Tuna Kiremitçi: Geldiğim gezegeni artık zar zor hatırlıyorum, belki gelecekten gelmişimdir

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Hep derler ya, “Bu da geçer ya hu” Elbette bugünler de geçecek. Peki, nasıl anımsayacağız bu dönemi? Videolar geliyor, insanlar başkaları da hastalansın diye virüslü mendillerini tanımadıkları kişilerin çantasına atıyorlar, asansöre binip tükürüklerini tuşlara sürüyorlar. Anlam vermek çok güç. Tuna Kiremitçi diyor ki, “Gerçek insan daha doğmadı. O, henüz tanışmadığımız bir anne tarafından doğurulacak. Bugün yaşadığımız dehşet, dram ve trajediler aslında onun doğum sancıları...” ‘İnsanlığın Öldüğünü Duydum’ adında üç şarkılık bir EP yayınlayan Tuna Kiremitçi ile buluştuk.

‘İz kalmadan’ isimli şarkı sanki bugünleri anlatıyor gibi...

Ne yalan söyleyeyim, böyle bir şarkı yazacağım aklıma gelmezdi. Yayınlandığı gün dünyanın bu halde olacağını da bilemezdim. Elimde sadece tamamlayamadığım bir şarkının nakaratı vardı. Geçen yaz bir dostuma tiroit kanseri teşhisi kondu. Ameliyattan sonra atom tedavisi gördüğü için evinden çıkamıyordu. Küçüklüğünde Çernobil etkisine maruz kalanlarda tiroit kanseri sık görülüyor. Arkadaşım karantinadayken onu eğlendirmek için o dizeleri rap şeklinde kaydedip kendisine yolladım. "Seninle gel eski kahramanların şimdi yaptığını yapıp dünyayı kurtaralım / Süper güçse lazım olan ziyadesiyle var / Kanımızda radyasyon Çernobil’den yadigar.” Sonra başını ve sonunu tamamladım, ortaya "İz Kalmadan" şarkısı çıktı. Demek ki insanlığa bugünlerde verilmesi gereken bir mesaj varmış. Mesajın sahibi beni ve şarkımı aracı seçmiş.

Şarkı rap tarzında. Neden?

Aslında amacım tedavi gören arkadaşımı eğlendirmekti. Sonra OT dergisinden arkadaşlarla konuşurken iş ciddileşti. Her şairin aslında potansiyel rap sanatçısı olabileceğinden konuştuk. Sonra bir akşam evde biraz Mode XL, Ceza, Spoken Word falan dinledim ve yıllardır bitiremediğim o beste tamamlandı.

‘İnsanlığın Öldüğünü Duydum, Volume 1’ devamı gelecek mi?

Evet, üçer şarkılık iki EP daha dijital platformlarda yayınlanacak. Diğer ikisi için de rap formuna yakın birer şarkı hazırlıyorum. Kısmetse ‘Vol. 2’ Eylül’de, 2021 başında da "Vol. 3"... Sonra üçünü toplayıp LP formatında sunacağız.

BU OLANLAR GERÇEK İNSANIN DOĞUM SANCILARI

Bugün tuhaf şartlarda buluştuk. Bir virüs geldi ve hayatı bir anda distopik bir filme çevirdi. Siz nasıl yorumluyorsunuz?      

İşin kötüsü, geçmişe bakınca da kaybedilmiş bir cennet göremiyorum. 20. Yüzyıl'ı da gayet net hatırlıyorum, pek çok korkunç şey vardı. İki dünya savaşı, kolera salgınları, Yugoslavya savaşı, Atom bombası, Afrika'da açlık, katliamlar... Nostaljisi yapılacak pek bir şey yok. Bu bakımdan nostalji bir çeşit salaklık. Ama tüm insanlığı aynı anda tehdit eden bir şeyle ilk kez karşılaşıyoruz, haklısınız. Demek ki bir şeyler öğrenmemiz gerekiyor.

Sizce bu dönemden ne öğrenerek çıkacağız?

Sık sık yaşanan kötülüklere bakıp "İnsanlık öldü mü" diye sorarım. Bence gerçek insanlık daha doğmadı. Gerçek insanlık bilmediğimiz bir gelecekte, henüz tanışmadığımız bir anneden doğacak. Bugün yaşadığımız dehşet, dram ve trajediler aslında onun doğum sancıları. Melih Cevdet Anday bir şiirinde “Biz insanın ceddiyiz” diyor. Yani gerçek insanın atalarıyız demek istiyor. Belki de gerçek insanlık doğduğu zaman bize bakacak ve halimize üzülecek...

Başardığımız bazı şeylere de şaşıracaklardır umarım...

Evet, müziği ve bazı sanatları bulmuş olmamızı takdir ederler herhalde. Yapay zekâyı, penisilini, antibiyotikleri, Barok mimariyi... Bir taraftan da üç kuruş ve petrol uğruna birbirimizi kıtır kıtır kesmemiz anlamsız ve üzücü bulacaklardır. Tüm bu olanlar gerçek insanın doğum sancıları. Bize de bu dönemi yaşamak düştü. Gelecekteki tarih kitapları Göbeklitepe’den bize kadarki süreyi ‘Uygarlık Öncesi Dönem’ olarak sınıflandırabilir, hiç gücenmeyelim.

ÇOCUKLARI SAVAŞA GÖNDERİRKEN KİMSE BU KADAR TELAŞ ETMİYOR

Koronavirüsle birlikte önem sıralaması da değişti. Hayatta kalmayı aşmış bir insan topluluğuyduk. Şimdi başa döndük ve hayatta kalmaya çalışıyoruz. Özgürlüklerimizden taviz veriyoruz...

Bir şey söyleyeyim mi? Dünyayı yönetenler yaşlı olduğu ve koronavirüs de daha çok yaşlıları etkilediği için bu kadar teyakkuz halindeyiz. Virüs sadece gençleri etkileseydi bu kadar önemsemezlerdi. Ayrıca dünyada genellikle gençleri ve çocukları öldüren bir virüs var zaten. Adına savaş diyoruz. Buna karşı neden aynı uluslararası önlemler alınmıyor? Dünyayı yönetenleri 20-25 yaşındaki çocukları savaşa gönderirken bu kadar telaşlı görmüyoruz. Şimdiyse maşallah pek bir telaşlılar.

CAN SIKINTISINDAN ÖLMEMEK İÇİN AŞKA İHTİYACIMIZ VAR

Üç evlilik, birçok aşk... Şarkınızda da “Aşk varsa şu alemde başka şeye yok hacet” diyorsunuz. Aşkı cidden hayatın merkezine mi koyuyorsunuz?

Havalı görünmek için “Artık aşka inanmıyorum” falan desem de aşksız bir hayatın çok anlamsız geleceğinin farkındayım. Hayat denen şu garip deneyimi can sıkıntısından ölmeden atlatabilmek için aşka ihtiyacımız var. Ama insan her şeyin suyunu çıkardığından aşkı da eziyete çevirebiliyor. Tutkuyu, sevgi ve şefkatle dengeleyebilmek lazım. Bence aşk, insanın bir başkasının mutluluğuyla mutlu olabilmesi. Bu süper bir şey. Ayrıca serde Bektaşilik var, ilahi aşka da inanırım. Biz kimseye kin tutmayız, kamu alem birdir bize.

Aşk bana çok anlamlı gelmiyor, olabildiğince uzak durmayı tercih ediyorum. Neden ona bu kadar çok ihtiyaç duyuluyor?

Zaten asıl mesele aşk değil, yalnızlık. Şu dünyada yalnızlıktan ölesiye korkuyoruz, bunun çaresini de aşkta arıyoruz.

KAÇIĞIN TEKİYİM VE DEĞİŞEMEM

Bu sonuca kaç yaşında vardınız?

Çocukluğumdan beri eski moda hissetmişimdir kendimi. Sanki benim ait olduğum dünya daha ben doğmadan ölmüş. Bu yüzden uyumsuzdum hep. Topluma uyum sağlamaya çalıştığım zamanlar da oldu. Evlendim mesela, müziği bırakıp düzgün bir işe girdim, çatlak olduğum anlaşılmasın diye. Düzgün düzgün kitaplar yazdım. Ama 40'ımdan sonra jeton düştü. Zihnimde ve ruhumda bazı şeyler nihayet yerine oturdu. Kaçığın teki olduğumu ve değişemeyeceğimi kabullendim. Bu da şarkı yazarken ve yaşarken işimi kolaylaştırdı. Zaten hayatımın müzikle uğraştığım dönemleri güzeldir benim. Ne zaman müzikten uzaklaşsam benden hayır gelmez.

EVLİLİKTEN MEZUN OLDUM, BİR DAHA EVLENMEM

Tekrar evlenir misiniz?

Yok, artık mezun oldum o işlerden. Dediğim gibi, topluma uyum sağlamak için çabaladım ama çatlak kafayla her şey bir yere kadar. Aslında insanlığı kurtaracak formülüm hazır: Evlilik beş yıl olmalı. Beş yılda bir kontrat yenilenmeli. İki taraftan biri yenilemek istemiyorsa da otomatik olarak sona ermeli. Öyle avukatla mahkemeyle falan uğraşmadan. İş müebbet olunca insanların ruhları er geç hastalanıyor. Çocuk sahibi olmak istiyordum ve beraber çocuk büyütebileceğimi düşündüğüm kadınlarla evlendim. Evlilik bitse bile dost ve akraba kalınacak insanlarla.. Üçte iki başarılı oldum. Hiç fena değil.

33 YAŞINDAKİ KADINLAR BANA ÇEKİCİ GELİYOR

Galatasaray Lisesi’nde yatılı okumuşsunuz. Annenizden uzak büyümek sizi nasıl etkiledi?

1968 kuşağından sosyalist bir babam vardı. İnşaat mühendisiydi. Çocukluğunda ailesiyle Bulgaristan’ın Filibe şehrinden göçmüşler. Askerlik yaparken tanıştığı bir kızla nedense evlenip Eskişehir'e yerleşmiş. Ben ve kız kardeşim orada doğmuşuz. Galatasaray Lisesi’nde yatılı okurken müzik kulübünü keşfettim ve hayatım kurtuldu. Annem beni yatılı okula bırakırken 33 yaşındaymış. Hayatımda ciddi iz bırakan tüm kadınlar benimle tanıştıklarında o yaştaydılar. Hatta bu konuda bir şiir yazmıştım, ‘3 kere 33’ diye. ‘Sözcükler’ dergisinde yayımlandı.

Kadınlarla sorunlar da bu anne konusundan mı çıktı?

Evet, farkında olmadan onları annemin yerine koymaya çalıştım. Haliyle, onlar da buna direndiler ve sorunlar çıktı. Bugün bile 33 yaşındaki kadınlar bana daha çekici gelir.

450 YILDIR DÜNYADAYMIŞIM GİBİ HİSSEDİYORUM

Kendinizle en gurur duyduğunuz şey ne?

Türkiye'nin en çalkantılı zamanlarında bile kimsenin adamı olmadan, hiçbir çıkar grubuna, tarikata ya da mafyaya sırtımı yaslamadan başım dik yürüdüm. İcabında bedelini de ödedim. İşlerimi iyi yaparak para kazandım, salaklık yaptıysam sadece kendime zarar verecek salaklıklar yaptım. Uzun bir mücadele oldu. Hani bazıları "Daha dün çocuktum, nasıl da geçti yıllar" falan der ya, ben sanki 450 yıldır falan dünyadaymışım gibi hissediyorum. Geldiğim gezegeni artık zar zor hatırlıyorum. Belki de orası dünyadır. Belki gelecekten gelmişimdir. Gerçek insanlığın doğduğu zamanlardan. Kim bilir?

ROMANCILIKTAN ANORMAL PARALAR KAZANDIM AMA ARTIK BIRAKTIM

Roman yazmayı bıraktınız mı?

Roman yazmak benim için bu gezegene uyum sağlama çabasıydı. Tıpkı evlenmek ya da reklam ajansında çalışmak gibi... Bunu asla beceremeyeceğimi anladığım zaman bıraktım. Ama Allah için anormal paralar kazandım romancılıktan, bütün edebiyat dünyası bana düşman oldu. "Allah'ın müzisyeni gelmiş işimizi elimizden alıyor" diye düşündüler herhalde. Üstelik bence haklıydılar. Beyoğlu'nda büyüdüğüm yıllarda ‘gitar çalan şair çocuk’tum ben. Bugün de hâlâ öyleyim. Sadece araya bir şeyler girdi.

O zaman bundan sonra sadece müzik mi?

Tabii ki. İşler iyi gidiyor. Şarkılarım seviliyor, konserler iyi geçiyor. Güzel bir dinleyici kitlem oluştu. Üstelik çoğu da genç. Bazen kulise fotoğraf çektirmeye geldiklerinde "Tuna Bey sizin kitaplarınız da varmış, annem söyledi!" diyorlar, çok hoşuma gidiyor. Arada kendime mani olamayıp şiir yazacak olursam dergilerde yayınlatıyorum o kadar. Ama 50 yaşımdan sonra takma isimle polisiye romanlar yazmak gibi sinsi bir emelim var.

Neden takma isim kullanacaksınız?

Yine edebiyat dünyasının nefretini üzerime çekmemek için. Zaten beni yeni yeni affetmeye başladılar, tekrar aramız bozulmasın!

Yazarlarımızdan

30 Mart 2020, Pazartesi 07:00
30 Mart 2020, Pazartesi 07:00
Sıradaki haber yükleniyor...
holder