Kutlama değil farkındalık

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Yarın 8 Mart, Dünya Emekçi KadınlarGünü... Yani çalışan, üreten, hayata değer katan ve istese bile çeşitli nedenlerle ev dışında çalışamayan ama evin içinde hiç boş vakti olmayan tüm kadınların günü... Acaba kadınlar çalışma hayatında yeterince yer bulabiliyor mu? İstihdama erkeklerle eşit oranda katılabiliyor mu? Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Türkiye Temsilciliği, COVID-19 salgınının ilk döneminde bu alanda yaptığı bir araştırmayı kamuoyu ile paylaşmıştı.

Söz konusu çalışmaya göre, 2000-2019 yıllarını kapsayan 20 yıl boyunca kadın istihdamını, çok sayıda yeni yasa, teşvikler, kurs ve eğitimlerle yüzde 26.2’den 32.2’ye kadar çıkaran Türkiye’de, salgınla beraber kadın istihdam oranı yüzde 25.6’ya kadar gerilemişti. Adeta 20 yıllık emek bir anda buhar olup gitmişti. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), 2020 yılına ilişkin “İstatistiklerle Kadın” araştırması da ILO’yu doğrular nitelikte...

Türkiye nüfusunun yüzde 49.9’unu kadınlar, yüzde 50.1’ini erkekler oluştururken, 2019 yılında, Türkiye’de 15 ve daha yukarı yaştaki istihdam edilenlerin oranı yüzde 45.7 iken bu oran kadınlarda yüzde 28.7, erkeklerde ise yüzde 63.1 oldu. Üç yaşın altında çocuğu olan 25-49 yaş grubundaki kadın istihdam oranı ise genel orandan daha düşük belirlenerek yüzde 26.7 olarak açıklandı.

Aynı yaş grubundaki erkeklerin istihdam oranı ise yüzde 87.3; yani kadın istihdamının 3 katından fazla... Çalışma hayatında kalma süresine gelince... Türkiye’de kadınlar ortalama 19.1 yıl çalışıyor. Bir başka ifadeyle pek çoğu emekliliğe hak kazanacak kadar bile çalışamıyor. Erkeklerde ise bu süre 39 yıl. Veriler ILO’nun çalışmasına göre bir nebze daha iyi görünmekle beraber bu yanıltıcı çünkü TÜİK’in rakamları 2019 yılına, yani pandemi öncesine ait.

Eğitimle ilgili verilere baktığımızda burada da bir eşitsizlik söz konusu... En az bir eğitim düzeyini tamamlayan 25 ve daha yukarı yaştaki bireylerin oranı kadınlarda yüzde 85,7 iken bu oran erkeklerde yüzde 96.4... En az üniversite mezunu olan kadınların oranı yüzde 18.5, erkeklerin ise yüzde 23.1 olarak tespit edildi. Türkiye’yi yurtdışında temsil eden büyükelçiler arasında kadınların oranı yüzde 25...

Meclis’te ise yüzde 17.3. Kadınların erkeklerden daha eşit olduğu nadir alanlardan biri ortalama yaşam süresi... Ki bunda genetik faktörler rol oynuyor. İstatistiklere göre, ülkemizde doğuşta beklenen yaşam süresi, kadınlarda 81.3 yıl, erkeklerde 75.9 yıl. Ancak sıfır yaşında bulunan bir kişi için sağlıklı yaşam süresine bakıldığında, bunun kadınlarda 55.4 yıl, erkeklerde 59.1 yıl olduğunu görüyoruz.

Özetle, yaşam süresi bakımından doğuştan şanslı olan kadınlara, sağlıklı yaşamaları için gereken şartları bile erkeklere sağladığımız oranda sağlayamıyoruz. Tablo bu... Bu nedenle 8 Mart’ı pırlantacıların indirim, çiçekçilerin kampanya yaptığı bir gün olmaktan çıkarmamız; yaşanan eşitsizliği ve var olan sorunları daha yüksek sesle haykırmamız, “Kutlu olsun” demek yerine daha çok farkındalık yaratmak için çalışmamız gerekiyor.

LÜTFEN GEVŞEMEYELİM

Türkiye, geride kalan hafta itibariyle pandemide normalleşme sürecini başlattı. Ancak hâlâ risk büyük ve İzmir de yüksek riskli kentler arasında... İzmir’i ilçeler bazında ele aldığımızda ise en düşük riskten en yükseğe kadar ulaşan rengarenk bir fotoğraf çıkıyor karşımıza...

Çeşme ve Seferihisar en düşük riskli ilçeler. Aliağa, Kemalpaşa, Beydağ, Çiğli, Selçuk, Torbalı, Buca, Menderes, Gaziemir, Bornova, Bayraklı ve Narlıdere orta riskli kategorisinde yer alırken, Bergama, Kiraz ve Bayındır İzmir’in en yüksek riskli ilçeleri...

Dolayısıyla tedbiri elden bırakmadan yaşamaya, maske, mesafe, hijyen kurallarına uymaya ve aşılama süreci tamamlanana kadar azami oranda dikkatli davranmaya devam edelim. Bu zorlu süreci el birliğiyle ve daha ağır bedeller ödemeden tamamlayalım.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder