ABD’nin en büyük kenti New York, yeni belediye başkanını belirlemek için sandık başına gitti ve Zohran Mamdani, şehrin ilk Müslüman, göçmen, sosyalist ve son dönemin en genç başkanı oldu. Kendisi 34 yaşında, Hint asıllı bir Uganda göçmeni. Sadece bir yıl önce desteği yüzde 1 iken, bugün yüzde 50’nin üzerinde oyla seçimi kazandı.
ABD Başkanı Trump’ın “New York’un fonlarını keserim” tehditleri, Elon Musk ve 20’den fazla milyarderin Mamdani’ye karşı on milyonlarca dolar harcaması, yerleşik sistemin dışlaması işe yaramadı.
Ne yaptı peki Mamdani?
Genç yenilikçi kesim, işçi sınıfı seçmenler ve tarihsel olarak yeterince temsil edilmeyen topluluklardan oluşan yeni bir gruba enerji verdi. Kampanyasının ana mesajı geçim derdiydi. Her konuşmasında konu ne olursa olsun akıllıca bir manevrayla geçim derdi meselesine döndü.
Siyasetçilere laf yetiştirmek yerine halka yüzünü döndü. Yerel sorunları çok doğru tespit etti. New York, çalışan kesim için çok pahalı bir şehir. Mamdani’nin ilk amacı yaşam maliyetlerini düşürmekti. Barınma pek çok büyük şehirde olduğu gibi New York’ta da büyük sorun. Kiraları donduracağını söyledi. Saatlik ücretleri artırmayı, hızlı ve ücretsiz otobüs hizmeti sunmayı, gıda enflasyonuna karşı belediyeye ait marketler açmayı ve ücretsiz çocuk bakım programlarını genişletmeyi vadetti. Sadece sosyal medyaya hapsolmadı; sokağa çıktı. Dijitalde yakaladığı enerjiyi gerçek dünyaya kanalize etti. Kendisine gönüllü ordusu kurdu, kapı kapı dolaştılar. Bir günde 1,5 milyon kapı çaldıklarını iddia ettiler.
Annesi dünyaca ünlü bir yönetmen, babası Harvard Üniversitesi’nden doktora derecesini alan bir akademisyen olmasına rağmen kendi öz kimliğini ve New York’taki tüm kimlikleri sahiplendi. Basit, sıradan kampanya çalışmalarıyla; içten, samimi, dürüst görüntüsüyle kitleleri etkiledi. Ve her soruya her zaman gülümseyerek cevap verdi. “Gülümsemeyi hiç hafife almayın, mutluluk bulaşıcıdır” mesajını verdi.
Çağ değişiyor, siyaset yapmak da değişiyor... ABD’de de Avrupa’da da seçmenler, var olan siyasi kalıpların ötesinde yeni bir siyasi dil arıyor. Zohran Mamdani’nin hikayesinden her ülkenin her ülke siyasetçisinin kendisine çıkaracağı çok ders var.
İSTANBUL VE İZMİR TEHLİKEDE
Amerikan sigorta şirketi Swiftest’in bir araştırmasının sonucu şöyle diyor: Türkiye’den İstanbul ve İzmir ile dünyadan 37 büyük şehir risk altında. Rapora göre İzmir Körfezi ve İstanbul’un kıyı hatları, yükselen deniz seviyesi nedeniyle 100 yıl içinde sular altında kalma riski taşıyor. Özellikle deniz taşkınlarına karşı yetersiz altyapı, bu iki şehri Avrupa’daki en riskli bölgeler arasına sokuyor. Araştırmada, kıyı kentlerinin çoğunun hâlâ yeterli kıyı koruma ve drenaj sistemlerine sahip olmadığı vurgulanıyor.
Bilim insanları, küresel ısınma ve deniz seviyesindeki yükselme nedeniyle önümüzdeki yüzyılda onlarca kentin tamamen sular altında kalabileceğini sıkça söylüyordu. Uzmanlara göre, sera gazı emisyonları azaltılmadığı takdirde deniz seviyesi yüzyıl sonunda bir metreye kadar yükselebilir. Bu durum, sadece kıyı kentlerini değil, dünya genelinde milyarlarca insanı etkileyebilir. Pek çok tarihi ve ekonomik merkez yok olabilir.
Bu tablo, İzmir ve İstanbul’un geleceğini korumak için bugünden kararlı adımlar atmamız gerektiğini açıkça gösteriyor. İklim krizine karşı duyarlılığı artırmak, kıyı koruma altyapılarını güçlendirmek ve sürdürülebilir şehir politikalarını hayata geçirmek artık bir tercih değil, hayati bir zorunluluk.
