9 Kere Leyla: Yerli Gilliam’dan bir Adem ile Havva komedisi

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

“9 Kere Leyla”, 4 Aralık’ta Netflix’te başladı. Ezel Akay’ın en eğlenceli filmi. Dokuz kere ölüp dirilen ana karakterinin üzerinden sanat yönetimi-kurgu-müzik merkezli yapı yaratıcı. Ancak belli bölümde sinematografi ve senaryo özensiz duruyor. Ezel Akay usulü alternatif bir Adem ile Havva (Lilith) fantastik komedisi izliyoruz. Yerli Gilliam, “Cennet Meyvesi” ile “Şaşkın”ı (“Bedazzled”, 1967) birleştiriyor.

Filmin notu: 5.6

Türkiye sinemasının Terry Gilliam'ı mı?

Yerli sinemada Ezel Akay gibi yaratıcılara ihtiyaç var. “Neredesin Firuze” (2004) müzik piyasamızın hicvini gerçeküstücü Bollywood komedisi damarıyla gerçekçi hale getiriyordu, “Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?” (2006) ise Gilliam’ın Çek öncülü Karel Zeman’ın esintileri taşıyan animasyon-kurmaca kırması damarıyla önemli bir politik söylem de barındırıyordu. “Yedi Kocalı Hürmüz” (2009) postmodern dokunuşa sahip olsa da memur hissi yaratmakla kalmıştı. 

Bu kariyer, bu toprakların Bollywood etkili Terry Gilliam’ı olarak bir yönetmenin kumaşını belli etmişti büyük oranda. Bu durum da keyif veriyordu. “9 Kere Leyla” ise yönetmenin bu damarda zaman zaman Frank Capra etkilerini hissettirdiği yer olarak anılacaktır. Tayfun Türkili’nin 9 Canlı adlı tiyatro oyunundan uyarlanmış bir yapıt izliyoruz. Bir vodvilin perdeye aktarılması teatrallik sorunundan koparılarak gerçeküstücü hale getiriliyor. 

Bu yaratıcı zekanın temelinde Goethe’nin Faust’unun ve Dickens’ın A Christmas Carol’ının 19. yüzyıl romanlarının devamında ortaya çıkan ‘fantastik komedi’ denemeleri var sanki. 1940’larda “Here Comes Mr. Jordan” (1941), “Cennet Beklesin” (“Heaven Can Wait”, 1943), “Şahane bir Hayat” (“It’s a Wonderful Life”, 1946) gibi filmlerle bir furya başlamıştı. 1967 tarihli 2000’de yeniden çevrimi de yapılan “Şaşkın” (“Bedazzled”) ise burada esinlenilen kaynaklardan birisi.

Chytilova ve Seberg esintileri

Bizde de aslında “Aaahh Belinda”nın (1986) “Şahane Bir Hayat”ın modelini tekrarlayarak, “Arkadaşım Şeytan”ın (1988) Faust komedisine kayarken veya “Nihavend Mucize” (1996) “Here Comes Mr. Jordan” canlandırması yaparken fena değillerdi. Ancak son 15-20 yılda bu melez tür “Sizi Seviyorum” (2009), “Seninki Kaç Para” (2012) gibi denemelerle çöp (trash) seviyesine gerilemişti. Bu anlamda Ezel Akay’ın dokunuşu fena olmamış!

Aslında evrensel ve gizemli bir Adem ile Havva öyküsü var. Bu sebeple de aklımıza Vera Chytilova’nın sıra dışı ve kurmaca Adem ile Havva biyografisi başyapıtı “Cennet Meyvesi” (“Ovoce Stromu Rajských Jíme”, 1970) gelmiyor değil. Fakat oradaki kadar sınırlar zorlanmıyor. 

Zaten esasen Yahudilik ve Hıristiyanlıkta, Tevrat’ta da yer alan Lilith’in üzerinden ilerleyen bir yaklaşım var. Havva öncesi ilk kadın, feminizmin öncüsü devreye sokuluyor. 1963’te fantastik aşk filmi klasiği “Lilith”te (1963) Robert Rossen’ın akıl hastası Warren Beatty’nin Vietnam gazisi tiplemesinin gözünden farklı kimliklere bürünen bir Jean Seberg temsili de vardır. Burada bu damar Demet Akbağ üzerinden canlanıyor.

Terapistlerin açığa çıkardığı bir mücadele

Filmin sanat yönetimi, kurgusu ve kostüm tasarımı çok iyi. Naz Erayda ve Ömer Özyılmazel müthiş bir işçilik çıkarmış. Hayk Kirakosyan dar mekanlarda yere koyulan kameraları geniş açı objektiflerle Gilliam açılımı getiriyor. Eflatun, sarı ile yeşilin iç içe geçmesi de aslında bir fark yaratma çabasını ortaya koyuyor. Ama dış mekanlarda bir üşengeçlik devreye girmiş. Özellikle ambulansın çizgi romansı tezahürü olan sahnelerde işlenmemiş renkler çok bariz ortaya çıkıyor.

Açılış sekansında evlilik terapisti karakterin, Nergis’in (Elçin Sangu) büyüsüyle gördüklerimiz ise “Neredesin Firuze”de Demet Akbağ’ın yaptıklarını akla getiriyor. Oradaki ilham perisi bıraktığı yerden alıyor! Ezop filmlerinde Akbağ’ın Bilginer’le ikinci ikonik buluşmasını izliyoruz aslında. Sangu, turuncu saçlarıyla tam bir Ezel Akay karakteri!

Evlilik karşıtı söylem belirgin

Buradaki mizah duygusu net bir ‘fantastik komedi’ üzerinden yürüyor. İster istemez de böylesi bir mit yaratma çabası var. Eşini dokuz kere öldürmeye çalışıp bunu beceremeyen bahtsız bir koca izliyoruz. Avukat Haris ile dolandırıcı koleksiyoncu Mahdum Alican Yücesoy ile Fırat Tanış’ın eşliğinde karşımıza geliyor. Bu ikili iyi yazılmış, mitik bir katkı de veriyorlar.

Sürekli terapi niyetine canlanan çılgın karakterler görüyoruz. Belki de yerli komedilerde hastalığa dönüşen ‘muhafazakar evlilik kutsaması’nı çözecek bir anahtar, bir anti-tez izliyoruz. Buna paralel olarak da toplumumuzun çıldırdığına, kontrolden çıktığına dikkat çekiliyor.

Ezel Akay'ın kurgusu olgunlaşmış

Evin birbirine girmesinin ötesinde terapi seansı ve ev sahneleri aslında daha düzgün çekilmiş olanlar. Terapi seansında aşırı kitsch bir tablo kullanımı var ki, gerçekten çok lezzetli. Evde yatağa uyum kesmesi ile geçişte yaşananlar da hızlı kurguyla veriliyor. Hip-hop kurgu da aktif bir teknik olarak bu dünyanın bir parçası.

Ezel Akay, reklam-video klip piyasasından sinemaya girenler arasında Kıvanç Baruönü ile beraber en yaratıcı ve biçimcisi olabilir. Burada üzerine koyan bir yönetmenlik dili izliyoruz. Bu durum da kurgunun hızına eşlik ederken oyuncuların ağzından çıkan diyalogların da güldürmesine alan açıyor. Sanat yönetiminin yol açtığı eşyalar ise ikonik hale getiriliyor!

Öte dünyada sıkışma efektleri Michael Powell etkisi mi?

Gerçekten de günümüzün evliliklerine ve ilişkilerine dair söyleyecek şeyleri olan bir fantastik romantik-komedi izliyoruz. Bir bakıma anti-evlilik kurallı olarak yataktan yatağa, ilişkiden ilişkiye atlama düşüncesi var. Araya giren şarkılar ise video klip eskisi gibi o kadar iz bırakmıyor.

Haluk Bilginer’in beyaz fon üzerinden üç-dört karaktere bürünüp şarkı söylemesi, ilk denemelerde keyif veriyor. Ancak zamanla “Bugün Aslında Dündü” (“Groundhog Day”, 1993) çakması, tutmamış “Dördümüze Bir Eş”in (“Multiplicity”, 1996) Michael Keaton’lı yapay afişini hatırlatıyor fazlasıyla. Powell-Pressburger başyapıtı “Aşk ve Ölüm”ün (“A Matter of Life and Death”, 1946) mahkeme sahnesini de hatırlatıyor. Özellikle de bunun sürekli tekrar etmesi bir eski model efekt havası katabiliyor. Cehenneme gidilen sahnelerde de benzer bir yaklaşım var. Bu sayede belki de 60-70 sene öncesine ışınlanıyoruz zaman zaman.

‘Cennet Meyvesi' ile 'Bedazzled'i buluşturuyor

Demet Akbağ’ın şarkıları ise o kadar iddialı bir şekle sokulmuyor. Usta oyuncunun en zayıf ve silik rollerinden birini izliyoruz. Sangu onun önüne geçiyor. Film, ister istemez sakarlıklar komedisine kayıyor. Ancak bunu da renk filtrelerinin gırla gittiği mitolojik zeminli iddialı kapanış sekansında ataerkil düzene karşı çıkan bir birliktelikle deneyimleme olanağı buluyoruz.

Bu bölüm günümüzün cinsiyetçi cinayetlerine tepki olarak canlanıyor. Ezel Akay, bugünlerde fantastik komedi nasıl yapılmalı onun üzerine kafa yormuş. Bütün modellemeleri düşünmüş. Bunlar üzerinden ise yerli sinemanın son 20 yılın en derli toplu fantastik komedilerinden birine imza atıyor.

İnce dokunuşlar o kadar etkili ki her oyuncu Ezop’un kaleminde kendini bulabiliyor. İşin ucu Çek sinemasının fantastik auteur’ü Karel Zeman kadar uç bir noktaya gitmiyor. Ama açılış ve kapanış sekansında özellikle yönetmenin fantastik kumaşının olgunluğu hissediliyor. Türkiye’nin Gilliam’ının “Cennet Meyvesi” ile “Şaşkın”ı buluşturması keyif veriyor.

Ancak 112 dakikanın gelişme bölümünden 20-30 dakika atılabilirmiş. Dış mekanlarda olmamış sahnelerin açığa çıkmasıyla senaryo ve sinematografinin zaafları yüzümüze vurulabiliyor. Kısa sürede üretildiğini bu sayede belli ederek hantallaşabilen bir film izliyoruz. Ambulans şoförleri özellikle olmamış.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder