Geçtiğimiz günlerde Habitat Derneği ve Infakto iş birliyle gerçekleştirilen ve gençlerimizin yaşam koşullarını inceleyen “Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali Araştırma Raporu” yayınlandı. Araştırmanın en önemli sonucu şu: Gençlerin iyi olma halinin en belirleyici unsuru çalışma hayatına katılım. Çalışan gençlerde yaşam memnuniyeti yüzde 58 seviyesindeyken, iş arayan gençlerde bu oran yüzde 27’ye kadar düşüyor. Daha da çarpıcısı, iş arayan gençlerin yüzde 16’sı geleceğe umutla bakabiliyor. Yani mesele yalnızca gelir değil; aynı zamanda umut, aidiyet ve gelecek duygusu.
Öte yandan rapor, gençlerin ekonomik olarak ciddi bir kırılganlık içinde olduğunu da ortaya koyuyor. Gençlerin yüzde 40’ı maddi durumundan memnun ve büyük çoğunluğu ihtiyaç duyduğu gelirin altında bir yaşam sürdüğünü düşünüyor. Bu durum, gençlerin kararlarını da doğrudan etkiliyor; girişimcilik eğilimi geriliyor, iş bulma kaygısı yüksek seyrediyor.
Güncel TÜİK verileri de bu tabloyu destekler nitelikte. Genç işsizlik oranı yüzde 15,8 seviyesindeyken atıl iş gücü oranı da yüzde 29,9’a ulaşmış durumda.
Diğer tarafta ise tarımda çiftçilerin ortalama yaşı 58’i buldu. Bunu özellikle vurguluyorum çünkü üretimin en stratejik alanlarından biri olan tarımda ciddi bir nesil boşluğu oluşuyor. Yani bir yanda üretimde giderek yaşlanan bir yapı, diğer yanda üretime katılamayan ve sayıları çığ gibi artan genç bir nüfus var.
Bu iki gerçek aslında birbirinden kopuk değil, tam tersine birbirini tamamlayan bir soruna işaret ediyor. Eğer gençlerimizi üretim süreçlerine, özellikle de tarım gibi stratejik alanlara dahil edemezsek; hem üretimde sürdürülebilirliği hem de gençlerin geleceğe olan inancını kaybetme riskiyle karşı karşıyayız. Dolayısıyla meseleye sadece istihdam ya da sadece tarım perspektifinden değil, gençleri üretime kazandıran bütüncül bir yaklaşım çerçevesinde bakmak zorundayız. Unutmayalım ki tarımı yeniden cazip hale getirerek gençlerimizi, umudumuzu ve yarınlarımızı kazanabiliriz.
BİRAZ YÜRÜYELİM LÜTFEN
Özellikle sabah ve akşam saatlerinde, şehir merkezlerinde, çay, kahve, atıştırmalık, yiyecek ve içecek alınabilecek mekanların önünde ciddi bir trafik yığılması yaşanıyor. “Benim işim kısa” diyerek aracını yolun sağına çekenler yüzünden zaten yoğun olan trafik içinden çıkılmaz bir hâl alıyor.
Keza okul çıkışlarında da benzer manzaralar görülüyor. Herkes özel aracıyla tam da kapının önünden çocuğunu almaya kalkınca resmen hayat duruyor. Okuldan çıkmaya çalışan servislerle kapıya ulaşmaya çalışan velilerin araçları adeta devasa bir yumak oluşturuyor. Ana arterlerde veya okul çevrelerinde bu yığılmaları önleyecek yeterli sayıda park yeri yaratabilmek mümkün olamayacağına göre insanların düşünceli olması, empati yapması, birazcık da yürümeyi göze alması gerekiyor.
