Bu durum bize yakışmıyor

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Türkiye, iklim değişikliğinden etkilenecek ülkelerin başında yer alıyor... ‘İklim Krizi’ olarak da adlandırılan bu ciddi tehlike nedeniyle ortalama sıcaklıkların artması, sel, tipi, hortum gibi aşırı doğa olaylarının sık yaşanması ve susuzluk gelecekte ülkemizi daha çok tehdit eder hale gelecek. Tüm dünya bu soruna bir çözüm üretmek için, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sözleşmesi çerçevesinde, sera gazlarının salınımını azaltmayı amaçlayan Paris Anlaşması’nın altına imza attı. Anlaşma 4 Kasım 2016’dan bu yana yürürlükte. Türkiye de ilk imza atan ülkelerden biri. Ancak imza atmak yetmiyor.

Uluslararası anlaşmaların bağlayıcı hale gelmesi için parlamento tarafından onaylanması gerekiyor. Bugüne kadar 201 ülkenin onayladığı anlaşmaya geçit vermeyen sadece altı ülke kaldı. Bunlar Türkiye, İran, Irak, Libya, Yemen ve Eritre... “Paris Anlaşması ne içeriyor” sorusuna üç maddeyle cevap vermek mümkün... Bu maddeler şöyle:

  • Uzun dönemde, küresel sıcaklık artışının sanayileşme öncesi döneme göre 2 derecenin altında kalmasının sağlanması.
  • Sera gazı salınımının küresel seviyede azalma eğilimine geçirilmesi.
  • Anlaşma yürürlüğe girdikten itibaren bilimin elverdiği her türlü olanağını kullanarak sera gazı salınımını azaltacak tüm önlemlerin kısa sürede devreye alınması.

Türkiye’nin neden hâlâ imza atmadığına gelince... Burası biraz trajikomik aslında... Ülkeleri gelişmişlik düzeylerine göre dörde ayıran bu anlaşmayı Türkiye’nin onaylamamasındaki önemli etkenlerden biri, masadaki yerinden tam anlamıyla memnun olmaması olarak görünüyor.

Türkiye’nin bu konferansta gelişmiş ülke olarak konumlanmış olması dolayısıyla gelişmiş ülkelere biçilen sorumlulukları yüklenmesi ve finans yardımı alamayacak olması, Türkiye’nin bu anlaşmayı onaylamamasındaki sebepler olarak öne çıkıyor. Yani belki de ilk defa ‘gelişmiş ülke’ olarak kabul edilmekten yana sıkıntımız var.

Oysa ülkemizin İran, Irak, Libya, Yemen ve Eritre ile birlikte anılmasından rahatsız olmamız gerekiyor. Türkiye’nin iklim değişikliği bağlamındaki durumu ise hiç parlak değil. Tahminler, Türkiye’de ortalama sıcaklığın 2100 yılına kadar ortalama 5 derece yükseleceği yönünde. 2019 Küresel İklim Riski Endeksi, Türkiye’de iklim değişikliğinden kaynaklanan felaketlerin 1997-2017 yılları arasında yaklaşık 2 milyar dolar değerinde bir ekonomik kaybın oluşmasına neden olduğunu gösteriyor.

Küresel İklim Değişikliği Endeksi’deki (CCIP) genel performans değerlendirmesi sonucunda Türkiye’nin performansı ‘çok düşük’ olarak sınıflandırılıyor ve 2020 raporunda 57 ülke arasından 48’inci sırada yer alıyor. Yani hem anlaşmayı onaylamamız hem de iklim kriziyle mücadele etmek için acilen kolları sıvamamız gerekiyor.

TEDBİRİ ELDEN BIRAKMAYIN

COVID-19 salgınında bir yılı geride bırakmak üzereyiz. Bu süreç pek çok kesimi mağdur etti. Yasaklardan en çok etkilenenlerin başında ise kafe, bar, restoran işletmeleri ve çalışanları yer alıyor. Sektör, risk düzeyinin düşük olduğu ve mavi kategorideki illerde yarından itibaren mekânların açılacağı beklentisi içinde.

Karar ne olur bilemem ancak sektör paydaşlarının daha fazla sıkıntı çekmemeleri için açılmalarını temenni eder hem onlara hem de müşterilerine tedbiri elden bırakmamalarını tavsiye ederim. Çünkü risk hâlâ çok büyük ve hiç kimsenin salgında yeni bir zirve yaşanmasına tahammül edecek hali kalmadı.

TAŞ YERİNDE AĞIRDIR

Kültür Bakanlığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Bergama Belediyesi, parçaları 1800’lü yıllarda Almanya’ya kaçırılan Zeus Sunağı’nın anavatanı Bergama’ya getirilmesi için tarihi bir süreç başlattı. İlk üç basamağı Bergama Ören Yerinde, kalanı Berlin’de, adını bile Bergama’dan alan Pergamon Museum’da bulunan Zeus Sunağı’nın yeniden ait olduğu topraklara kazandırılması uzun soluklu bir mücadele gerektiriyor. Ama pes etmek yok. Sonuca ulaşabilmek için kurumların lobi gücüyle, bireylerin de sosyal medya desteğiyle bu sürecin takipçisi olması şart.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder