Canım çekiyor, iyi hissetmiyorum

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Çok yakında yuvadan uçacak olan kızım, çok sevdiği şeyleri yedikten sonra, kendini nasıl hissettiğine dair bir liste hazırlamış.

Çok sevdiği şeyler, yani; çikolata, pasta, dondurma, hamburger çeşitleri, patates kızartması, vs.

İlk yıllarda beslenmesine takmış, o minicik bedenini tüm zararlı yiyeceklerden uzak tutmak için o kadar çok uğraşmış, saçımı başımı yolmuştum ki, bugün, bu “sevdiği” yiyecekleri görüp, “sana müstahak Çağla” diyorum kendi kendime.

Neyin üstünde durmadıysam, neye hayır demediysem, o şey kızımın hiç ilgisini çekmedi. Neyin altını kırmızı kalemle çizip, hayır dediysem, o şeyi sanki altın kasede kızıma sundum.

Tuhaf, ama aslında hepimiz biliyoruz, çocuk ebeveyn ilişkisinde işler tam olarak böyle yürüyor.

Neyse…

“Sevdiğin yiyecekleri yedikten sonra aklına nasıl hissediyorum sorusunu sormak nerden geldi”, diye sordum.

“Mesela çılgınca çikolata yemek istiyorum, heyecanla gidip alıyorum, güzelce yiyorum, ama yedikten sonra kendimi düşündüğüm kadar iyi hissetmediğimi fark ettim”, dedi.

Düşünmüş ki, mantıken canımızın çektiği ve afiyetle yediğimiz yiyeceğin sonrasında da bizi iyi hissettirmesi gerekiyor. “Ama nedense…”, dedi “Bunları her yedikten sonra kendimi kötü hissediyorum.”

“Gördün mü?” diye lafa başlamak için sabırsızlıkla bekleyen anneyi içimde zor tuttum. Çok da tutamamış olabilirim gerçi, ama neyse…

Bence bu genç yaşında kendine dair önemli bir şeyi fark etmiş:

Her zaman canımızın çektiği şey bize iyi gelmiyor.

Bir yiyeceği neden istediğimize, neden canımızın çektiğine dair pek çok bilimsel açıklama var. 

Bu nedenlerin biri, canımız bir yiyeceği çekerken aslında onun fiziksel halini değil, bizde uyandırdığı anıların çağrışımlarını tekrar deneyimlemek istememiz.

Mesela ben gençken pek sevmediğim okuldan eve geldiğimde sütlü ve bol şekerli bir kahve yapıp odama çekilir, radyoda radyo piyesi dinlerdim. Odamın konforu içinde, derslerden uzakta, tek başıma radyo piyesi dinlemek çok iyi ve güvende hissettirirdi.

Ailemde olmayan bol şekerli, sütlü kahve alışkanlığı güvende hissetme ve okul gibi istemediğim bir şeyi, o günlük arkamda bırakma keyfi ile birleşince söz konusu içecek okul yaşantım bittiğinde de vazgeçilmez bir alışkanlık olarak hayatımda devam etti; hayatımdan şekeri çıkarmama rağmen istisnai bir durum olarak; bana her zaman sakinliği, huzuru ve güvende olmayı anımsattı.

Ta ki ben de bir gün tıpkı kızım gibi şekerli ve sütlü kahve içmenin sonrasında bana ne kadar kötü hissettirdiğini fark edene kadar. Ağzımın içi şekerden yapış yapış oluyor, süt mideni kaynatıyor, vs.

Alışkanlıklarımızın oluşması, hayatımıza yerleşmesi ve onları hayatımızdan çıkaramayacak kadar güçlenmeleri oldukça uzun ve karmaşık bir süreç. Bu süreç, pek çok anı, pek çok duygu, pek çok koşullanma, ön kabul barındırıyor.

Alışkanlıklarımız ile inatlaşmak yerine, onları üç aşamada gözlemleyebiliriz:

  • Onları gerçekleştirmeden neler hissediyoruz?
  • Onları yaparken neler hissediyoruz?
  • Sonrasında neler hissediyoruz?

İster davranışsal alışkanlıklarımız olsun, isterse beslenme alışkanlığımız bu üç soru onlarla yaşadığımız süreçleri iyi anlayabilmemiz için oldukça kıymetli.

  • Öncesi
  • Sırası
  • Sonrası

Özellikle “Sonrasında ne hissediyorum?” sorusu, alışkanlıklarımızın “kişiliği” hakkında bize net bilgi verecektir.

Cevap basit aslında; iyi hissediyorum ya da iyi hissetmiyorum.

Ya enerjim düşüyor ya da enerjim adeta şarj oluyor.

Özellikle beslenme alışkanlıklarımızda bize iyi gelen ve gelmeyen yiyecekler anında kendini gösterir.

Bu bahsettiğim şeyin kilo alma korkusu ile yemek yedikten sonra hemen kendini suçlu hissetme ile ilgisi yok. 

İlgimizi kendimizde tuttuğumuzda hayatı adeta otomatik pilota almış gibi yaşamayı bir kenara bıraktığımızda davranışlarımızın, alışkanlıklarımızın sonuçlarını nasıl deneyimlediğimizi, ne hissettiğimizi net olarak görebiliriz.

Müthiş değil mi?

Başa dönersek ağzından girdim burnundan çıktım, sebze yedikten sonra kendisini iyi ve hafif hissettiğini itiraf ettirdim.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder