‘1917’: En yüksek bütçeli tek plan film

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

‘Tek plan filmler’ tarihinde çığır açmak için yola çıkıyor. Ama ‘tamamı tek plan çekilmiş ilk savaş filmi’ olarak mı, yoksa ‘en yüksek bütçeli tek plan film’ olarak mı anılacak? Bunu zaman gösterecek... 7 Şubat’ta vizyona girecek, En İyi Film dahil 10 dalda Oscar adayı “1917”yi Amsterdam’da tarihi Tuschinski sinemasında izleyip yazdım.

Filmin notu: 6.1


Mendes, ikinci savaş filminde daha iddialı

6 Nisan 1917’de açılan bir savaş filmi. Sam Mendes, bir Vietnam askerinin ‘anti-kahraman’ olarak tanımlandığı “Jarhead”in (2005) ardından ikinci kez bu türde alıyor soluğu. Bu kez iki İngiliz askerin hikayesini anlatıyor. O vasat yapıtın arkasından aslında burada ‘tek plan film’ çekme hedefiyle yola çıkmak bir heyecan getiriyor. İddiası olan, fazlasıyla bu yola baş koymuş bir film izliyoruz.

“1917”, iki askerin peşinde açılıyor. Dean-Charles Chapman ve George MacKay’in cephedeki hallerinin üzerine kaydırılan kamerayla gidiyor. ‘Omuz üstü çekimler’in ötesinde aslında gözlem gücü yüksek arka plan görüntüleri ile derin odağı feyz alarak hareket etme tercihini görebiliyoruz.


Tek plan film olmakta becerikli mi?

65 dakikalık ilk bölümde “Tarafsız Bölge”yi (“No Man’s Land”, 2001) akla getiren bir yaklaşım var. Bu damardan ilerlerken bir de uçağın düşmesiyle görsel efekt canlanıyor. Büyük oranda genç askerlerin gözünden yıkımı, yalnızlığı ve yakarışı yansıtmak hedef. Başrol oyuncularını tanınmamış isimlerden seçerek ise yönetmen biraz İngiliz Yeni Dalgası yıllarındaki Karel Reisz’ın klasik sosyal gerçekçiliğinin Ken Loach’a sıçrayan dil metodunu canlandırıyor.

Bu giriş kısmı aslında belli başına bir ‘kademe’ (level) olarak tasarlanmış. O dakikada bir binaya girilmesiyle birlikte ana karakterin yanında bir anda karanlığa düşen kamera, bir süre orada kalıyor, ‘kararma-açılma efekti’ izlenimi bırakıyor. Deakins-Mendes ikilisinin aslında bütçe 100 milyon doları bulsa da ‘becerilememiş tek plan film’ vurgusunu açığa çıkarıyor bu ve bunun gibi durumlar. 


'Ayna'ya niyet, 'Hitman'e kısmet!

Bu yoldan da aslında aniden havai fişek atılan bir ‘kameranın anında durduğu karakter’ beliriyor. Oraya bir atlama var. Buraya göre düşünürsek patlayan bir binanın ötesinde sanki hayaletlerle dolu bir ‘görev’ izliyoruz. Bu görev fazlasıyla dijital. Yönetmenin gerçeklik iddiası ilk düzlükte son buluyor. Tarkovsky başyapıtı “Ayna”nın (“Zerkalo”, 1975) meşhur yangın sekansı gibi görkemli bir sinema duygusu taşımayan bu yamama bölümü, olayı B-tipi video oyunu uyarlamalarına, “Hitman”e (2007), “Max Payne”e (2008) kadar götürüyor.

Görsel efektle yansıtılmış ve aşırı cila izlenimi bırakan bu kısımda Deakins’in kaydırma gücü de ortadan kayboluyor. Hedef savaşın Hades’ine sokmak olmuş. Ama bunu yaparken de biraz gerçekçi, motive edici ve inandırıcı olmak gerekir. Ama bu konuda “1917”nin ciddi sorunları var.


Üç aşamadan oluşan bir video oyunu

Karakterimizin bir ağaçlı ortama gelmesiyle ve orada ‘bu hayal mi görüyor?’u düşündürmesiyle birlikte de aslında tek plan filmlerden Uruguay mamulü “Sessiz Ev”in (“La Casa Muda”, 2010) tutarlılığı akla geliyor. Oradaki gotik korku filmi isteği, tek bir mekan üzerinden ilerlerken yeniden çevrim de yaratacak bir deneyime dönüşmüştü. Böylesi bir yapıtın Amerika uyarlaması aynı estetikle yapılmışken, böyle bir varsayıma gerek var mıydı?

Son düzlükte ise boş bir arazide koşan ve cephe savaşının ortasında kalan melankolik bir asker izliyoruz. Bu bölümdeki kesme de aslında ‘film 2.5 planda mı çekildi?’ dedirtiyor. Ama bu kısım da üçüncü kademeyi aktif hale getiriyor. Yönetmen üç aşamadan ilerleyerek bir çeşit ‘yapay video oyunu deneyi’ne yönelmiş.

Filmin en büyük problemi 100 milyon dolarlık bir tek plan film olması. “Birdman” 2015’te 18 milyon dolara çekilerek belki de bu modelde o güne değin en egosantrik işi duyurmuştu. Ama bu iddia, dijital efektler bir yana finaldeki ‘illüzyon’ yaratma hedefiyle devreye giren hayallerin üst üste gelmesiyle bilinçli olarak yıkılmıştı. Burada ise yolda kalmıyor. Aksine uçak patlaması, hayali ev patlaması gibi anlarla örülü bir bütçe var. Bu maliyet gözüküyor.


En iyi 10 tek plan film arasına giremiyor

Ama temelde 1948 tarihli Hitchcock’un “İp”inden (“Rope”) sonra 2000’lerde dörtlü ekran bölmeli dijital devrim “Timecode” (2000) ve android yıllarında çekilen ilk net tek plan film olma özelliği taşıyan “Rus Hazine Sandığı” (“Russkiy Kovcheg”, 2002) gibi yönlendirici filmlerle, başyapıtlarla yarışma şansı olmuyor. Aksine 2007’deki Spiros Statholopoulos imzalı rehine gerilimi “PVC-1” ile 2009’daki Derviş Zaim hat estetiği mucidi “Nokta”nın (2009) zirveyi gören başarıları dahi akla gelmiyor. 2010’larda düşük bütçeyle Shahram Mokri’nin bilimkurgu ve korku deneylerini biliyoruz. 2013’deki “Balık ve Kedi”si (“Mahi Va Gorbeh”) bir yana özellikle 2017 tarihli “İstila” (“Invasion”) çığır açacak bir gerçeklik tanımıyla bilimkurgu sinemasında da önemli bir yere geldi.

Bunlara “Manakamana” (2013), “Victoria” (2015) gibileri de eklenebilir. “1917”nin yapılışı biraz “Victoria”nın o ‘138 dakikada senaryosuz gidiyor’u akla getiriyor. Ama finaldeki kutsal ağaca doğru elinde incille ilerleme de buna ‘mesajım var’ hesabı olarak ekleniyor. O bölüm, fazlasıyla ‘seyirciyi avcuna alma hedefli bir kopya-yapıştır’ taktiği adeta… Ama elbette Mendes’in ‘sinemanın ilk tek plan savaş filmi’ni üretme hedefi takdir edilmeli. 


'Dunkirk' ve 'Lübnan' ile rekabete giriyor mu?

2018’de “Utoya”da (“Utøya 22. Juli”, 2018) Erik Poppe, 72 dakikalık tek plan üzerine 20 dakikalık el-omuz kamerasıyla çekilmiş terör gerilimi kadar gibi planlı olamıyor. 2009’da Samuel Maoz “Lübnan”da (“Lebanon”) bir tank görevlisinin gözünden 60-70 dakika aktıktan sonra bir kesme yaşatmıştı. O deneme iz bırakan bir savaş filmiydi aslında. Burada öyle bir mesafe ve olgunluk yok.

2010’larda “Dunkirk” (2017), “They Shall Not Grow Old” (2018) gibi bu türde iddialı filmlerle/belgesellerle yarışamıyor. Bu noktada “Fury” (2014), “Yeşil Bölge” (“Green Zone”, 2010), “Centurion” (2010), “Savaş Atı” (“War Horse”, 2011) gibi eli yüzü düzgün savaş filmlerine rakip olarak geliyor. Ama “Birdman”in aslında sahnenin sihrini vurgulama adına inatla ‘illüzyon’ yüklü tek planlarla yürüme fikri de çok tutmamıştı. Burada ise bu durum ‘video oyuncu’na kayıyor. Nasıl “Diriliş”te (“The Revenant”, 2015) intikamcı filmine yöneliş, çığırdan çıkma getirdiyse burada da benzer bir algı var.


En yüksek bütçeli tek plan film

Aslında “Dokuz Yaşam” (“Nine Lives”, 2005), “Timecode” (2000) gibi filmlerde plan sekans çekmeyi birinde kesişen hayatların dokuz plan sekansını, diğerinde kesişen hayatların dört plan sekansını ekran bölme tekniği ile yansıtma gibi zeki arayışlar kalıcı olmuştu. Ama “1917”de sanki bütçenin hakkı verilmiyor. Aksine bu alanda ‘en yüksek bütçeli film’ olarak anılacak bir iş kotarılıyor. Üçüncü dakikada karanlık cepheye girmeden itibaren gerçekten de ‘bu kadar da iddia var mı?’ dedirtiyor. Bu devirde kaydırmalı kamerayla plan sekans çekilebilir, ama bu kadar yamama eğilimler çok mantıklı değil.

Öte yandan “1917”nin yarıda kalmışlığı ve dağınıklığı da çok bariz. Bize kabus sekansında László Nemes’in uzun planlarıyla ‘gotik kabus’u anlamlandıran bir olgunluk, ustalık sunmuyor. Aksine o bölüm planlı durmamış, bir arayışın ya da video oyunun bir parçası gibi gözüküyor. Aslında bu açıdan da tartışmaları hak eden bir ürünle yüzleşiyoruz.

Mendes-Deakins ikilisinin ‘gerçeklik’ algısına okeyiz. Ama Thomas Newman’ın filmin ve gerilim duygusunun üzerine geçen başarılı müzikleri çok da katkı vermiyor. Ses miksajı-kurgusu ise o kadar iddialı değil. Colin Firth, Benedict Cumberbatch, Mark Strong ise yan kast katkısıyla bir karizma katıyor. Bunun ötesinde film, sanki ‘Final Fantasy’ misali daha yüksek bütçeli bir tek plan denemesi yapılana kadar köşesine fazla hesaplı olarak çekiliyor. Fazla görkem ve iddia bazen iyi olmayabilir!

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder