'Adalet Birliği': Işık hızıyla gelip geçen süper kahramanlar

17 Kasım 2017, Cuma 10:30
AA
Kerem Akça, 17 Kasım haftasının vizyon filmlerini değerlendirdi. 

KEREM AKÇA / akca.kerem@gmail.com

“Adalet Birliği” (“Justice League”), DC Comics’in Marvel’in ‘Yenilmezler’ serisine aşırı klasik ve bol gürültülü cevabı. Ama Ezra Miller’ın enerjik The Flash’i dışında filmin tatmin ettiği söylenemez. “Watchmen”i çeken tavizsiz Snyder mumla aranıyor.

 
Klasik süper kahraman ekibi çok mu lazımdı?
 
Superman’e (Henry Cavill) olanlar, Bruce Wayne’in (Ben Affleck) öncekilerden daha güçlü bir düşmana karşı yeni arkadaşı Diana Prince’ın (Gal Gadot) yardımını almasına sebep olur. Batman ve Wonder Woman’la birlikte hareket ederek yeni tehdide karşı gelir. Meta-insanlardan oluşan bir takım oluşturmak her şeye çare olacaktır. Ancak Batman, Wonder Woman, Aquaman (Jason Momoa), Cyborg (Ray Fisher) ve The Flash (Ezra Miller) gibi eşsiz kahramanlar, gezegeni kurtarmak için geç kalmış olabilirler.


 
Süper kahraman ekipleri hızla artmaya başladı. Yeni milenyumun başında ‘X-Men’ farklı bir karizmaya sahipti. “Watchmen” (2009) stiliyle çığır açtı. Ama esasen ‘Yenilmezler’ (‘The Avengers’) serisinin gişe rekorları kırmasıyla bu alanda ‘klasik kahraman’ prototipi moda oldu. Arada anti-kahraman timine odaklanan “Galaksinin Koruyucuları” (“Guardians of the Galaxy”, 2014) orijinalliğiyle göz kamaştırdı.
 
En son “Suicide Squad” (2016) o damardan dalga geçilesi taraflarına karşın camp (bilinçli bayağılık estetiği) bir eğlencenin sözünü veriyordu. “Adalet Birliği” (“Justice League”, 2017) ise geçen sene üretilen ve halen niye çekildiği anlaşılmayan “Batman v Superman: Adaletin Şafağı”ndan (“Batman v Superman: Dawn of Justice”, 2016) bu yana beklenen bir filmdi.
 
Upuzun ve masraflı bir düello sahnesinden ibaret
 
Açıkçası onla beraber DC Comics’in ciddi çizgilerine eski model çizgi film karakterleri ilave edildi sanki. Cavill ve Affleck alay konusu oldu. Burada onlar için bir senaryo bile yazılmamış. Snyder ise o teknolojik açıdan devrimci ruhunu barındırmazken, burada da benzer bir süreçle yüzleşiyoruz. Film neredeyse ‘upuzun, masraflı ve gösterişli bir düello sahnesi’nden ibaret. İçinden ışık hızıyla Batman, The Flash, Wonder Woman, Aquaman ve Superman’in geçtiği bu harala gürele çatışma ise yüksek bütçeye karşın kapalı mekanda çekilmiş.


 
Sanki 1930’larda bir mekana tıkılan süper kahramanların uçarılıklarını, az hareket eden kamerayla ‘yeşil ekran teknolojisi’ uygulamasına sokuyor Snyder. Ama kendisi; “300” (2006) ve “Watchmen” yıllarındaki kadar zinde olmadığı gibi, Hollywood’da da artık böylesi büyük bütçeli fantastik aksiyonlar taze durmuyor. Bu sebeple de “Adalet Birliği”, ‘büyük prodüksiyonlar’dan gidersek ‘Galaksinin Koruyucuları’nın tırnağı olamazken, ‘Yenilmezler’in ise ‘en azından eğlence’ dedirten seyir sürecini dahi sunamıyor.
 
Ben Affleck tabuttan çıkmış gibi
 
Aksine DC Comics’in “Man of Steel” (2013), “Kara Şövalye” (“The Dark Knight”, 2008) gibi modern tekli kahraman filmlerine dönüş yapması lazım. Burada Ezra Miller kendini kasıyor, filme neşe katıyor. Jason Momoa öne çıkmak için kasıp ‘Akrep Kral’dan (‘Scorpion King’) farksız bir boyutsuzluk taşıyor. Amber Heard’ün onun karşısında bir sahnede cilvesi de var. Ray Fisher ‘Cyborg’ta fena değil.
 
Ama Superman öyküsüne geldiğimizde Diane Lane’in mimik yapacak hali kalmamış. Ben Affleck ise tuhaf bir makyajla yaşlandırılıp bu evrenden uçup gidecek hissi yaratıyor. Sanki tabuttan çıkmış gibi! Bunun ötesinde Snyder’ın yaşlılığı bu seriye yaramamış. Bu kadar yüksek bütçe her şey demek değil. Bu sebeple de ‘X-Men’, ‘Galaksinin Koruyucuları’ serilerini tercih ederiz. Marvel, DC’nin tehdidini hissetmiyor orası kesin.
 
FİLMİN NOTU: 3.8


 
Künye:
 
Adalet Birliği (Justice League)
Yönetmen: Zack Snyder
Oyuncular: Ben Affleck, Henry Cavill, Gal Gadot, Ezra Miller, Jason Momoa
Süre: 150 dk.
Yapım yılı: 2017


 
‘KARDAN ADAM’: ‘INSOMNIA’ USULÜ ALFREDSON POLİSİYESİ
 
Jo Nesbø’nun çok satan ve Türkçeye de çevrilen polisiye romanının yıllardır beklenen uyarlaması “Kardan Adam”, Thomas Alfredson yönetiminde perdede şansını deniyor. İngilizce ana dilli yeni İskandinav polisiyesi, iyi çekilmiş, iyi kurgulanmış ve coğrafyasına hakim, ama senaryo zafiyetleri de çekiyor.
 
Oslo’da Kasım ayı başlamış, ilk kar yağmıştır. Birte Becker (Genevieve O’Reilly) isimli bir kadın, eve döndüğünde eşinin ve oğlunun yapmış olduğu kardan adamı görmek için sabırsızlanmaktadır. Ancak beklenmedik bir hayal kırıklığı ile yüzleşir, kapıda kardan adam yoktur. Kısa bir süre sonra pencereden gözüken görüntü ise oldukça tuhaftır. Dışarıda kendilerine bakan bir kardan adam vardır. Ardından yaşanan cinayetler ve ‘kardan adam’ imzalı mektuplar esrarengiz olaylara yol açar.


 
Vampir filmi başyapıtı “Gir Kanıma” (“Låt Den Rätte Komma In”, 2008) ile çıkış yapan Thomas Alfredson, “Köstebek” (“Tinker Tailor Soldier Spy”, 2011) ile de ‘casusluk filmleri’ tarihine ‘destansı’ ve ‘kilit’ bir ekleme yapmıştı. “Kardan Adam”da (“The Snowman”, 2017) daha önce “Kafa Avcıları” (“Hodejegerne”, 2011) ile sinemaya ilginç bir uyarlamayla konu olan Norveçli edebiyatçı Jo Nesbø’nun ikinci perde temsili izlediğimiz.
 
Harry Hole karakterinin izinde aslında baştan itibaren ‘ilacını içip zihnini soğuğa adapte etme ve kendinden çıkma’ hali hissediliyor. Bu sebeple de Ferguson’dan Kilmer’a herkesin Norveç diyarlarına ayak uydurması bize tuhaf gelmiyor. Thelma Schoonmaker-Claire Simpson ikilisinin kurgusuyla Rob Marshall filmlerinden bildiğimiz Dion Beebe’nin görüntü yönetimi müthiş bir ahenkle birleşiyor.
 
Amerika doğasında Oslo gerçekliğini tadabiliyoruz. Açıkçası Fincher’ın “Ejderha Dövmeli Kız”ı (“The Girl with Dragon Tattoo”, 2011) beğenilmese de ikonik bir Amerikan yeniden çevrimidir. Alfredson da burada ona uyum sağlayan ama Erik Skjoldbjærg’in polisiye klasiği “Insomnia”nın (1997) ‘polisin bilinçaltında geçen polisiye’ modelini ya da alt türünü kullanan bir film izliyoruz. Film, bu konuda kendi alanında oyalanıyor. Marco Beltrami’nin besteleri ise bütüne uyumlu hareket ediyor.
 
“Kardan Adam”, ‘kardan adam’la ilgili gizemin peşine düşerken “Stepford Kadınları”yla (“The Stepford Wives”, 1975) teğet geçtiği anlarda hareketleniyor. Ama bunun devamını getirecek bir senaryodan destek almıyor. Belki de Alfredson’un çekim sürecinde yaşadığı sancılar, filmin ‘nokta atışı’ sahnelerle tamamlanmamasına yol açmış olabilir. Ama iyi çekilmiş İskandinav usulü polisiye, karlı doğaya hakim rejisörüyle keyif veriyor.
 
FİLMİN NOTU: 6.4


 
Künye:
 
Kardan Adam (The Snowman)
Yönetmen: Thomas Alfredson                                         
Oyuncular: Michael Fassbender, Rebecca Ferguson, Charlotte Gainsbourg, Chloe Sevigny, Val Kilmer
Süre: 120 dk.
Yapım yılı: 2017


 
‘SEN KİMİNLE DANS EDİYORSUN?’: HER TELDEN ÇALAN FANTASTİK DANS KOMEDİSİ
 
‘Leyla ile Mecnun’un senaristi olarak çıkış yapan Burak Aksak’ın yeni filmi “Sen Kiminle Dans Ediyorsun?”, ‘postmodern’ olma hevesindeki fantastik bir dans komedisi. Özellikle Binnur Kaya ve Nergis Öztürk filmi yukarı taşımak için çok çaba sarf ediyor.
                     
Aysel (Demet Özdemir), annesiyle babasının vefatından sonra bir türlü toparlayamayan, hayata dair sorunları olan bir kadındır. Kocasından boşanmış Şengül (Binnur Kaya) ise işlettiği dans okuluyla hayata tutunan bir folklor öğretmenidir. İkisinin yollarının kesişmesi ile dans yarışmalarında Aysel’in önüne çeşitli engeller çıkacaktır. Bunları aşmak için yeni bir hayata merhaba demek ve tabuları yıkmak şarttır.


 
Ülkemizde ‘dans filmi’ alanında ise zaman zaman denemeler yapılabiliyor. Ancak bunların dünya standartlarına ulaştığını söylemek güç. Açıkçası ‘müzikal’in bir tür haline gelmediği diyarlarda onun alt türünün oturmasını da beklemek hayalcilik. Bu sebeple “Uçan Melekler” (2010) gibi B-tipi filmlere mahkum olmak kaçınılmaz.
 
“Sen Kiminle Dans Ediyorsun?” (2017) bu eğilime ekleniyor. “Bana Masal Anlatma” (2014) ile komedi konusunda ‘senarist’ olarak bir yeteneği olduğunu, parlak fikirler ve zeki karakterler çıkarabileceğini göstermişti Burak Aksak. Ama bunu gerçek bir ‘sinema filmi’ne dönüştürmekten acizdi. Bu süreçte onun en tutarlı işi “Kara Bela” (2015) oldu.
 
Burada da açıkçası karakter demeye bin şahit isteyen tiplerin koşuşturmasının adının ‘çılgın’ konduğu, ‘reklam arası’ niyetine araya giren hızlı çekimle halledilmiş boyutsuz sahnelerden destek alan tuhaf bir film izlediğimiz. “Duvara Karşı”nın (“Gegen Die Wand”, 2004) performans araları misali bir dil numarasında elbette Aksak’ın becerikli olmasını beklemiyoruz. Açıkçası şarkı söylemekten aciz Demet Özdemir de, Uraz Kaygılaroğlu da güldürmüyor. Okan Çabalar biraz idare ediyor.
 
Filmin son 30 dakikasını ilk 30 dakikasına bağlasanız yine buradaki ‘çorba’ halini elde edebilirsiniz. Bu sebeple de Aksak’ın fikirlerini başkasına çektirmesi daha sağlıklı olur. Aksi takdirde “Sen Kiminle Dans Ediyorsun?” gibi işitsel ve görsel açıdan her telden çalan, ölüm ve yerçekimi ile dalga geçerken kendisi alay konusu olan dizi kafalı ‘şeyler’ yapmayı sürdürür. Burada karaktere dönüşemeyen Binnur Kaya ve debelenen Nergis Öztürk’e yazık olmuş. Gerisi ise plansız bir şekilde hareketlenebilen müzikli skeçler… Aksak, sinemada ilerlemek istiyorsa biraz daha Onur Ünlü’nün yanında eğitim almalı.
 
