrıcalığının devamını sağlayan bir sistemdi. Dolayısıyla bir beyaz olarak, ırkçı olmasanız dahi sistemden faydalanıyorsunuz.

Şu an şehir ne durumda ve ayaklanma ülkeye ne kadar yayıldı?

Hükümet binaları, bankalar, zincir restoranlar, dükkanlar yıkıldı, iki karakol yakıldı. Amerikan tarihinde görülmemiş bir yıkım söz konusu. İnsanların nasıl yaşadıkları yeri yerle bir edecek kadar kızgın olabildiği gerçeği ile yüzleşmeye çalışıyor Minneapolis. Ayaklanma ülkenin geneline yayıldı. 50 eyalette gösteriler devam ediyor.

TRUMP, BU OLAYLARDAN FAYDALANACAĞINI DÜŞÜNÜYOR

Trump, “When looting starts shooting starts” yani “Yağma başlarsa silahlı müdahale/tarama başlar” gibi twitler atıp protestocular için ‘thug’ (haydut) ve ‘vicious dogs’ (ahlaksız köpekler) gibi ifadeler kullanarak ne yapmaya çalışıyor?

Trump’ın söylemleri ırkçılara referans veriyor ve şiddeti artırıyor. Trump kendisini beyazların yanında, kontrol edilemeyen siyahları kontrol edebilecek bir lider olarak görüyor. Kendisi için “Ben düzen ve nizam başkanıyım” dedi. Düzen ve nizam kelimeleri, Richard Nixon’dan bu yana Amerikan sağ siyaseti için önemli iki kelimedir. “Bu suçu bitireceğim. Amerika’ya düzen ve nizam getireceğim. Sizin için siyahları zapturapt altına alacağım” demek oluyor. Kendini ırksal tansiyonun tam ortasında konumlandırıyor. Bu anlamda son dönemdeki Cumhuriyetçilerden de farklılaşıyor.

Nasıl?

Trump’ın beyaz üstünlüğünü savunan ırkçı grupları desteklediğini biliyoruz. Bugüne kadarki Cumhuriyetçiler, ırkçı ve sağcı gruplarla olan yakınlıklarını çok belli etmezdi. Trump’ın böyle bir kaygısı yok hatta bu ayaklanmalardan faydalanacağını düşünüyor olmalı ki bunu kaşıyor. Sekiz yıllık Obama yönetiminin, siyah bir başkanın sonrasında gelen reaksiyonel bir yönetim söz konusu…

Ama polis gücünde reformcular da var…

Evet, alttan alan, eylemciler karşısında diz çöken polisler ve askerler de var. “Eyleminizi anlıyoruz ama yağma olmaması için buradayız” mesajı veriyorlar. ABD’de polis gücü, yerel yönetimlere bağlıdır. Büyük kentlerde belediyeler Demokratların elinde. Bunların bir kısmı polis gücünü reforme etmek istiyor.

BU EYLEM BİR TALEP DEĞİL, DURUŞ EYLEMİ

‘BEN BURADAYIM, BENİ KABUL ET’ DİYOR

Bu ayaklanmayı nasıl okumalıyız?

Bu eylemi bir talep eylemi olarak ele almamalıyız. Bu ayaklanma, “Ben buradayım ve beni böyle kabul etmelisin” diyen bir duruş eylemi. Kökü ırkçılık olan bir çığlığın birkaç yasayla yok olması söz konusu değil. Ama idarenin bu itirazı ve öfkeyi görüp bir cevap vermesi gerekiyor. Cezasızlık çok önemli bir sorun. Yok yere öldürülen siyah canların kanı hep yerde kalıyor. Onları öldüren polisler neredeyse hiçbir zaman ceza almıyor. Öncelikle, Floyd’u öldüren polislerin hızlıca yargılanması ve mümkün olan en ağır cezayı alması gerekir. Kurumların içine işlemiş ırkçığı silip atmak kolay değil. Üstelik hayli güçlü olan polis sendikalarının bir çoğu aşırı sağcı ve açıktan Trump taraftarı. Minneapolis Polis Sendikası’nın başındaki isim de aynen böyle biri. Bu eski polisleri bu makamlardan uzaklaştırmanın yolunu bulmak, polis gücünü ırkçıların oyun alını olmaktan çıkartma konusunda cesur olmak lazım.

ESKİ ÖLDÜ AMA YENİ HENÜZ DOĞMADI

Ayaklananlar, aynı zamanda COVID-19’dan en çok etkilenen kesim. Salgın sırasında daha görünür olan sosyal adaletsizlik, öfkeyi ne kadar etkiledi sizce?

Siyahlar, COVID-19’dan çok etkilendi çünkü sokaklardan çekilme lüksleri yoktu. Genellikle servis ve temizlik sektöründe çalışıyorlar ve evden çalışma olanakları yok. Bankadaki paraları da beyazlar kadar çok değil; gelir kaybından onlar daha çok etkilendi. Öte yandan sağlık sistemi çok kötü, sağlık sigortası olmayanlar hastaneye gitmeye çekiniyor ve siyahların büyük kısmının sağlık sigortası yok. Evet, pandemiden büyük oranda siyahlar etkilendi ve öfke daha da arttı.  

Amerika’nın, mülkiyeti insan hayatının önüne koyan ve zenginlik ideali üzerinde yükselen değer sisteminin sonuna gelmiş olabilir miyiz? Yoksa daha çok mu yolumuz var?

Bu soru, aklıma Amerikalı siyaset bilimci Nancy Fraser’ın ‘Eski Öldü Ama Yeni Henüz Doğmadı’ adlı kitabını getirdi… 80’lerin başından itibaren kutsanan liberal politikaların sonuna geldiğimizi hepimiz fark ediyoruz ama yeni bir siyasi fikir ortaya çıkmadıkça “Eskisi bitti ve yenisi daha güzel olacak” demek çok gerçekçi değil.

SALGIN ÖNLEMLERİNİ ÖZGÜRLÜK KARŞITI BİR KOMPLO GİBİ LANSE ETTİLER

Bu eylem dalgasından hemen önce Trump taraftarları salgın önlemlerinin son bulması için silahlarıyla sokaktaydı. Hatta biri makinalı tüfeğiyle Michigan valisini tehdit etti! Trump’ın pandemi önlemlerinin kalkmasını neden bu kadar istediğini anlamak güç değil ama insanların virüse maruz kalmayalım diye alınan tedbirlere karşı sokağa dökülmesini, önlemleri bu kadar politik taraflılıkla görebilmelerini anlamak benim için çok güç. Ne düşünüyor olabilirler?

Trump kendisini, salgının ve karantina önemlerinin tam karşısında, Amerika’nın ekonomisini tekrar canlandıran ve halkın özgürlüklerine kavuşmasını sağlayan özgürlükçü başkan şeklinde konumlamaya çalışıyor. Bu da, ana destekçi grubunda böyle bir karşılık buldu; Trump’çılar silahlarıyla sokağa çıktı. Salgınla ilgili önlemleri, özgürlük karşıtı bir komplo gibi lanse ettiler. Salgın önlemlerinin bitmesini Amerika’yı özgürleştirecek bir direniş gibi kurguladılar. İnsanların silahlarla sokağa çıkıp sağcı slogan atmalarının, bu ayaklanmadan önce olması kayda değer bir noktadır. Bu olaylar, Minneapolis’te başlayan itiraz dalgasının daha kuvvetli çıkmasına sebep oldu.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder