Mindfulness sözlüğü 2

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Temellerini Doğu felsefesinden alan Mindfulness, Batı’da yaklaşık 40 yıldır üzerinde en fazla konuşulan, yazılan çizilen, tartışılan kavramlardan biri.

Mindfulness’ın teorisyenlerinden Jon Kabat-Zinn, Mindfulness’ı, “Hayat ile aşk ilişkisi” olarak tanımlıyor.

Bir önceki yazımızda Mindfulness’ı “içinde bulunduğumuz anı, içinden geçtiğimiz süreci, açık farkındalıkla, yargısız bir tutumla ve şefkatli bir tavırla deneyimlemektir”, diye tanımlayıp, açık farkındalık, yargısız tutum ve şefkatli yaklaşım tanımlarına kısa bir giriş yapmıştık.

Bu yazıda ise “otomatik pilot, arşiv zihin ve olanı olduğu gibi kabul etmek ve şimdi ve burada” kavramlarına kısaca bakacağız.

Otomatik pilot

Otomatik pilot, mekanik, elektrik ve hidrolik sistemleri kullanarak, herhangi bir insan komutu gerekmeden aracın kumanda edilmesini sağlayan alettir. 

Bizim de, içimizde, adeta bir otomatik pilot vardır. Bazen tepkilerimizi hiç düşünmeden veririz; bir yerde bomba patladığında düşünmeden kaçarız, çocuğumuz denize düşünce düşünmeden peşinden atlarız, vs.

Sinir sistemimiz, çok ani kararlar vermemiz gereken, rasyonel olarak düşünme fırsatımızın olmadığı olağanüstü durumlarda nasıl davranacağımıza dair, bizim adımıza kararlar verir.

Buraya kadar her şey olması gerektiği gibi. 

Sorun şurada ki bizler olağanüstü bir durum olmadan, gündelik hayatımızın sıradan akışı içinde de adeta otomatik pilotumuz ile yaşıyoruz. 

Ne yediğimizi fark etmeden hızlıca yemek yiyoruz, yürürken havanın durumunu, kokusunu, etraftaki sesleri hiç duymadan ilerliyoruz, bedenimizdeki hisleri, duyumları fark etmeden koca bir günü arkamızda bırakıyoruz.

Adeta bizim adımıza bir başkası yaşıyor bu hayatı. Kendimizi o kadar otomatik pilota almış gibiyiz ki, her davranışımız önceden ezberlenmiş gibi.

Dikkatimizi içinde bulunduğumuz ana getirip, duyularımızın bize sunduklarını fark etmeye başladığımızda otomatik pilottan çıkmanın ilk adımlarını atmış oluyoruz.

Arşiv zihin:

Arşiv Zihin, geçmişten, ailemizden, içinde bulunduğumuz çevremizden, coğrafyadan edindiğimiz düşünce kalıplarıdır. Ayrıca geçmişte edindiğimiz tecrübelerimiz de arşiv zihnimizin bir parçasıdır. Arşiv Zihin yaşadığımız olaylar karşısında kendiliğinden ortaya çıkar, kendi düşünce ve inanış kalıplarına göre yorum ve durum değerlendirmesi yapar.

Arşiv Zihin kötü müdür? Geçmiş tecrübelerimizden yararlanmak pratik olabilir, bize zaman kazandırabilir. Arşiv Zihin doğası gereği donuktur, geçmişteki kendine has koşullara göre oluşmuş olaylardan edinilmiş bilgilerden oluşmuştur. Oysaki başımıza gelen her şeyin kendine has koşulları vardır.

Doğru kararlar alabilmek için bizim canlı, aktif, yaşayan bir zihne ihtiyacımız var.

Zihnimizin arşivinden gelen yorumlar ve düşünce kalıplarıyla aramıza daima bir mesafe koymamız gerekli.

Burada önemli olan zihnimizin belleğimiz tarafında manipüle edilmemesidir. Hatıralar, geçmiş tecrübeler tarafından kontrol edilen zihin bu ana duru gözlerle bakamaz.

Olanı olduğu gibi kabul etmek:

Genel olarak Doğu öğretilerinin en tartışılan kavramlarından biri olabilir “Olanı olduğu gibi kabul et” önerisi.

Kolaylıkla hayata karşı pasifleşmek, sorunlardan kaçmak, tembellik gibi anlaşılabilir.

Daha iyi anlayabilmek için bir örnekten gidelim:

50’lerinde bir kadın düşünün, bu kadının büyükannesi Osmanlı tebaasıydı, annesi ve babası Cumhuriyet Dönemi’nde doğdu, kendi çok partili dönemde üniversiteye gitti, çocuğu şu anda Başkanlık Sistemi’nde üniversiteye gidiyor.

Diyeceğimiz odur ki, hayatta politik, ekonomik sistemler değişebilir. Bize uygun olmayan işimizi değiştirebiliriz, mutlu olmadığımız bir yerden taşınabiliriz, kaç yaşında olursak olalım yeni bir kariyere başlayabiliriz, sivil toplum örgütlerinde inandığımız şeyler için çalışabiliriz, patronumuzdan zam isteyebiliriz, vs.

Bir taraftan da hayatta değiştiremeyeceğimiz şeyler vardır:

Annemizin babamızın yaşlanıyor olduğu gerçeğini değiştiremeyiz, bir zamanlar çok aşık olduğumuz birini artık sevmediğimiz gerçeğini değiştiremeyiz, çocuğumuzun bizden çok farklı biri olduğu gerçeğini değiştiremeyiz, hayattaki her şeyi kontrol edemeyeceğimiz gerçeğini değiştiremeyiz.

“Olanı olduğu gibi gör” demek, başına gelen her şeye eyvallah deyip köşene çekil demekten ziyade, değiştirebileceğin şeyleri ve değiştiremeyeceğin şeyleri fark edip, hayatına ona göre yön ver demek.

Başına gelen her neyse, önce kabul et, sonra yapman gerekeni yap. 

Şimdi ve burada:

İşte bir başka tartışmalı başlık, nam-ı diğer “Anda Kal”.

Şimdi “anda kal” denildiğinde sanılıyor ki “geleceğini hiç düşünme, sen anın keyfini çıkar” denilmek isteniyor.

“Şimdi ve Burada” veya “Anda Kal” bu ana ait hislerini, duyumlarını, düşüncelerini fark et, tanımla ve doğru anla demek aslında.

Korktuğunda, endişelendiğinde, kızdığında, kıskandığında, zihninin dikkatini dağıtma. Bu zorlayıcı duygulardan geçerken kendini başka şeylerle oyalama, ne hissediyorsan onunla kalma kapasiteni arttır.

Çoğumuz için, en kolay vazgeçeceğimiz zaman dilimi “bu an”. Geçmişin tekrar tekrar üstünden geçmek, geleceğini bıkıp usanmadan tasarlamaya çalışmak daha kolay yaptığımız zihinsel egzersizler.

Enerjimizi, dikkatimizi, tüm duyularımızı şimdiki zamanda tutmaya çalışmak ise genelde pek eğlenceli gelmiyor.

Yaşam kapasitemizi “Şimdi ve Buraya” getirdiğimizde aslında tam olarak hayatımıza dahil olmuş oluyoruz. 

Geçmişte veya gelecekte yaşamak ise, kendini, şu anda akmakta olan hayattan koparıp, kafanın içindeki seslere mahkum etmek demek. 

Bu anı nasıl deneyimlediğimizi fark edebilmek için de günlük hayatımıza meditasyonu ve bazı nöro-egzersizleri katmamız gerekli.

Bunların ne olduğuna dair gelecek hafta devam etmek üzere…

Yogabiz.pro

Çağla Güngör- Nilüfer Eyiişleyen

Yazarlarımızdan

12 Nisan 2021, Pazartesi 17:54
12 Nisan 2021, Pazartesi 11:16
12 Nisan 2021, Pazartesi 09:10
Sıradaki haber yükleniyor...
holder