İzlemeyi severiz!

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Son yıllarda İstanbul’un trafik keşmekeşi malum. Her yerde bir trafik sıkışıklığı aldı başını gidiyor. Bu yetmezmiş gibi bir de yeni bir trafik türü başladı. İnanmazsınız, bir de adı var: “İzleme trafiği”...

Yoğun trafikte arabaların genelde yakın takip sorunu veya TIR'ların kör noktalarından kaynaklanan kazalar sık sık oluyor. Araçlar emniyet şeridinde olsa bile “Aaa ne olmuş?”, “Kim kime vurmuş?”, “Kimin eli kimin cebinde?” gibi saçma sapan bahanelerle o kazayı seyrediyoruz.

Farkında mıyız acaba biz o kazaya bakarken arkamızda anormal bir sıkışıklık yaşattığımızın?

Hadi bırakın aynı güzergahı, karşı tarafın bile trafiği yavaşlıyor, o alakası bile olmayan kazayı izlemek için.



Bir de arabaların içinde hepimiz ahkam keseriz:

“Kesin tampon değişmesi lazım.”

“Abi bu araba o çizikle iflah olmaz, arabasını değiştirmeli.”

“Ayy yok vallahi, o pırt mıydı pört müydü neydi, ona çıkmış işte!!”

Bırakalım bu işleri artık. Mega bir şehirde yaşıyoruz, en azından trafiktekilere saygımız olsun. Seyretmekten vazgeçelim.

Ankara, Ankara, güzel Ankara...

Geçen hafta Ankara’ya gittim. İki gece kuzenim ve eşinin evinde misafir kaldım.

"Eee, ne var bunda yazı yazacak?" diyeceksiniz. Şu var: Ankaralılar "Bu saatte trafik olur, çıkmakta gecikme; yoksa gideceğin yere ulaşman 8-10 dakikayı alır" diyorlar. Biz İstanbullular için işte bu garip. İstanbul'da ben 8-10 dakikada; ancak TEM’e bağlanabiliyorum, işe gelmem 55 dakika sürüyor.

Gerçekten, Ankara’da trafik var mı yok mu belli değil. Nasıl anlatayım: Hani bayram sabahlarında İstanbul’un bir trafiği vardır; uykulu, yavaş akan ama sıkışıklığın olmadığı, milletin birbirine saygılı kullandığı, acelesi olmayan... Aynen öyle. Herkes yavaş ve saygılı gidiyor Ankara’da.



Anlamadığım şey, arabalar sağa sola dönerken 'sinyal' dedikleri bir şey veriyorlar. Hani İstanbul’da hiç kullanılmayan, direksiyon solunda bir kol vardır ya, işte o!

Diyeceğim o ki Ankara’da araba kullanmayı sevdim. Gideceğim yere en fazla 15 dakikada ulaşabildim. Hem de “rush hour” denilen iş saatlerinde...

Bunun da ötesinde kuzenimin eşi işine yürüyerek gidip geliyor. Düşünsenize işten eve geldiklerinde sosyal yaşantı denilen bir şeyi paylaşabiliyorlar, hatta hafta içi sinemaya bile gidebiliyorlar... Ne büyük lüks değil mi?

Ankara’nın tek sorunu park yeri. Ehhh her güzelin bir kusuru olur.

Ben Ankara'ya yerleşiyorum, artık oradan yazarım size.

Tabii yazacak bir şey bulursam...
 

Sıradaki haber yükleniyor...
holder