Mindfulness sözlüğü 1

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Son yılların en popüler kavramlarından biri olan Mindfulness her yerde karşımıza çıkıyor.

Mindfulness üstüne her gün yeni bir kitap yayımlanıyor, her mecradan Mindfulness üstüne eğitimler veriliyor.

Peki, Minfdulness mutluluğun yeni anahtarı mı?

Yoksa bu tuhaf dünyada, ayakta kalmaya çalışan insanların arayışlarını kullanan umut tacirlerinin yeni numarası mı?

Nedir?

Kökenlerini Doğu felsefesinden alan Mindfulness, içinde bulunduğumuz anı, içinden geçtiğimiz süreci, açık farkındalıkla, yargısız bir tutumla ve şefkatli bir tavırla deneyimlemektir. 

Açık farkındalık, yargısız tutum ve şefkatli tavır, Mindfulness anlayışın üç temel kavramıdır; birbirini tamamlar, biri olmadan diğer kavramlar eksik kalır. Üç tanım bir araya geldiklerinde birbirlerini zenginleştirir, dönüştürür ve yeni bir deneyimleme biçimi oluşturur.

Açık Farkındalık Nedir?

Açık farkındalık, bir nevi kendi kendimizin Sherlock Holmes’u olmaktır.

Holmes’u hepimiz tanırız, her ayrıntıyı görebilecek kadar incelmiş ve keskinleşmiş gözlem gücü sayesinde içinde bulunduğu “an”ın röntgenini kusursuz bir şekilde çeker.

Bizler, gündelik hayatı beş duyumuz aracılığı ile deneyimleriz. Görürüz, işitiriz, koklarız, tat alırız, bedensel olarak hissederiz. 

Beş duyumuzun yanı sıra zihnimizden geçen düşünceler de yaşadığımız her anı, olayı yorumlar. Sherlock Holmes ise zihninden geçen yorumları da açık bir farkındalıkla bakar. Çünkü bilir ki bu yorumlar onu yanıltabilir. Geçmişte yaşadığı bir olaya karşı zihninde kalan tortular, bu “an”ı değerlendirmesini yanlış bir yola sokabilir.

Sherlock Holmes hem beş duyusunu ile algıladıklarını hem de zihninden geçen düşüncelerin karşısında keskin bir farkındalıkla dimdik durur.

Zihninden geçenleri de fark eder, onların da izini sürer. Zihninin onu yanıltmasına izin vermez. 

Kendimize de dönüp bakarsak, duyularımızın geçmişte yaşadıklarımızı nasıl tetiklediğini, nasıl birden önümüze döktüğünü görürüz.

Beş duyumuz, içinden geçtiğimiz o “an”la ilgili bize bilgiler aktarırken, bazen de geçmişte yaşadıklarımızdan kalan tortular o anı “olduğu gibi” değerlendirmemizi engeller.

Mesela bir lavanta kokusu artık hayatta olmayan babaanemizin çarşaf dolabını açtığımızdaki ana götürebilir bizi, burada babaannemizi hatırlatan lavanta kokusu artık sadece bir lavanta kokusu değildir.

Açık farkındalık ise hem burnumuza dolan lavantanın o anki kokusunu, hem de kokunun bizdeki çağrışımını fark etmemizi sağlar.

Bu farkındalık olmasa “içime bir sıkıntı çöktü”, diyebiliriz ya da “Gittiğim yoga stüdyosunu hiç beğenmedim, galiba yoga bana göre bir şey değil”, diyebiliriz.

Ama belki de bizi rahatsız eden lavanta kokusunun çağrıştırdığı güçlü yas duygusudur.

Gündelik hayatımızı genelde “fazla” düşünerek geçiririz. Dikkatimizi beş duyumuzun bize sunduklarında toplandığımızda her anının kendine has inceliklerini fark etmemiz kolaylaşır.

Yargısız Tutum Nedir?

Yargısız tutum, hayatımızı sağlıklı bir zemine oturtabilmek için, bir nevi iyi gazetecilik yapmaktır.

Bir gazeteci, incelediği konuya, konunun taraflarına tamamen yargısız bir şekilde yaklaşır. Konuyu adım adım inceler, peşin hükümlü değildir. Yaklaşımını, konunun muhataplarına yönelik sempatisinin derecesi değil, konuya dair gerçekler belirler; kimseyi baştan yargılamaz.

Yargılamak bir kişiyle, bir olayla ya da kendimizle ilgili hükümlerde bulunmak, kategorilere ayırmak, etiketlemek demektir. 

Biri ile tanışırız ve hemen kişilik analizlerimize başlarız. İyi ve kötü bizim için genelde nettir. Karşımıza çıkan her kişi ya da her olayla ilgili çoğunlukla kesin bir fikrimiz vardır. 

Yargılarımızın içeriğini ise geçmişimiz, tecrübelerimiz belirler. 

Geçmiş deneyimlerimiz elbette şimdiyi anlamlandırabilmemiz için bize rehberlik edebilirler ama şimdiye özgü ayrıntıları fark edemezsek bu yargılarımız bizi yanıltabilir. 

İyi bir gazeteci refleksi bu alanda işimize yarayacaktır. Hemen peşin hükümde bulunmak yerine sürece, hislerimize “tanıklık etmek” deneyimimiz ile gerçek anlamda bağ kurmamızı sağlayacaktır.

Sahip olduğumuz önyargılarımız şimdiki “an”ın biricikliğini anlamamızın önüne geçebilir. Şablonlarla düşünmek algımızı, kavrayışımızı yavaşlatır, çarptırır, bulanıklaştırır.

Şefkatli Yaklaşım Nedir?

İçinde bulunduğumuz ana ya da sürece açık farkındalıkla ve yargısız bir tutumla bakabilmek, bize belki iyi bir dedektifin ve gazetecinin mesleki niteliklerini kazandırır evet ama, unutmayın ki yola bunun için çıkmamıştık. 

Mindfulness anlayışını hayatımıza yerleştirmekteki amacımız, iyi bir gazeteci ya da dedektif olmak değil, dolu dolu, tatmin olduğumuz bir yaşama seviyesine geçebilmek. Hayatımız elimizden uçuyormuş gibi hissetmeden, hayatımıza dahil olarak yaşadığımız bir seviye…

İşte bunun için açık farkındalığı ve yargısız tutumu birbirine bağlayacak güçlü bir tutkala ihtiyacımız var; ve ihtiyaç duyduğumuz bu tutkalın adı şefkat.

Bizler hayata çok güçlü bir hayatta kalma içgüdüsü ile geliyoruz. Tüm bedensel sistemlerimiz de aslında bizim mutlu, huzurlu olmamızla değil, bizi hayatta tutmakla ilgileniyor. 

Hayatta kalma içgüdüsü ile davranmak, doğal afetlerden, savaşlardan, yokluktan, kıtlıktan, göçlerden kendini ve en sevdiklerini korumaya çalışmak, binlerce yıl süren insanlık serüveninin ayrılmaz ve oldukça büyük bir parçası. 

Kendimizi koruyabilmek için “öteki” kavramını oluşturuyoruz. Kaynakların kısıtlı olduğu bir yerde önceliğin kendimizde ve sevdiklerimizde olmasını çok önemsiyoruz. Nerdeyse tüm davranışlarımızı bu önceliğimiz belirliyor. Kendi çıkarımızı koruyabilmek için kendimizi “ötekinden” ayırıyoruz.

Kendimizi öteki insanlardan, başka toplumlardan, geniş anlamda doğadan ayırdığımızda sevgimiz ve iyi olma talebimiz de daralıyor, ancak “kendimize” yetecek kadar kalıyor.

Oysa bir taraftan da tüm insanlık tarihi bize gösteriyor ki, bir grubun, bir topluluğun dışarda kalması, kabul edilmemesi, varlıktan yararlanamaması her zaman savaşa, huzursuzluğa, yıkıma davetiye çıkarıyor. 

Bir Afrika atasözünün dediği gibi “Evinde ısınamayan çocuk, büyüdüğünde ısınmak için köyü yakar.”

Kendimiz ve sevdiklerimiz için istediğimiz her şeyi başkaları için de istemek, kendimiz ve sevdiklerimizde müsamaha gösterdiğimiz her şey için başkaları da anlayışlı davranmak, şefkatin yapıtaşlarıdır.

Şefkatli yaklaşım, kişinin kendini doğadan, hayattan, diğer insanlardan ayrı görmemesidir.

Hayata devamlı kendimizin ve sevdiğimiz insanların çıkarları çerçevesinden bakmayı bırakıp, bütünün kendini güvende hissedebilmesi için elinden geleni yapmaktır.

Kendimizi bütünün parçası olarak kabul ettiğimizde, kendimiz dışındaki varlıkların da yaşam haklarını derinden hissedebiliriz.

Bir “an”a açık farkındalıkla ve yargısız bir tutumla bakarken bunu:

  • Soğukkanlılık ile yapmak
  • Şefkatli bir tutumla yapmak mümkündür.

Ne deneyimlersek deneyimleyelim, kendimize, başkalarına ve hayata şefkatli bir tutumla bakabildiğimizde, acımıza (acılarına), hayatta kalma çabamıza (çabalarına), yaşam stratejilerimiz (stratejilerine), zaaflarımıza (zaaflarına), isteklerimize (isteklerine) anlayışla yaklaşabiliriz. 

Bu tek taraflı bir yaklaşım olarak da kalmaz. Bir başkasının öfkesi, düşmanca yaklaşımı bizde nasıl öfkeye ve düşmanca yaklaşıma sebep oluyorsa, bizim şefkatli dilimiz de bulaşıcı olabilir.

Olacaktır.

Yazarlarımızdan

12 Nisan 2021, Pazartesi 17:54
12 Nisan 2021, Pazartesi 11:16
12 Nisan 2021, Pazartesi 09:10
Sıradaki haber yükleniyor...
holder