Levent Özdilek: Çok eşli ilişkiler 50'li yaşlarımda anlamsız gelmeye başladı, artık sakin ve huzurluyum

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Oyunculuğuyla, ses tonu ve diksiyonuyla 50 yıldır sahnelerin ve ekranların vazgeçilmez isimlerinden biri... Neredeyse her kadının karizmatik ve çekici bulduğu bir erkek... 'Kırmızı Oda' dizisiyle televizyona dönen usta sanatçı Levent Özdilek ile buluştuk ve sanattan aşka, gündemden geçmişe her şeyi konuştuk.

Nasılsınız? 

Kişisel olarak iyiyim ama dünyaya baktığım zaman karamsarlık içine giriyorum. Bu karmaşanın içinde “Çok mutluyum” demek inan bana saçma geliyor. Zor durumda olan o kadar fazla insan var ki… 

‘Nasılsın’ sorusuna dünyadan bağımsız cevap veremeyenler neslindensiniz... 20’li yaşlarda birine “Nasılsın?” dediğimde sadece kendi hayatından bahsediyor.

Biz jenerasyon olarak hem sosyal hem siyasi hayatın ta içindeydik hep. Gençlik yıllarımı düşünüyorum da komün halinde yaşardık... Konservatuvarda okudum ama konservatif bir hayat yaşamadım. Haha! Tek başına mutluluk beni tatmin etmez. Yakınlarımın ve dünyanın ne durumda olduğu beni ilgilendiriyor. 

DOLU DOLU BİR HAYATIM OLDU, HER ŞEYİN DİBİNE KADAR GİTTİM

Adana’da başlayıp Cihangir’de devam eden 65 yıllık bir yaşam... Hayatınızı nasıl özetlersiniz?

Benim dolu dolu bir hayatım oldu, her şeyin dibine kadar gittim. Savaşçı bir ruhum var. Kafama bir şey koyarsam mutlaka ona doğru yola çıkarım. Bu, işle de ilgili olabilir, bir kadınla da... İki ay sonra da olsa 10 sene sonra da olsa kafama koyduğumdan vazgeçmem. Çok yoğun spor yaptım. Mücadeleci ruhumda sporun da etkileri olmuştur.

Hangi sporları yaptınız?

Profesyonel basketbol oynadım. 1970’lerde Yıldız Milli oldum. Çok iyi futbol oynardım. Eskiden yüzme şampiyonları Adana’dan çıkardı. Ben de Adana havuzunda yetiştim. Yüzme takımındaydım. Su topu oynadım. Masa tenisinde Türkiye dördüncüsü oldum. Saydığım bu sporları lisanslı yaptım. Sporda başarılı olmak için sıkı bir idman gerekir. Bu da insana disiplin getirir. Bir de yetenekli olmak lazım elbette. 

SPORDA VE SANATTA TORPİL OLMAZ

Aslında sanatın da benzer gereklilikleri var...  

Spor, beni sanat hayatına da hazırladı. Spor ve sanatta yeteneğin yoksa, disiplinli çalışmazsan ve eğitim almazsan hiçbir şey olamazsın çünkü sporda ve sanatta torpil olmaz. İkisi de seyirci ve icraya dayanan alanlardır. Birinin yakını diye bir adamı takıma koyduklarında sahaya torpili değil kendisi çıkıyor. Spordan başlayıp sanata geçişim de böyle oldu. 

HAYATIMIN KIRILMA NOKTASI YILMAZ GÜNEY'DİR

Nasıl bir aileye doğdunuz?

Hayli renkli ve kalabalık bir aileye... Ben güzel bir kokteylim. Baba tarafım Boşnak’tır. Balkan Harbi sırasında Saraybosna’dan Çukurova’ya göç etmişler. Annem de Tarsuslu bir yörüktü. Doğduğumda beyaza yakın sarışındım. Aile içinde bana “Sarı” derlerdi. O kadar sarıydım. Adanalılar; ilişki kurar, dokunur, paylaşır, ağırlamayı çok sever. Paylaşımcı ruhum buradan geliyor. 

Sinemaya başlamanızda Yılmaz Güney’in etkisi büyük. Nasıl tanıştınız?

Annem ve babam sanata ve gece hayatına çok düşkündü. O yıllarda Adana’ya gelen sanatçılarla yakınlık kurarlardı. Yılmaz Abi ve babam ilk gençlik yıllarından arkadaştı. Yılmaz Abi, ilk filmini çekmeye soyunduğunda, babam dahil Adana’daki arkadaşları ceplerinde ne varsa toplayıp ona vermişti. Onunla tanıştığımda 7 yaşındaydım. ‘Benim Adım Kerim’ filminde onun oğlunu oynamıştım. Zaten bana oğlu gibi yaklaşırdı. Yılmaz Abi, sonra beni konservatuvar okumam için yönlendirdi. Hayatımın kırılma noktası Yılmaz Abi’dir.

Levent Özdilek’in 1967 yılında rol aldığı Yılmaz Güney’in ‘Benim Adım Kerim' filminden bir kare...

Sonra tekrar birlikte oynamadınız, değil mi?

Yılmaz Abi’nin arzusu birlikte daha çok film ve tiyatro yapmaktı ama o hapishaneye girince yarım kaldı. Siyasi olarak zorlu dönemlerdi. Maalesef çok arkadaşım yok oldu, gitti. Bir yandan sanatla yoğrulurken vahşi bir siyasi dönemin içindeydik. Tüm darbeleri yedik. Bizim jenerasyon hem şanslı hem de şanssız. Dünyanın ve Türkiye’nin her önemli dönemini yaşadık. Pandemi de pastanın çileği oldu.

BİZ KARARLARLA YAŞAMADIK, GELİŞİNE YAŞADIK... 

Gençlik yıllarınızdan beri yakışıklı ve karizmatik biri olarak biliniyorsunuz ama bir jön gibi yaşamak yerine rock’n roll bir hayat seçmişsiniz. Hayat mı bunu getirdi yoksa sizin tercihiniz miydi?

Her zaman ilgi çeken ve bilinen bir adamdım. 12-13 yaşlarındayken bile karşı cinsten ilgi görüyordum ama tanındıktan sonra bile sırtımı buna yaslamadım. Renkli, güzel ve bohem bir hayat yaşadım. Üç kez evlendim, iki çocuğum var. Çocuklarımı çok önemsiyorum, onlar benim vazgeçilmezlerim... 

İlk evliliğinizi konservatuvarda yapmışsınız, değil mi?

Evet. Klasiktir, konservatuvarda bale bölümünün güzel kızlarıyla tiyatro bölümünün hızlı erkekleri aşk yaşarlar, evlenirler ve ayrılırlar. Oğlum Can’ın annesiyle de böyle bir evlilik yapmıştık. Henüz 25 yaşındaydım, o da 18 yaşındaydı. 

Sizin nesilden insanlarla konuşurken, sanki bizim jenerasyon bir hayat yaşıyormuş da siz, büyük kırılmalarla birlikte bir yaşama üç-dört hayat sığdırıyormuşsunuz gibi hissediyorum... 

Ne güzel ifade ettin. Neden biliyor musun? Çünkü artık gençler kararları doğrultusunda yaşıyor. “Çocuk istemiyorum” ya da “Şu meslekte şu kadar yıl içinde şöyle bir pozisyona çıkacağım” gibi... Biz böyle yaşamadık. Hayat ne getirdiyse onu yaşadık. Gelişine yaşadık... Aşık olduysak o aşkı yaşadık ve eğer çocuk olduysa, o da oldu. “Ben çocuk istemiyorum” gibi bir duygu ya da karar yoktu. Bizim zamanın dünyası kendiliğinden gelişiyordu, doğaldı.

Daha mı güzeldi? 

Daha güzeldi. Siz, birçok olumsuzluğun içine doğdunuz ve o doğallık bitti. Kızım Naz ve oğlum Can hayatımın en önemli parçaları, bu farkı onlarda da görüyorum. Birçok gencin ağzından “Ben bu dünyaya çocuk yapmam. Böyle bir dünyaya çocuk gelmemeli” gibi laflar duyuyorum. Dünya size bunu dedirtiyor ama bizim zamanımızda böyle bir şey yoktu...

BİNNUR KAYA İLE SETTE KARŞILAŞTIĞIMIZDA GÖZLERİMİZ DOLDU

‘Kırmızı Oda’ dizisinin kadrosuna dahil oldunuz. Nasıl gidiyor?

Binnur Kaya’yla sette karşılaştığımızda gözlerimiz doldu. Binnur okuldan yeni mezun olduğunda çalışmıştık, 20 yıl önce... Dizinin kadrosunda öğrencilerim de var. Seyircinin ilgisi de çok iyi. Bu işte olmaktan çok mutluyum. Belki de Türkiye’de dizi ve filmlerde oynayan ilk oyunculardan biriyim. Diyebilirim ki prodüksiyon ve cast çok iyi.

Bir de çekimlerine başladığınız film var: Bağ Bozumu... 

Çekimler pazartesi başladı. Bir fantastik gerilim filmi... Yapımcı Fazıl Kazancı ve rejisör Berke Üzrek. Berke, benim 20 yıl önceden öğrencim. Şimdi kendimi ona emanet ederek filminde oynamak benim için gurur verici. Başlıca rollerde benim dışımda Turgay Tanülkü ve Aliye Uzunatağan var. 200 oyuncu arasından seçilen altı genç oyuncu da eşlik ediyor. Yolumuz açık olsun.

