Dünya, Amerika Birleşik Devletleri Adalet Bakanlığı tarafından açıklanan yeni Epstein belgelerini konuşuyor. Belgelerde iş dünyasından siyasete, sanattan bilime kadar pek çok farklı alandan sayısız ‘önemli’ isim yer alıyor.
Açıklanan bu belgeleri, yaratacağı sonuçları değerlendirmek elbette ki benim uzmanlık alanım değil. Ben konuyu farklı bir açıdan ele almak istiyorum. Öncelikle, bu büyük skandalın ne olduğunu bilmeyen, bugüne kadar hiç ilgilenmeyenlere, Netflix’te yayınlanan, 2020 yılı yapımı “Jeffrey Epstein: Korkunç Zengin” belgeselini izlemelerini öneriyorum.
Epstein, üniversite eğitimini yarıda bırakan, buna rağmen insanları kandırma ve manipüle etme yeteneği ile eğitim kurumlarında ders verme noktasına gelen; sürekli yeni iş ilişkileri kurarak yükselen, çevre edinen ve her adımda daha da zenginleşen pervasız bir girişimci. Elde ettiği maddi güç ve yüksek seviyedeki dostları sayesinde, zaman zaman adaletin kadrajına girse de her seferinde paçayı kurtarmayı veya en az zararla sıyrılmayı başarıyor.
80’lerin ortalarından 2019 yılına kadar uzanan yaklaşık 35-40 yıllık bu korkunç serüven, taciz ettiği yıllarda çoğu yetişkin bile olmayan bir avuç genç kadın, onlara inanan hukukçular, pes etmeyen emniyet görevlileri, özel dedektifler ve doğruların peşinde koşan idealist haberciler sayesinde Epstein’in mahkum edilmesi, hücresinde intihar etmesi veya öldürülmesi ile son bulmuştu.
Daha doğrusu son bulduğu düşünülüyordu... Yeni açıklanan belgeler, arka planda mücadelenin sürdüğü ve geçmişte halının altına süpürülen pisliklerin teker teker ortaya çıktığını görmek adına son derece sevindirici. Çünkü bu gelişme, korkudan bugüne kadar sessiz kalan diğer mağdurlar adına ‘yapanın yanına kâr kalmadığını’ görmek açısından gayet teşvik edici...
Bir daha, dünyanın hiçbir yerinde benzer olayların yaşanmaması adına inandığım bir söz ile yazımı noktalamak istiyorum: “Adalet topaldır, ağır ağır yürür, fakat gideceği yere er geç ulaşır.”
İZMİR VE EGE FARKI
Tarım, gelir potansiyeli açısından sanayi ve hizmet sektörlerinin gerisinde kalsa da ülkemiz açısından hâlâ en stratejik alanların başında yer alıyor... Sahip olduğumuz büyük potansiyel, gelecek adına umut vaat ediyor. Ve Ege Bölgesi bu umuda dört elle sarılıyor.
Geçen yıl 36,4 milyar dolara ulaşan Türkiye tarım ürünleri ihracatının yüzde 21’ini Ege Bölgesi’ndeki iller gerçekleştirdi. Sırasıyla su ürünleri, hububat bakliyat ve yağlı tohumlar ile kuru meyve en çok ihracat gerçekleştiren sektörler oldu.
Türkiye, 2025 yılında 36 milyar 407 milyon dolarlık tarım ürünleri ihraç ederken, Ege Bölgesi 7 milyar 553 milyon dolarlık dilimine imza attı. İzmir, 4 milyar 401 milyon dolarlık tarım ürünleri ihracatıyla Ege Bölgesi’nin tarım ürünleri ihracatının yüzde 58’ini tek başına gerçekleştirdi.
Bu nedenle, İzmir’e ve Ege’ye tarımsal alanda yapılacak her yatırım parlak bir geleceğe atılan adım olarak görülmeli ve teşvik edilmeli. Tarımda kendi kendimize yetebilmenin önemi de asla göz ardı edilmemeli.
