Sanki görüşüyormuş gibi / Bir Instagram yanılsaması

AA

Sonunda hikayenin içindeyiz.

Belki asla görüşmeyeceğimiz ilkokul arkadaşımızı Facebook'tan eklediğimizde bu kadar olmamıştı.

Twitter'da onun politik görüşlerini okurken de böyle hissetmemiştik. (Hatta ona yabancılaşmıştık. Kendime not: ‘Tanıdığın kişiye sosyal ağ üzerinde yabancılaşma’ hakkında düşün.) 

Şimdi Instagram çağında 'story' / hikaye döneminden geçerken hayatının tam ortasındayız, o belki hiç görüşmeyeceğimiz ilkokul arkadaşımızın.

Hayatların tam içindeyiz.

Pasta kesildikten saatler sonra paylaşılan doğum günü fotoğrafından, seyahat dönüşü paylaşılan tatil albümlerinden, yani Facebook günlerinden geldiğimiz nokta bu. 

Story'lerin gelip geçiciliği, Instagram'da hissedilen sanat kaygısını 'nasıl olsa kaybolacak' anlayışıyla aşındırınca; paylaşımlar arttı da arttı.

Daha çok, daha anlık, kaygılardan arınmış paylaşımlar; kısacası her şeyin story'si mümkün oldu / makbul oldu.

Her sabahki kahve, sıkıcı iş toplantılarında masadaki defter, ofis penceresinden doğanın pek de önemsemediği olaylar, akşam Netflix'te izlenen dizi, gece gidilen mekanda çalan 90'lardan günümüze ulaşmayı başarmış şarkı...

Hayatı çevreleyen her şey story'lerde...

Facebook'ta Mustafa Sandal'ın sayfasını beğenirken, story'lerde Mustafa Sandal sevgimizin pratiğini gösteriyoruz Aya Benzer'e yüksek sesle eşlik ederken.

İşte belki bir daha hiç görmeyeceğimiz o ilkokul arkadaşımızı sadece teoride değil pratikte de takip ediyoruz böylece. 

Geçtiğimiz gün Starbucks'ta aylardır birbirini görmeyen iki arkadaşın konuşmasına şahit oldum.

Şöyle dedi birisi: "Story'lerini takip ediyorum ya, sanki görüşüyormuşuz gibi hissediyorum. Seninle burada karşılaşınca, görüşmediğimizin farkına vardım"

Keşke mecra uygun olsa da 'görüşüyormuş gibi hissettiğiniz ama aslında uzun zamandır yüzünü görmediğiniz' arkadaşınızı etiketleseniz.

Ona belki "Kesin görüşelim canım, çok özledim seni" diye de mesaj atardınız.

Kabul etsek mi?

Görüşmek, bir insanı tanımanın seviyeleri (arkadaşlık, dostluk vb.), özlemek; diğer her şey gibi şekil değiştiriyor.

Her şeyin story'si atılırken, bazı şeylere asla ihtiyaç kalmıyor.

(Tüm yazı boyunca uygun bir yer bulamadım, o nedenle buraya not düşüyorum: Bu bir eleştiri yazısı değil, sadece anlama çabası.)


kadir zes~

Sıradaki haber yükleniyor...