GENÇ OYUNCULARDA CAHİL CÜRETİ VAR

Genç oyuncular hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bir oyuncu için asıl sınav alanı tiyatrodur. Biz tiyatro sahnesine “Arena” deriz. Eğitimin yoksa ve kendini hazırlamadıysan aslanlara yem olursun. Çok iyi genç oyuncular var fakat görüyorum ki çoğunun rol için hiçbir hazırlığı yok. Alt yapısı olmayan gençler bir dizi ya da film çektikten sonra yok oluyor. Zorluk çekmemiş, basamak çıkmamış, rolü almak için mücadele etmemiş… 

Oyunculuk eğitimi ne kadar önemli sizce?

Bir bankacı, doktor ya da avukat eğitimi olmadan mesleğini yapabilir mi? Oyunculuk dışarıdan çok kolay görünüyor. Oyunculuğa dair hiçbir eğitimi olmadan bir şekilde rol kapmış bir oyuncu, makyajı yapılınca kostümü giyince o role girebileceğini zannediyor. Elbette çeşitli nedenlerle konservatuvar eğitimi alamamış olabilirler ama bir ustadan ya da iyi oyunculuk veren bir kurumdan eğitim alabilirler. Bazı genç oyuncular Türkçeyi zor konuşuyorlar. Diksiyon eğitimi diye bir şey var! 

Bu alt yapısız bir özgüven mi?   

Özgüveni bırak, kaygısı yok ki! Düşünmüyor bile! “Nasıl olsa yaparım” diye düşünüyor. Bu nasıl bir aymazlık! Bir şeyler göstermeye çalışınca da “Tamam hocam!” deyip arkalarını dönüp gidiyorlar. Buna ne denir, bilmiyorum. Cahil cüreti… İlla ünlü olmak istiyorlarsa eğitimini alıp da ünlü olabilirler. Çok iyiler de var tabii. 

BENDE PARA DURMAZ MÜLKİYET DUYGUM YOK

50 yıldır bu işi yapıyorsunuz. Parayla ilişkiniz nasıl?

Parayla ilişkim yok. Bu piyasaya ilk girenlerden biriyim; çok iyi paralar kazandım ama benim hiçbir mal varlığım yok. Bir evim vardı, onu da bir filme yatırdım ve battı. Bende para durmaz. Bir dostumun ihtiyacı olursa paramı ona veririm ve sonrasına da hiç bakmam. Mülkiyet duygum yok. Üç kere evlendim ve her ayrıldığımda ceketimi alıp çıktım. Evleri, yazlığı, arabaları bıraktım. Arkama bakmadan gittim. 

Bugünkü deneyiminizle aynı şekilde mi davranırdınız?

Dünyayı gezdim, çok güzel yerler gördüm. Lüks de yaşadım, aç kaldığım zamanlar da oldu. Hiçbir yaşadığımdan gocunmuyorum. Bir oğlum bir de kızım var. Oğlum kendi işini kurdu. Çok iyi işler yapıyor. Kızım liseyi bitirecek. Şimdiki aklım olsaydı çocuklarım için yatırım yapmak isterdim. Yine kendim için bir şey yapmazdım. 

TAAMÜDEN DOĞDUM BEŞ AY BOYUNCA ANNEMİN KARNINDA SAKLANDIM

Hayat mottonuz nedir?

Benim mücadelem annemin karnındayken başladı. Mücadele edeceksin.

Kitabınız, ‘01 Hayatım Adana Benim’ şöyle başlıyor: “Taamüden doğdum ben.” Yani daha spermken bile bilinçli olarak dünya geldiğinize dair bir iddianız var. 

Hahaha! Evet, çünkü gerçekten öyle olmuş. Adana Taşköprü’nün hemen arkasında yoksul bir ev var. Biz ona ‘kırık ev’ deriz. Annemin ailesi, annemi babama vermeyince babam ve annem kaçmışlar. İkisi de 18 yaşındaymış. Kaçan çiftler ilk fırsatta birlikte olur ki onları bulduklarında iş işten geçmiş olsun. Abim de bir çalı dibinde olmuş. Abim iki yaşındayken, babam askerden izne geldiğinde annem bana hamile kalmış. Maddi durumlar iyi olmadığından annem doğurmak istememiş. Doktor “Ben bu çocuğu alamam çünkü beş aylık” demiş. Annem beş ay boyunca hamile olmasına rağmen adet görmüş. Bu yüzden hamile olduğunu anlamamış. Yani, ben beş ay boyunca annemin karnında saklanmışım.

İnkılâp Yayınevi’nden çıkan ‘01 Hayatım Adana Benim’ 2019’da yayınlandı. Bu kitap hayatınızın yarısını anlatıyor. Devamı gelecek mi?

Doğumumdan ilk gençlik yıllarıma kadar yazdım. ‘Hayatım Sanat Benim’ isminde devamı gelecek. Hepsi kafamda ama henüz oturup yazamadım. 

Anılarınızı sansürsüz yazabilecek misiniz?   

Acayip ve inanılmaz şeyler yaşadım ama isim vermek olmaz tabii.  

ÇOK EŞLİ İLİŞKİLER 50'Lİ YAŞLARIMDA ANLAMSIZ GELMEYE BAŞLADI. ARTIK SAKİN VE HUZURLUYUM

Bir erkek kaç yaşında olgunlaşır?  

Bunun için yaş söylemek yanlış olur. Ben hayatı hiç es geçmeden yaşadım. Her şeye dokunup her şeyi görmekten yanayım. Çocuklarımın ruhuna da bunu üfledim. Bir fanusun içinde yaşayıp hayatı deneyimlemek mümkün değil. Bir şeyleri teğet geçerek hayatı öğrenemezsiniz.

Sizin kırılma noktanız ne zaman gerçekleşti? Ne zaman “Artık tamam, başka bir şey arıyorum” dediniz.

Hayatım boyunca kadınlardan hep ilgi gördüm ama 50’li yaşlarımda bu bana anlamsız gelmeye başladı. Çoklu ilişkiler yaşıyorsun ve bu da bir yerden sonra yıpratıyor. 

Teoman'ın bir şarkısında “Çok kadın hiç kadındır” diye bir söz vardı.

Çok doğru. 10 yıldır Nilüfer Bıyıklı ile birlikteyim, en uzun ilişkimdir. Benim için rekor bir süre bu. Kaçınılmaz şekilde çok fırtınalı zamanlarımız da oldu ama artık sakin ve huzurluyuz. 

ÇOK PİŞMAN UYANDIĞIM SABAHLAR OLDU

Tek eşli hayattan ne öğrendiniz?

Çoklu ilişkilerde yıpranıyorsun, saygı kalmıyor. Bir yaştan sonra saygının çok önemli olduğunu anlıyorsun. Eskiden ilişki istemediğim yere gidince başka ilişkiler yaşıyordum. Çok pişman olduğum sabahlar olmuştur. Kendime artık bunu yaşatmak istemiyorum. Beraberliğin devam etmesini istiyorsan adım atman ve bazen taviz vermen gerekiyor. Ne ben dünyanın en yakışıklı erkeğiyim ne birlikte olduğum kadın dünyanın en güzeli… İkimiz için de dünyada birçok seçenek var, önemli olan başkalarına kapıyı açmamak... 

Kadınlarla ilgili ne öğrendiniz?   

Kadınları çok fazla anlamaya çalışmayacaksın, yaşayacaksın. 

Çok güzel bir kadın mı çok entelektüel bir kadın mı?

Ben estetiğe önem veren bir insanım. O yüzden güzel ve entelektüel bir kadın. Güzellik derken aura’dan bahsediyorum. Kilolu bir kadınla da birlikte olmuşumdur. Başkalarına güzel gelmeyen birçok kadınla beraberliğim oldu, çünkü onların başka güzellikleri vardır. Klasik anlamda güzellik kavramım yok.

ALKOL ALAN DA ŞİDDET UYGULUYOR BEŞ VAKİT NAMAZ KILAN DA...

Ülkede sizi en çok üzen şey ne?

Türkiye’de kadınlar feci durumda. Türkiye’de 2020 yılı içinde 400'e yakın kadın öldürülmüş. Bu nasıl bir şey ya! Bizim camiada bile şiddet gören çok kadın var. İnanamıyorum! Akol alan da şiddet uyguluyor, beş vakit namaz kılan da... Bunun eğitimle de ilgisi yok. Bunlar çok egosantrik şeyler. Kadın kimsenin mülkü değildir. Ayrılmak istiyorsa ayrılır. Söyleyecek şey bulamıyorum, kızmanın ötesine geçtim artık.

Size en iyi gelen, sizi sakinleştiren şey ne?

Hayattaki en doğru enerjiyi doğadan ve hayvandan alırsın. Ağaçlarım vardır, çiçeklerim vardır. Bir çiçeğin, ağacın yanından geçerken onu öperim. Doğanın ve hayvanların hesabı kitabı yoktur. 

Yazarlarımızdan

26 Kasım 2020, Perşembe 10:10
26 Kasım 2020, Perşembe 09:49
26 Kasım 2020, Perşembe 09:43
26 Kasım 2020, Perşembe 09:39
Sıradaki haber yükleniyor...
holder