Işınsu KestelliYankı odalarının duvarları kalınlaşırken...

HABERİ PAYLAŞ

Yankı odalarının duvarları kalınlaşırken...

Türk Dil Kurumu 2025’te ‘dijital merhamet’i yılın kelimesi seçti. Bir dost grubunda bu kelime üzerine tartışırken konu ‘yankı odalarına’ geldi. Bütün dünyayı adeta sağırlar ve dilsizler distopyasına çeken bu meselede herkesin kafasının karışık olduğunu gördüm. Oysa ülke olarak karşı karşıya kaldığımız meydan okumaları toplumsal motivasyona çevirme yolunda çözmemiz gereken önemli sorunlardan birinin ‘yankı odaları’ olduğunu düşünüyorum.

Yankı odaları kavramı ilk kez 2008’de geleneksel medyada hegemonik tek sesliliği anlatmak üzere Amerikalı iletişimci akademisyenler Kathleen Hall Jamieson ve Joseph N. Cappella tarafından dile getirildi. (Her iki isim de Amerikan seçimlerini etkilemeye kadar giden çok ilginç hikayelere sahip ama konumuz bu değil!) Bu meseleyi günümüzde daha çok dijital medya platformları üzerinden okuyoruz. Bugün bütün dünya yankı odalarını fiilen, bir kesimin siyaseten inandığı fikirlerin büyüyerek çoğaldığı, farklı ses ve gerçeklere ise kapıların kapalı tutulduğu bir iletişim ikliminde yaşıyor.

Haberin Devamı

Ama bakınca burada bir terslik olduğunu görmemek mümkün değil!

Dijital platformların iletişimi demokratikleştireceği tezine ne oldu?

Fiili durumda dijital platformlar, kullanıcı tutulumunu maksimize etmek için giderek daha çok topladıkları veriler yardımıyla kişiselleştirilmiş algoritmalar kullanıyor. Bu algoritmalar, kullanıcının geçmiş etkileşimlerini analiz ederek ona ‘en uygun’ içeriği sunuyor. Sonuç olarak, birey sürekli olarak kendi görüşlerini onaylayan, dünya görüşünü destekleyen ve önyargılarını pekiştiren bilgilerle karşılaşıyor. Kullanıcının neyi göreceğine karar veren algoritmalar, karşıt görüşleri sessizce filtreliyor. Dijital ortam, bireylerin, kendi inançlarını destekleyen bilgileri arama ve kabul etme eğilimini mekanize ediyor. Bu motivasyonun ne olduğu tartışma konusu ama iletişimde demokratikleşmeyi desteklemediği aşikâr.

Yankı odalarının duvarları sadece teknik değil, aynı zamanda duygusal ve bilişsel materyallerle örülüyor. Bu duvarların kalınlaşması süreci üç ana aşamada gerçekleşiyor:

Haberin Devamı

Duygusal radikalleşme: Sadece benzer fikirlerin duyulduğu bir ortamda, fikirler zamanla daha uç noktalara kayıyor. Karşı taraf ‘hata yapan biri’ olmaktan çıkıp ‘tehdit unsuru’ haline geliyor.

Bilişsel daralma: Farklı perspektiflere maruz kalmayan zihin, karmaşık sorunları siyah-beyaz bir düzleme indirgiyor. Eleştirel düşünme yetisi, yerini grup aidiyetine bırakıyor.

Güven erozyonu: Yankı odasının dışından gelen her türlü bilgi, ‘dezenformasyon’ veya ‘propaganda’ olarak etiketlenerek reddediliyor. Bu durum, ortak bir gerçeklik zeminini yok ediyor.

Duvarlar kalınlaştıkça, toplumsal mutabakat sağlamak imkansız hale geliyor. Farklı mahalleler arasındaki köprüler yıkılıyor ve ‘öteki’ ile kurulan temas sadece çatışma odaklı bir hal alıyor. Demokratik süreçlerin temel taşı olan tartışma kültürü, yerini monologlara bırakıyor.

Maalesef yaşadığımız gerçeklik bu. Ülke olarak yankı odalarından çıkmak istiyorsak hem bireysel hem de sistemsel bir çaba içine girmemiz şart.

Haberin Devamı

Platformların, içerik sunumunda çeşitliliği teşvik eden modeller geliştirmeye zorlanması önemli. Bireylerin, karşılaştıkları bilginin kaynağını sorgulama ve bilinçli olarak farklı perspektifleri arama alışkanlığı edinmesi gerekli. Ve elbette entelektüel tevazu, yani kendi doğrularımızın mutlak olmayabileceği ihtimalini kabul edip yaygınlaştırmak çok değerli.

Sonuç olarak, dijital yankı odalarının duvarlarını kalınlaştıran şeyin sadece teknoloji değil, bizim bu teknolojiyle kurduğumuz konfor odaklı ilişki olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Bu duvarları yıkmak, rahatsız edici de olsa farklı olanla temas kurma cesaretini göstermekten geçiyor.

KADIN EMEĞİNİ TAKDİR İÇİN HAYDİ KÖY TİYATROSUNA

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği 4. Köy Tiyatroları Festivali dün başladı. İzmir’in dokuz farklı noktasında yaklaşık 200 katılımcı, ‘kadın emeği’ teması etrafında kırsal yaşamla sanatı buluşturuyor. Amaç, Batı Anadolu’nun kültürel mirasını yaşatmak.

Bugün 13.00’te Buca Belenbaşı Yörük Köy Tiyatrosu ‘Bizden Hikayeler’ adlı oyunu sahneleyecek, 14.00’te Ulamış Köy Tiyatrosu ‘Aile Arasında’ ile devam edecek. 19.30’da Ödemiş Konaklı Kadın Tiyatrosu ‘Bu Vatan Biziz’, 20.30’da ise Bergama Kozak Yukarıbey Köy Tiyatrosu ‘Toprak Ananın Sesi’ adlı oyunlarını izleyiciyle buluşturacak.

Salı günü sona erecek   festivalin programına İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin sitesinden ulaşabilirsiniz. Kültür-sanat çok kıymetli. Büyük Atatürk’ün dediği gibi: “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”

Lütfen zaman yaratınız ve çocuğunuzu alıp izlemeye gidiniz. İyi pazarlar…

Sıradaki haber yükleniyor...
holder