Esnek bir beden esnek bir zihin yaratır mı?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Zihinsel ve duygusal olarak bizi tüketen dertlerimizin, tasalarımızın, aynı zamanda fiziksel olarak da bizi hasta ettiği artık hepimizin bildiği bir gerçek.

Mesela, yaşadığımız stresli bir gün, kendisini, kramplarla kıvranan midemizde de gösteriyor. İş yerinde üzerimizde ne denli büyük bir iş yükü olduğunu, omuzlarımızdaki gerginlikten de anlayabiliriz. Kendimizi ifade edemediğimiz aile toplantıları sonrasında, kelimelere dökülemeyen ifadeler, boğazımıza taş gibi oturduğunda da fiziksel olarak bir etki hissederiz.

Bedenimiz, zihnimiz, duygularımız arasında geçişgenlik vardır. 

Fiziksel bedenimiz, zihinsel habitatımız ve duygu dünyamız birbirinden kopuk değildir.

Peki olaya bir de tam tersinden baksak?

Stresimiz ve duygusal çıkmazlarımız bizi fiziksel olarak hasta edebiliyorsa, fiziksel bedeni güçlendirmek ve esnetmek zihinsel ve duygusal hassasiyetlerimize iyi gelir mi?

Galiba hem evet, hem de hayır.

Önce evet cevabından başlayalım:

Bedenimiz hareket etmek için yaratılmış. Kaslarımızın, eklemlerimizin, tendon ve ligamentlerimizin; fasya yapımızın, damarlarımızın, hormonal salgılarımızın, sinir sistemimizin kendi yapılarına uygun hareket disiplinine ihtiyacı var. Hareketi, bedenden çıkardığınızda; bedendeki tüm sistemler tıkanıyor, kısalıyor, birbirine yapışıyor, güçsüzleşiyor.

Bedeni güçlendirmek, güçlendirirken de esnetmek gerekli. Bedeni kendi sınırları içinde zaman zaman yormalı, dinlendirmeli, yin yang dengesini bedende oluşturmamız gerekli.

Çok yorgun ve gergin bir biçimde girdiğimiz yoga dersi sonrasında bedenimizdeki hissettiğimiz rahatlamanın yansımasını zihnimizde de görebiliriz. 

Karın hareketleri çalıştığımızda sadece bedenen değil, aynı zamanda ruhen de güçlendiğimizi hissederiz. Plank hareketinde kalma süremiz uzadıkça, hayatta yapabilme gücümüz de ateşlenir adeta.

Buralarda hava hoş; evet bedenen güçlendiğimizde ve esnediğimizde zihinsel ve duygusal olarak da güçleniyoruz ve esniyoruz.

Gelelim şimdi, “hayır” cevabının altını doldurmaya. 

Biraz şeytanın avukatlığını yapacağız burada.

Bedenle çalışmak ip üstüne yürümeye benzer.

Güçlendirir, esnetir evet ama aynı zamanda bizi narsistik bir alana da taşıyabilir.

Bedenin sınırlarında dolaşmak, sınırları aşmak, bedenine hükmedebilmek, bedenen yapabilirliklerinle diğer insanlardan ayrılmak, bedenen çok güçlü olmak, bedenen çok esnek olmak; zihnen ve duygusal olarak da bizi diğer insanlardan farklıymışız, hatta üstünmüşüz gibi hissettirebilir. 

Bedeninin günümüz egemen güzellik ölçütlerine uymasına ve bedenen cezbedici olmaya, sadece güzel bir bedene sahip olmanın ötesinde anlam yükleyebiliriz.

Bedenimizin kudreti ve yapabilme gücü hayatın her alanında son sözü söyleyecekmişiz gibi hissettirebilir bize.

Yoga magazin tarihi, bedensel becerileri ile gözümüzü kamaştıran ve bu bedensel becerileri sayesinde hayatın anlamını bulduklarını düşünen, her zaman son sözü söylemek isteyen yoga hocaları ile dolu.

Bedenin sınırlarını altüst eden yoga pratikleri aklın sınırlarını zorlarken, zihinsel katılıkları, ruhi kibirleri yerli yerinde duruyor.

Sadece yoga hocaları değil, sporcuların, modern ya da klasik dansçıların bir kısmının bedensel ulaştıkları güç ve esneklik dengesini duygusal ve zihinsel hayatlarındaki dengede göremiyoruz.

Dolayısıyla hayır; bedeni esnettikçe zihnimizi ve ruhumuzu da esnetmiyoruz. Daha doğrusu bunun garantisi yok. Esnek bir bedende katı bir zihin kalabilir.

Üstelik bedenen güçlendikçe ve esnedikçe zihnen iyice katılaşabiliriz.

Peki ne yapmalı?

Mümkün olduğunca hayatımızın her anına, yaşadığımız her duyguya, zihnimizden geçen düşüncelere dahil olmalıyız.

Dahil olmak demek farkında olmak demektir.

Zihninden geçenlerin farkında olmak.

Günlük hayatın içindeyken, yoga pratiği sırasında ya da spor yaparken birden bazı düşünceler belirir, bazı düşünceler üşüşür, bazı duygular belirir. İşte bu “an”lara ışık tuttuğumuzda, bu anları kendimiz için belirgin hale getirdiğimizde zihnimizde ve ruhumuzda bazı değişikliklerin kapısını açabiliriz belki. 

Mesela zor bir yoga pozunu “başardığımızda” kendimizi nasıl hissediyoruz?

Hangi duygular, düşünceler beliriyor? 

  • Sakin bir başarma hissi mi? 
  • Kendini özel ve farklı hissetme mi? 
  • Kendinden büyülenmek mi?

Beden, zihin ve ruh her daim bir bütündür fakat her birinin iyileşme, esneme, güçlenme metodu da kendine özgüdür.

Birine iyi gelen, diğerlerine de iyi gelecektir fakat sorun, sadece bir tarafta yaptığımız çalışmanın, bütüne yansıyacağını ve her şeye iyi geleceğini düşünmemiz.

Yoga, nefes ve meditasyon müthiş bir üçlü; tıpkı dünyayı yeniden yaratmak için yıkan Hint Tanrısı Shiva gibi, var olan tüm kalıplarımızı önce sarsma, sonrasında yeniden oluşturma gücüne sahipler.

Yoga pratiklerimizde ortaya çıkan tüm duygularımız ve düşüncelerimiz bize zihinsel kalıplarımız hakkında da derin bir bilgi verir. Kendimizi başkaları ile kıyaslıyor muyuz? Yapabildiğimizde nasıl hissediyoruz, yapamadığımızda nasıl hissediyoruz? Sabırlı mıyız? Yeniliklere açık mıyız, değil miyiz?

Matın üstünde karşımıza çıkan her duygumuz aslında bizim duygusal paternlerimiz.

Sadece görebilmek gerekli işte…

Yoksa bedenimiz esnek diye zihnimizde kendiliğinden esnemiyor maalesef.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder