Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) tarafından hazırlanan “Türkiye’de Gençlik Şiddeti: Nedenler, Mekanizmalar ve Politika Önerileri” başlıklı rapor yayımlandı. Raporda Türkiye’de gençlerin şiddet eğilimi 2000 yıllardan bugüne kadar incelenmiş. Özellikle 18-24 yaş arası suçlu çocuk oranında ciddi bir artış görülüyor. Hatta gelinen noktada Amerika’ya bile yaklaşmış durumdayız.
Yaklaşık 220 bin çocuk suça bulaşmış, mahkemelerden geçmiş ve tutuklanmış. Raporda artışın nedenlerine de bakılmış ve birkaç sebep tespit edilmiş. Bunlardan biri ve en dikkat çekeni ise mutsuzluk. Yani gençler hayatlarından memnun değil. Böyle ortamında gençlerin karşısına şiddet bir seçenek olarak çıkıyor ve onlar da bunu seçiyorlar. Ülke olarak önümüzdeki dönemde gençlerin umudunu, gelecekten beklentilerini artırmamız ve aynı zamanda onların yaşamını iyileştirecek adımlar atmamız gerekiyor.
Bu adımların ne olduğunu çokça konuştuk aslında. Esas olan yine bu köşede bahsettiğim, sayısı altı milyona yakın olan ne işte ne okulda ne sporda ne sanatta olan ev gençleri. “Ne eğitimde ne istihdamda” (NEET- Not in Education, Employment, or Training) diye tanımlanan bu gençlerin sayısı neredeyse Norveç’in nüfusuna denk. Bu araştırma çıktılarının üstüne geçtiğimiz günlerde açıklanan bir çalışma hepimize iyi geldi. Yaklaşık beş milyon gencin üretim hayatına kazandırılması için yeni bir model devreye sokuluyor. Buna göre devletin, özel sektörde işe alınacak gençler için 6 aya kadar maaş ve 18 aya kadar prim desteği sağlaması planlanıyor.
Gençlere sunulan her fırsat, aslında toplumun geleceğine yapılan bir yatırımdır. Türkiye’nin en büyük gücü genç nüfusu. Doğru eğitim politikaları, kapsayıcı sosyal projeler ve nitelikli istihdam imkanlarıyla bugün umutsuz görünen tabloyu tersine çevirmek mümkün. Gençlerin yeniden hayal kurabildiği, kendisini bu ülkenin geleceğinin parçası olarak hissedebildiği bir Türkiye hepimizin ortak sorumluluğu.
DÜNYA KUPASI KÜRESEL ŞOVA DÖNÜŞECEK
2026 Dünya Kupası daha başlamadan futbolun yalnızca bir spor organizasyonu değil, dev bir eğlence ve ekonomi endüstrisi olduğunu bir kez daha gösteriyor. Kuzey Amerika kıtasında 16 şehirde düzenlenecek olan şampiyona için geri sayım sürerken, özellikle ev sahibi ABD, turnuvayı her anı izlenen, konuşulan ve gelir üreten küresel bir gösteriye dönüştürmek için çalışıyor.
Bu yaklaşımın en çarpıcı örneği ise final maçında yaşanacak. Tarihte ilk kez bir FIFA Dünya Kupası finalinde devre arası şovu düzenlenecek. Amerikan futbolunun simgesi haline gelen Super Bowl devre arası konserlerinin benzeri ilk kez futbolun en büyük sahnesine taşınacak. Final karşılaşmasının yalnızca 90 dakikalık bir futbol maçı değil; müzik, reklam, dijital medya ve küresel pop kültürünün iç içe geçtiği dev bir prodüksiyon olması hedefleniyor.
Sahneye çıkacak isimler de bunun en güçlü göstergesi: Shakira, Madonna ve BTS...
Özellikle Shakira tercihi sembolik bir anlam taşıyor. 2010 Dünya Kupası’nın hafızalara kazınan şarkısı “Waka Waka”, bugün hâlâ turnuva tarihinin en çok dinlenen futbol marşlarından biri. Bir diğer dikkat çekici tercih ise BTS. Güney Koreli K-pop grubu yalnızca müzik dünyasının değil, sosyal medyanın da en büyük küresel güçlerinden biri. FIFA’nın bu tercihi, genç izleyiciye ve özellikle Asya pazarına ulaşma stratejisinin açık bir yansıması. Artık futbol organizasyonları yalnızca sahadaki rekabetle değil; TikTok görüntüleri, YouTube etkileşimleri ve dijital fan kültürüyle de büyüyor. Kupa heyecanına az bir zaman kala maçlar kadar gelişmeler de tüm futbolseverleri heyecanlandırıyor doğrusu. Umarım A Milli Futbol Takımımızla bu büyük şovun en keyifli unsurlarından biri olmayı başarabiliriz.
