Aslında neye ihtiyacın var?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Geçtiğimiz hafta (1-7 Ağustos) Emzirme Haftası imiş. 

Ben kızımı iki sene emzirdim. 

Hamileyken, anne olmaya, bu dünyaya bir bebek getirmeye dair o kadar çok endişem vardı ki, “Acaba emzirebilecek miyim” diye endişelenmek hiç aklıma gelmedi. İyi ki de gelmemiş. Belki de bu yüzden bebeğime anne sütü vermek, benim için kendiliğinden gelişen, çok kolay bir süreç oldu.

Her annenin tecrübesi elbette farklıdır.

Emzirdiğinizde bir kere “biberon hijyenik mi?” sorunundan kurtuluyorsunuz. Emzirmek çok pratik, sütün ısısı kendiliğinden hazır ve bebekle emme-emzirme temposunu bir oturtturduğunuzda annenin sütü adeta sonsuz bir kaynaktan geliyormuşçasına bollaşıyor.

Anne sütüne dair öğrendiğimde en etkilendiğim şey, sütün yapısının bebeğin ihtiyaçlarına ve gelişme dönemine göre değişmesi olmuştu. İlk başlarda daha koyu, daha yağlı olan süt bebecik büyüdükçe daha sıvı, suyumsu bir hale dönüşüyor. Sütün sabit bir içeriği yok, ihtiyaca göre değişiyor.

Büyüleyici değil mi?

Ve üstelik kızımın sütümü emerken ne kadar hızlı sakinleştiğini de görmek olağanüstüydü.

Kısa sürede evcek işin kolayını bulmuştuk. Bebek banyo yaptıktan sonra ağlıyor mu hemen memeye, uykuya dalmakta zorluk mu çekiyor, çözüm belli, aniden çıkan bir ses kaynağından korkup ağlamaya mı başladı, bir bakıyorum hoop elden ele bana ulaştırılmış. Çok yorgun olduğu için huysuzlanıyor mu, hiç merak etmeyin ilacını ben biliyorum.

İlk altı ay her şey bu bağlamda çok kolay ilerledi. Fiziksek değerleri çok sağlıklı, son derece sakin, rahat bir bebeğim vardı, yeni anne olmuş ve bebeği ile sorun yaşayan anneleri bir türlü anlayamıyordum.

Benim annelik hikayem ise yeni başlıyormuş da haberim yokmuş.

Gel zaman git zaman bebecik büyüdü, yavaş yavaş katı gıdaya geçmeye başladı, uyanık olduğu saatler uzadı.

Meğerse meme emzirmek benim için her şeyi yoluna koyduğum, olaylarla baş etme yöntemim haline gelmiş, benim hiç haberim yok.

İki yaşına doğru mahalle baskısıyla bebeğimi memeden kestiğimde bir de baktım ki, emzirmediğimde bebeğimi nasıl sakinleştireceğime dair hiçbir fikrim yok.

Oldukça şaşırarak fark ettim ki yarı bebek yarı çocuk olarak tarif edebileceğim iki yaşındaki çocuğumu emzirmeden nasıl uyuturum, sakinleştiririm, onun gerçek ihtiyaçlarını nasıl anlarım pek bilmiyorum. En büyük yardımcım aradan çıkınca ben ve kızımın ihtiyaçları birden baş başa kalıverdik. 

Neredeyse tüm enerjimi kızım huzursuz olduğunda, onun huzursuzluğunu bir an önce gidermek için harcamışım. İstiyordum ki küçük, tatlı bebeğim her daim sakin, mutlu, huzurlu olsun. Kim istemez, değil mi?

Geçenlerde yakın bir arkadaşım bana ilişkisine dair dert yandı. Kız arkadaşı tartışmadan kaçıyormuş. En küçük bir sorun çıktığında bile soruna dair konuşmalarının önünü kesip, hemen her şeyi hızla tatlıya bağlamak istiyormuş. “Ondan ayrılmayı aklımdan bile geçirmiyorum” dedi arkadaşım, “Onu çok seviyorum. Sadece sorunlarımız olduğunda iki yetişkin gibi, serinkanlılıkla konuşabilmeyi istiyorum”. 

Kız arkadaşı ise bu konuşma taleplerini sevgi gösterileri ile geçiştirmeye çalışıyormuş. “Huzursuzluğa katlanamıyor,” dedi arkadaşım.

Bu söz bana kendimi hatırlattı, galiba ben de kızımın huzursuz olmasına katlanamıyordum/katlanamıyorum. Hayatı hep mutluluk içinde geçsin istiyordum/istiyorum. 

Anne olarak birinci görevim sanki hep bebeğimi/çocuğumu mutlu etmek olarak düşünmüşüm.

Oysaki yıllar sonra bakıyorum ki, keşke onu hemen, ne olursa olsun, sakinleştirmeye çalışmaktansa, gerçek ihtiyaçlarını görmeye çalışsaymışım. Gidermeye çalıştığım şey onun huzursuzluğu değil, huzursuzluk kaynağı olsaymış.

Bir bebek/çocuk sebepten dolayı ağlayabilir. Korktuğu, sıkıldığı, acıktığı, uykusu geldiği v.s.

Çocuğumuzu hemen sakinleştirmek için dikkatini onu hızlı bir biçimde ‘ağlamasını kesmesi’ için bir uyarıcı vermek yerine, neden ağladığını anlayabilmek için kendimize biraz zaman tanımak, ondaki huzursuzluk ile bağ kurmak çok önemli. Korkudan ağlayan bir çocuğa eğlenceli bir çizgi film açmak yerine neden korkuyorsa onu anlayıp, korkunu ifade edecek alan yaratmak çok kıymetli. 

Sanırım hayatta kim olursak olalım, ister küçücük bir bebek, ister kocaman bir yetişkin sıklıkla huzurumuz kaçıyor, kaçacak. Oysaki huzursuzluk, yaşadığımız gerginlikler bizim o andaki duygusal halimize dair önemli ipuçları. 

Karşımızdakinin ya da kendimizin huzursuzluklarından kaçmak yerine buradaki ihtiyacı görmeyi, o ihtiyacı başka bir rahatlatıcı unsurla bastırmamayı öğrenmemiz gerekiyor.

Canı sıkıldığı için ağlayan çocuğumuza dondurma vermek, çok fazla arkadaş ziyaretlerinden sıkıldığını ifade etmek isteyen eşimizin anlattıklarını, konuşma tartışmaya dönmesin diye sevgi gösterileri ile susturmaya çalışmak sadece geçici önlemler aslında.

Davranışlarımız anne sütü gibi olsa aslında, ihtiyaca göre içeriği değişse…

Mindfulness Koçu, Çağla Güngör 

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder