Erteliyor musunuz?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

2020’yi yarıladık mı? Yarıladık, kendimizi bir çırpıda temmuz ayında buluverdik.

2020’nin insanlık tarihin en tuhaf yıllarından biri olmasını bir kenara bırakalım. 

2020’nin başına dönelim; Kendiniz için neler dilemiştiniz? Yeni yıl kararlarınız neydi? Bu kararları hayata geçirebildiniz mi? 

Genelde şöyle olmuyor mu;

Her sene yeni yıla girerken bir dizi karar alıyoruz; Yeni bir beslenme rutinine geçmek, spor/yoga/pilatese başlamak, haftada bir kitap bitirmek, içimizde o güne kadar kimseyle paylaşamadığımız bir tutkumuzu hayata geçirmek, daha sık konsere/tiyatroya/sinemaya gitmek ya da çocuğumuza karşı daha sabırlı olmak gibi...

Ocak ayında eksiksiz bir disiplinle kararlarımıza uyuyoruz. Şubat’a geldiğimizde ufak ufak aksatmaya başlıyoruz. Martta ise çoğumuz için her şey eski tas eski hamama dönmüş oluyor. Yeni yıl kararları bazen “Pazartesinden itibaren” e de dönüşebiliyor. Bazen de hayatımızda önemli değişiklikleri yapmak için yaş günümüzü bekliyoruz. 

Hikâye üç aşağı beş yukarı böyle, değil mi? En azından benim için böyle. Çünkü aramızda kalsın, benim bir hastalığım var; İşi gözümde büyütme ve erteleme hastalığı…

Yapmak istemediğim şeyleri erteliyorum, yapmaya üşendiğim şeyleri; beni korkutan ya da zorlayan, gözümde büyüyor her şey bir anda... Bunlar anlaşılır da yapmaya bayıldığımım şeyleri bile erteliyorum ya, işte en çok buna şaşırıyorum. 

Bir süre önce bir film platformuna üye oldum. Her gün bir film gösterime giriyor ve filmler 30 gün boyunca gösterimde kalıyor. İlk üye olduğum dönemde bayıla bayıla, her gün bir film seyrettim, sonra biraz aksamaya başladı, sonra iş “Hiç film izlemiyorum artık”, demeye başladım. Beni çok heyecanlandıran, başka yerlerde de kolay kolay bulamayacağım filmler oluyor, bugün seyrederim, yarın seyrederim derken kaçırıyorum, iyi mi? Yani altı üstü film seyredeceğim ki hayatta yapmaktan en hoşlandığım şeylerden biri, dehşet içinde bunu bile ertelediğimi fark ettim. 

Pek çok kez kendimi ekran karşısında “Film kalkıyor, hemen başlamam gerek” derken buldum; ertesi gün uykusuz kalmayı göze alarak, uyur uyanık seyretmeye çalışarak... Bazen, aynı anda yan odada, kızım da son teslim tarihi ertesi gün olan projesine yeni başlamış, o da harıl harıl kendi ertelediğini halletmeye çalışıyor, erteleme bizde aile geleneği…

Düşündüm bu konuyu, niye erteliyoruz?

1. Kendi zihnimizde bir karar alma mekanizması var, farkında olalım ya da olmayalım o mekanizmaya göre ilerliyoruz. Ben mesela bahsettiğim film platformunda, “Gösterime giren her filmi izleyeceğim” diye bir açgözlü karar almışım ve her filmi izlemeyi kendimi zorlamışım. İstediğim filmi seyretmek yerine, kendimi hiç ilgimi çekmeyen filmleri de seyretmeye zorlayarak, film izleme gibi zevkli bir şeyi bir görev haline getirmişim. Ne garip değil mi? İnsan kendine niye bunu yapar? Çünkü otomatik düşünme pilotum kendi kendine karar vermiş “Burada tüm filmler çok iyi, hepsini seyretmem gerekli” ve ne oluyor? Olay istediklerimi bile seyretmememle sonuçlanıyor. Öyle bir an geliyor ki film platformu, seyretmek istediğim filmleri değil de seyretmek istemediğim filmleri hatırlatır oluyor ve ben film izlemeyi erteliyorum.

Özetle: “Ya hep ya hiç” i bir tarafa bırakıp zevkle yapacağımız şeylere zaman zaman öncelik vermek, onlara torpil geçmek bize iyi gelebilir, bir işe başlarken zevk aldığımız, bize kolay gelen taraflardan başlamak bize güç verebilir.

2. Ertelediğimiz konuları parçalara ayırmıyoruz. Mesela yabancı bir dil öğrenmek istiyoruz. Öğrenilecek tüm o kelimeler, başka bir gramer, yazma dili, konuşma dili, sokak ağzı gözümüzde büyüyor. Bir an önce öğrenmek istiyoruz ama bütün yapı üstümüze üzerimize geliyor. Her gün azar azar çalışmaktansa “Ben bu dili bir türlü öğrenemiyorum” diye diye bahaneler buluyoruz.  

Arkadaşımın muhteşem bir iş fikri var. Fikir almak için konuştuğu biri demiş ki “Sen bu projeni sadece Türkiye diye düşünme yazık edersin, tüm Avrupa olacak gibi kur organizasyon planını”. Başta gayet güzel çalışan arkadaşım, bu öneri ile felç olmuş gibi hareket edemez hale geliyor. Tüm Avrupa’ya yönelmek onu çok korkuttuğu için planladığı gibi çok iyi bildiği kendi yerel pazarı için de çalışamıyor. 

Özetle: Büyük oynamaktansa ilk başta bildiğimiz gibi oynamak çok daha harekete geçirici. Yeni bir işe başlamak, yeni bir şey öğrenmek uzun vadeli bir iş. İşe parçalara bölmek ve her gün bu hedeflerimize uygun şekilde çalışmak gerekli. Bütüne bakmak bize korkutucu gelebilir ve yapmak istediğimiz şeyi erteleyebiliriz. Küçük küçük hedeflerle işe başlamalı. 

3. En mükemmelini yapmak istiyoruz. Burada biz bizeyiz, açık açık konuşalım, insanlık tarihin geldiği bu noktada, her alanda müthiş şeyler yapıldı. Çok iyi filmler çekildi, romanlar yazıldı, binalar yapıldı, resimler çizildi, neler neler…Nereye elimizi atsak bir başarı öyküsü… Yapmak istediklerimizi zaten çok iyi yapan insanlar etrafımızda…Kendi becerilerimizi bu mükemmel örneklerle kıyasladığımızda yapmak istediğimiz şeyler anlamsızlaşıyor. Ve evet o mükemmel örnek olamayacağımızdan korktuğumuz ama yapma arzumuzu tamamen bir köşeye atamadığımız için dolaba kaldırıyoruz ve erteliyoruz. 

Özetle: Sonucu fazlaca düşünmeden yapabileceğimizle başlamak çok önemli ve pratik. Çıkacak sonucun iyi mi kötü mü olacağını düşünmek, bizi harekete geçmekten alıkoyabilir ve ertelemeye itebilir. Sadece harekete geçmeyi önemse. 

4. Erteliyoruz çünkü hedeflerimiz gerçekçi değil; Bir yoga hocası olarak bazen yogaya başlamak isteyen kişiler bana diyor ki “Yogaya başlamayı çok istiyorum ama şu aralar vaktim yok, haftada 3 gün gelemem”. “E niye haftada 3 gün gelesin ki, 1 gün gel” diyorum, “Haftada en az 3 gün yoga yapmak gerekirmiş, şu işler bir bitsin geleceğim” diyor. Haftada bir gün ile yetinmediği için haftada hiç yogayla yetinmek zorunda kalıyor. Meditasyon yapmak istiyor, “Günde 45 dakika ayıramam” diyor, e 5 dakika yap o zaman, “5 dakika kime yetsin”, diyor. Yahu sana yeter, zaten hiç yapmıyorsun ki şu anda, sen bir başla hele, yoksa yoga, meditasyon yapmak, sağlıklı beslenmek vs. gene gelecek yıla kalacak.

Özetle: Yaşam koşullarımız neyse o… İşe başlarken ilk önce koşullarımızı kabul etmemiz gerek. Gerçekçi ol, gerçekçi olanı iste. Zamanımız haftada bir kez yoga yapmaya izin veriyorsa daha fazla zamana sahip olmayı beklemeden başlamak gerekli. O ilk adımı attıktan sonra zaten devamının gelme olasılığı çok yüksek. Önemli olan ilk adım atmak. 

5. Yapmak istediğimiz şey bizi konfor alanımızdan çıkaracağı için erteliyoruz; Hepimizin kendimizi çok iyi hissettiği, çok rahat ettiği, çaba harcamaya hiç gerek duymadan kalabildiği alanları var. Benim için mesela, yoga yapmak, yürümek, kitap okumak ve film izlemek. Hayatımın sonuna kadar bu dörtlü içinde yaşayabilirim. Bunda bir sorun var mı? Hayatımın sonuna kadar hep buralarda kalırsam galiba evet. Çünkü yapmak istediğim başka şeyler var ama bunlar için yeni şeyler öğrenmem, çalışmam, kendimi zorlamam, terlemeyi göze almam gerekli. Bazen istediğimiz şeyin %60’nı yapmayı sevdiğimiz şeyler ama %40’ını da yapmakta çok zorlandığımız şeyler oluşturuyor. Mesela dil öğrenmek istiyoruz, konuşmak çok kolay geliyor ama okumakta zorlanıyoruz. İstiyoruz ki devamlı konuşalım ama hiç okumayalım. Fakat bizi destekleyecek ve ileriye götürecek şey aslında kolayca yaptığımız şeyler değil, zorlandığımız alanlar üstünde çalışmak. 

Özetle: “Zorlanmayı” zor bir şey olarak değil de bizi ileriye götürecek, güçlü kılacak önemli bir aşama olarak kabul etmeliyiz. Zorlanmak güzeldir. Zorlanacağımızı düşünerek yapmak istediğimiz şeyi ertelemek yerine, bir işe giriştiğimizde çeşitli duyguları yaşayacağımızı baştan kabul etmek bizi daha rahatlatacak bir şey olacaktır. Zorlanmak, zevk almak, bazen işin içinden çıkamamak bazen de kolaylıkla halletmek aslında oyunun bir parçası. 

6. Erteliyoruz çünkü belki de aslında o şeyi yapmak istemiyoruz. Hayatımızın bir döneminde, çevrenin, ailenin, içinde yaşadığımız dönemin etkisiyle, zihnimizde “O şeyi yapma” kararı belirebilir. Ama gerçekten istediğimiz falan yok. Belki gerçekten yogaya başlamak istemiyoruz, fotoğraf çekmek hiç ilgimizi çekmiyor. O aldığımız ve okumayı hep ertelediğimiz kitaplar zerrece umurumuzda değil… Filanca arkadaşımızı aramıyoruz, çünkü yanında çok sıkılıyoruz. 

Özetle: Yapmayı hep ertelediğimiz şeyleri belki de “Bünyemiz” istemiyor. Bu sese kulak vermek gerekli. Egzersiz yapmak önemli ama belki fitness ya da yoga bize uygun değil ama yürümek tam bize göre… 

7. Erteliyoruz, çünkü o mükemmel anın gelmesini bekliyoruz. Her şeyin kendiliğinden aktığı, asla zorlanmadığımız, dışardan kolayca ilham aldığımız o doğru zamanı. Sorun şu ki, o “zamana” ulaşabilmek için, “şimdi ve burada” o doğru zamana yatırım yapmak gerekli. İradi olarak atacağımız adımlar bizi doğru zamana götürüyor, yoksa bekle ki doğru zaman gelsin.  

Özetle: Ne yapacaksan hemen başla. Kafa göz yara yara, bazen çaresiz hissede hissede, zorlanmayı göze alarak başla. Pazartesi değil, yılbaşı, doğum günü sonrası değil, “şimdi, hemen” başla. 

Çağla Güngör

Mindfulness Koçu, YogaBiz.Pro

Yazarlarımızdan

08 Ağustos 2020, Cumartesi 08:28
08 Ağustos 2020, Cumartesi 08:12
08 Ağustos 2020, Cumartesi 08:06
08 Ağustos 2020, Cumartesi 08:01
Sıradaki haber yükleniyor...
holder