Şefkat meditasyonu

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

“Kimse başkasını hiçbir şekilde aldatmasın ve hor görmesin. Kızgınlık ve kötü niyetle kimse kimseye zarar vermeyi istemesin.”

Yukarıdaki cümle Budha’nın Şefkat Vaaz’ından…

Gözlerini bir kapatın ve dürüst bir biçimde düşünün:

Kimleri küçümsüyorsunuz?

Kimleri hor görüyorsunuz?

Kimleri kıskanıyorsunuz?

Kimleri yakınınızda istemiyorsunuz?

Kimlere öfkeleniyorsunuz?

Kimlere kızıyorsunuz?

Kimlerin yanında güvensiz hissediyorsunuz?

Ve devam edin:

Kimleri umursamıyorsunuz?

Kimleri görmezlikten geliyorsunuz?

Kimleri yok sayıyorsunuz?

Kimlere aldırmıyorsunuz?

Devam edin:

Kimleri seviyorsunuz?

Kimler yakınınızda olsun istiyorsunuz?

Kimlere şefkat duyuyorsunuz?

Kimlerin yanında güvende hissediyorsunuz?

Ve…

Kendiniz hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kendinizle ilgili ne hissediyorsunuz?

Kendinize şefkat duyabiliyor musunuz?

Şefkat meditasyonları binlerce yıldır uygulanan ve günümüze kadar ulaşan Budist temelli meditasyon pratiğidir.

Kendimize, sevdiklerimize, tanımadığımız kişilere ve düşmanca hisler beslediğimiz kişilere iyi niyetlerimizi sunma pratikleri olan şefkat meditasyonu temelini birlik anlayışından alır.

Hayatlarımıza baktığımızda görürüz ilişki ağımızın içinde sevdiğimiz kişiler, tanımadığımız (nötr olduğumuz) kişiler ve sevmekte zorlandığımız, hoşlanmadığımız kişiler var.

İş yerimizi, yaşadığımız mahalleyi, apartmanımızı bu üç gruptan insan ile paylaşırız.

Bazı insanların varlığı bizi neşelendirir, enerji verir, canlandırır…

Bazı insanların varlığı bizi gerer, enerjimizi çeker, sinirlendirir…

Diğer taraftan dünyada tanımadığımız milyarlarca insan var.

Bizler, sevdiklerimizle, tanımadıklarımızla, sevmediklerimizle aynı gökyüzünün altında yaşıyoruz, aynı ülkeleri, kentleri, semtleri, apartmanları, iş yerlerini paylaşıyoruz… Hatta aynı gezegeni, bir nevi büyük evimizi…

Aynı “evi” paylaştığımız için, evimizin güvenliği, temizliği, duygusal atmosferi hepimizin sorumluluğunda.

Kendi küçük ailemize kapandığımızda görünüşte dış dünyadan kopuyoruz ama dış dünyada olup biten her şey bizim mikro evimize de giriyor.

Kadim Çin Felsefesinde buna:

Mikro Kozmos ve Makro Kozmos deniyor.

Mikro Kozmos içinde Makro Kozmos’u barındırıyor; Makro Kozmos Mikro Kozmos’tan oluşuyor.

Herkes kendi ilişki ağları içinde birbirine bağlı…

Sevdiğimiz kişinin sevdikleri, tanımadıkları ve sevmedikleri…

Tanımadığımız kişilerin sevdikleri, tanımadıkları ve sevmedikleri…

Sevmediğimiz kişilerin sevdikleri, tanımadıkları ve sevmedikleri…

Bizi sevenler, tanımayanlar ve sevmeyenler…

Sevdiğimiz kişileri sevenler, tanımayanlar ve sevmeyenler…

Birini sevmek ya da sevmemek ya da tanımamak o kişiye “şefkat” duymamıza engel mi?

Ya da söyle soralım; neden şefkat duymak bu kadar önemli?

Bizler doğduğumuz andan itibaren ilişkiler ağı içindeyizdir.

Geniş ya da küçük bir ailemiz vardır, daha sonra arkadaşlarımız, tanıdıklarımız devreye girer.

Çevremizdeki insanlara hiç farkına varmadan çeşitli duygular besleriz.

Beslediğimiz bu duygularla onlara bağlanırız.

Bu bağlanma bazen güvenli, sevgi dolu olabilir, bazen de tekinsiz, öfkeli, kızgın…

Sevdiklerimizi, “bizden olanı” kollamak, öncelemek, onlara kibar ve şefkatli davranmak bize normal gelir.

Sevmediklerimize, hoşlanmadıklarımıza, ilişki kurmakta zorlandığımız kişilere ise hoyrat davranmak belki doğal gelir.

Hiç tanımadığımız insanlar ise duygu dünyamızda genelde yer bulamazlar.

Onların iyiliklerini düşünmek, çıkarlarını kollamak, onlar için fedakarlık yapmak çoğumuzun gündemine girmez. 

Doğu felsefelerinde ise her canlı birbiri ile müthiş bir bağ içindedir.

Görünmez bir ağ ile birbirine bağlıdır.

Bizler, diğer insanlara, denizlere, ağaçlara, hayvanlara bağlıyız.

En nefret ettiğimiz insanın bile başına gelecek kötülük bu görünmez bağlar vasıtası ile bize de döner.

Biri ne kadar canımızı yakarsa yaksın, ona edeceğimiz küfür, beddua fark etmesek bile tıpkı bir bumerang gibi bize döner. 

İnsan ilişkilerde bizi bir arada tutan tutkalının şefkat olması ise ilişkiler için derin bir anlayış getirecektir.

Hepimizin ihtiyacı olan şeyler aslında aynı:

Bizler güvende, sağlıklı, sevdiklerimizle, bolluk içinde yaşamak istiyoruz.

Kendimizi bir ülkede, bir sosyal çevrede, bir iş yerinde güvende hissetmediğimizde, hakim sistem insanları birbirine kışkırtacak şekilde örgütlendiyse hele, kendimizin ve sevdiklerimizin çıkarlarını korumak için saldırgan, bencilce davranabiliyoruz.

“Ben ve onlar” ayrımı olduğu sürece, şefkatsiz bir dil, anlayışsız bir tavır, dışlayan bir ses hep olacaktır.

Kendini tüm insanlıkla aynı gemide hissetmek, mutluluğu, bereketi, bolluğu, güvende olma duygusunu sınırsız gördüğü için herkes için dilemek insanlığı belki de başka bir hale taşıyacaktır.

Şefkat hissi, Polyannacılık değildir, affetmekle ilgili de değildir.

Başımıza ne gelirse gelsin kabul etmek, baş kaldırmamak hiç değildir.

Karşı çıktığımızın, sevmediğimizin “diline” dönüşmemek, kendimizi dünyanın merkezine yerleştirmeden kendimiz ve sevdiklerimiz için dilediğimiz her şeye aslında diğer insanların da ihtiyacı olduğunu kalben bilmektir.

Karşındakinin dili, tavrı ne olursa olsun kendi dilini ve tavrını şefkatle oluşturmaktır.

Yeni başlayanlar için şefkat meditasyonunun “düşmanca hisler beslediğimiz kişiye” yönelik iyi niyet ve şefkat sunma kısmını anlayabilmek zor olabilir.

Bu yüzden şefkat meditasyonuna kendimizden ve sevdiklerimizden başlayabiliriz.

Ve biliyor musunuz, pek çok kişi için kendine şefkat ile yaklaşmak “düşmanına” şefkat sunmaktan daha zor geliyor.

Şefkatli olma hali tıpkı beden kaslarımız gibi geliştirebileceğimiz, kapasitesini arttırabileceğimiz bir hal.

Uygulaması çok kolay;

Kendinize, sevdiklerinize, tanımadıklarınıza, düşmanca hisler beslediklerinize şu yalın ama etkili dilekleri sunun:

  • İyi ol, 
  • Sağlıklı ol,
  • Güvende ol,
  • Özgür ol,
  • Mutlu ol,
  • Izdıraptan uzak ol.

Kendini güvende, sağlıklı, özgür, mutlu hisseden biri, bir başkasının “zor kişisi” olabilir mi?

Üstünde düşünelim… 

Yogabiz.pro

Çağla Güngör-Nilüfer Eyiişleyen

SON YAZILARI

TÜM YAZILARI

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder