Bu yıl devlet üniversitelerinde başta hukuk olmak üzere birçok bölümde kontenjanlar azaltılmıştı. Şimdi ise Yükseköğretim Kurulu Başkanı Erol Özvar, 2026 itibarıyla benzer uygulamanın vakıf üniversitelerinde de hayata geçirileceğini açıkladı. Özel üniversitelerde hukuk, psikoloji, eczacılık, diş hekimliği ve mimarlık gibi yüksek talep gören bölümlerde kontenjanlar azaltılacak.
Bununla birlikte YÖK, eğitim-öğretim modeline dair radikal bir yapısal değişiklik de gündeme getirdi. Klasik 20 günlük staj uygulaması kaldırılıyor, onun yerine öğrencilerin mesleki pratiği gerçek iş ortamlarında gerçekleşecek. Ön lisans ve lisans programlarında staj süreleri artık en az bir dönemi bulacak şekilde yeniden düzenlenecek. Bazı programlarda ise toplam eğitim süresinin üç yıla düşürülmesi planlanırken teorik bilginin doğrudan üretim ve hizmet süreçleriyle bütünleşecek olmasının olumlu katkı sağlayacağı düşünülüyor.
Bu iki yönlü reform, yükseköğretimi ‘daha gerçekçi’ bir zemine oturtma çabasını gösteriyor. Nicelik olarak bakıldığında kontenjanların sınırlandırılması, uzun süredir artan mezun sayısının hızlı büyümesini frenleyecektir. Son yirmi yılda yükseköğretimde ciddi bir artış yaşandı. Vakıf üniversitelerinin sayısı hızla çoğaldı, pek çok bölümde kontenjanlar genişledi. Mezun sayısı ile iş imkânları arasındaki makas giderek açılırken ortaya diploma sahibi ama mesleki karşılığı sınırlı bir genç nüfus çıktı. Dolayısıyla kontenjan azaltımını, nicelik açısından işsizlik riski ve diploma enflasyonunu dengeleme yönünde olumlu bir adım olarak görüyorum. Kontenjanların makul seviyeye çekilmesi, gençleri farklı kariyer yollarına yönlendirme konusunda da bir fırsat yaratabilir. Ayrıca üniversiteye erişimin tek ve zorunlu başarı yolu olarak görülmesi anlayışının da önüne geçebilir.
Aynı şekilde staj ve uygulamalı eğitim süresinin ciddi şekilde uzatılması, teorik bilgi ile sektör ihtiyaçlarını daha yakından eşleştirebilir; gençlerin mezuniyet sonrası beceri düzeyini yükseltebilir.
Sonuç olarak Türkiye, yükseköğretimde nicelikten niteliğe geçişe dair bir adım atıyor. Bir anlamda geçmişte yaşanan plansız büyümede frene basılıyor. Kontenjan daraltılması ve staj sistemindeki dönüşüm, gençlerin iş hayatına daha donanımlı ve gerçekçi bir şekilde hazırlanmasına katkı sağlayabilir. Ancak bu adımların kalıcı ve etkili olabilmesi, sadece sayı ve süre düzenlemeleriyle değil, eğitim içeriği, sektörle iş birliği ve uzun vadeli stratejilerle desteklenmesine bağlı. Bu reform süreci, doğru kurgulandığı takdirde sistemdeki dengesizlikleri azaltma ve mezunların istihdam şansını artırma yönünde umut verici bir başlangıç olabilir. Aksi halde sadece değişen rakamlar olacaktır.