FİLMİN NOTU: 2.9


 
Künye:
 
Sen Kiminle Dans Ediyorsun?
Yönetmen: Burak Aksak
Oyuncular: Demet Özdemir, Binnur Kaya, Uraz Kaygılaroğlu, Okan Çabalar, Nergis Öztürk
Süre: 110 dk.
Yapım yılı: 2017


 
‘İÇİMDEKİ GÜNEŞ’: AĞIR TEMPO MAĞDURU ROMANTİK-KOMEDİ
 
Claire Denis’nin 13. uzun metrajı “İçimdeki Güneş”, Juliette Binoche’un karizması ve performansıyla akılda kalabilir. Ama film olarak fazla kasıntı durup yönetmenin önemsiz eserleri arasına yerleşiyor.
 
50’ki yaşlarındaki Isabelle (Juliette Binoche), duygularının hayatını yönlendirmesine izin vermeyen mutsuz bir sanatçıdır. Tanıştığı birkaç erkekle de ilişki kurmayı dener. Ama bunların uyumsuzlukları, iletişim kazaları, tuhaf ve hatta komik durumlar onu yıldırır. Açıkçası orta yaşlı aşk arayışı kararsızlık sebebiyle içinden çıkılmaz bir hal alacaktır.
 
Juliette Binoche’un cinsel arayışı “Randevu”dan (“Rendez-Vous”, 1985) “Kadınlar”a (“Elles”, 2011”) ulaşan bir çerçevede çok yönlü ele alınmıştır. Bu sefer ise onun son 20-25 yılın yükselen kadın yönetmeni Claire Denis ile birlikteliğini izliyoruz. Film, son düzlüğüne kadar Denis’nin yapıbozucu ruhunu anlatmıyor. Aksine piyasa işi ve zorla ağırlaştırılmış bir romantik-komedi izlenimi bırakıyor.


 
Gérard Depardieu’nün yapıbozucu girişi ise ‘ironik’ durmaktan ve kadın ruhunu zedelemekten başka bir işe yaramıyor. Denis, ‘sanat filmi’ çekmek için kasarken cinsel hayata dair bir şey söylememeyi becermiş. Halen de Fransız Yeni Dalgası dönemindeki ‘kapanış jeneriğinde film devam eder’ klişesinden medet umuyor. Binoche bile bu anlamsız girişimlerden onu alıkoyamıyor. “İçimdeki Güneş”, sanat olduğu zannedilen ama bu iddianın altını dolduramayan Fransız filmlerinin arasına katılıyor rahatlıkla. Xavier Beauvois ise yönetmenlik kariyerindeki ‘sinema’ problemini oyunculukta en azından ‘inandırıcılık’la bertaraf edebiliyor.
 
FİLMİN NOTU: 4.3


 
Künye:
 
İçimdeki Güneş (Un Beau Soleil Interieur)
Yönetmen: Claire Denis     
Oyuncular: Juliette Binoche, Gerard Depardieu, Xavier Beauvois, Valeria Bruni Tedeschi, Alex Descas
Süre: 94 dk.
Yapım yılı: 2017


 
‘AYAZ’: TV DİZİSİNİN PİLOT BÖLÜMÜ GİBİ
 
“Münferit” ile tanınan Dersu Yavuz Altun, ikinci eseri “Ayaz”da bir hapishane filmine imza atıyor. Karakterlerin ‘TV’ ekranına uygun ve karikatürize hale geldiği dokunaklı baba-oğul ilişkisi ne kadar tesir eder bilinmez.
 
Hasan (Deniz Telek), başka bir adamla kaçan yengesinin çevresinin baskısıyla öldürür. Cezaevinde yaptığından derin pişmanlık duyup neredeyse aklını yitirir. Tek çıkış yolu vardır, o da hapishaneden çıktıktan sonra annesini öldürdüğü için kimsesiz kalan çocuk Ayaz’ı yanına almak ve onun yüzünü güldürmektir. Kamyon şoförü Hasan, Ayaz’la (Umut Keleş) birlikte yolculuğa çıkar. Karşısında beklemediği insanları bulacaktır.


 
Karikatürize karakterlerle ve boyutsuz bir dramatik omurga ile hareket eden bir hapishane filmi... Fena olmayan seri katil filmi “Münferit” (2007) ile sinemamıza umut vaat ederek giren Dersu Yavuz Altun, aslında boş bir isim olmayacağını ispatlamıştı. Ama zaman geçtikçe dizi piyasasına yaklaşıp körelmesi karaktersiz bir kaçış öyküsüne sebebiyet verebilmiş.
 
“Ayaz”, ülkemizdeki adalet probleminin yol açabileceklerini incelemeye alıyor. Ama boyutsuz ve bol sakallı tiplemelerle “Daha”nın (2017) dramatik ve görsel açıdan dolu dolu duran baba-oğul ilişkisini mumla aratıyor. Altun, ikinci sinema filmiyle dizi ezberinin mağduru olduğunu gösteriyor bizlere. Maço kültürünü yansıtmak bile o kadar karton bir hal alıyor ki, bir yerden sonra filmin içine girmek mümkün olamıyor.
 
FİLMİN NOTU: 3.5


 
Künye:
 
Ayaz
Yönetmen: Dersu Yavuz Altun
Oyuncular: Deniz Telek, Umut Keleş, Çağlar Tüfekçi, Özlem Aktaş, Bülent Ergün
Süre: 90 dk.
Yapım yılı: 2017


 
‘BEGINNER’: BİR ‘TAKSİ ŞOFÖRÜ’NÜN ‘BÜYÜLÜ’ VE ‘VASAT’ DİYARI
 
İngilizce öğrenmek için çaba gösteren bir taksi şoförünün azmine bakan “Beginner”, fazlaca eksiği olsa da iyi niyetli bir ilk film. Başrolde Güven Kıraç fena bir performans sergilemese de Muhammet Uzuner, Ezel Akay, Bülent Çolak gibileri ona aynı özenle eşlik edemiyor.
 
Faruk (Güven Kıraç) 60 yaşlarında emekli olmuş ve halen çalışan bir taksi şoförüdür. Hafta içi gündüzleri, hafta sonu geceleri çalışır. Faruk’un yaşam rutininde tek uğraşı ise İngilizce öğrenmeye çalışmaktır. Evde olduğu zamanlarda kitaplardan İngilizce okur. Taksideyse yabancı dildeki kelimeleri bilip bilmediklerini test ederek pratik yapmaya çabalar. Altı ayda çat pat İngilizce konuşabilen Faruk, başta köhne ve bakımsız olan evi çiçek gibi yeni olmuştur.


 
Yavuz Turgul “Gönül Yarası”nda (2005) deneyimli bir taksi şoförünün gözünden İstanbul’un dehlizlerine bakmıştı. Belli bir reji tutarlılığı ile akan eserde Şener Şen döktürürken, Meltem Cumbul ve Timuçin Esen de fena bir iş çıkarmamıştı. Burçak Üzrek ilk filminde onla kardeşlik ilişkisi kuran bir film çekme hedefinde.
 
Elbette Kıraç’ın gözünden dünyaya bakış ‘büyülü gerçekçilik’ akımından parçalar barındırıyor. Hayali evren de filmi izlenir hale getiriyor. Ama onun dışındaki sinematografik izdüşümlerin boyutsuz ve çamur gibi olduğu söylenebilir. Bu da filmin ‘başarılı kurgusu’nu görüntü yönetimi söz konusu olduğunda ‘anlamlı’ hale getirmiyor. Üzrek iyi niyetli bir çabaya imza atıyor, ama bunu tutarlı ve emek yüklü hale getiremiyor. Yan karakterler ya da misafir sanatçılar devreye girdikçe çaylaklığı açığa çıkan bir film “Beginner”.
 
FİLMİN NOTU: 3.8


 
Künye:
 
Beginner
Yönetmen: Burçak Üzrek
Oyuncular: Güven Kıraç, Muhammet Uzuner, Bülent Çolak, Ezel Akay, Ufuk Bayraktar
Süre: 90 dk.
Yapım yılı: 2016


 
‘SENİ GİDİ SENİ’: KARA KOMEDİNİN ÖZENTİSİ HİÇ ÇEKİLMİYOR
 
Sibel Tunç’un ikinci yönetmenlik denemesi “Seni Gidi Seni”, ülkemizde artan kara komedi/mafya komedisi örnekleri arasına katılıyor. Ama Ahmet Kayakesen ve Serdar Sezgin’in başrol performansları seyirciyi avcuna alamıyor.
 
Bayrampaşa’da doğan taksici Bülent (Ahmet Kayakesen) ve döşemeci Sedat (Serdar Sezgin), mahalle kültürü ile büyümüş iki bıçkın delikanlıdır. Çocukluklarından bu yana kendilerine hem abilik hem babalık yaparak abilerinin dolandırıcılığını öğrenen ikili, onu kurtarmak için işe koyulurlar. Tansiyonu yüksek yolculuk, 80’lerin mahalle kültürüyle yoğrulmuş insanların öyküsüne uzanıyor.


 
Belki de ‘Çalgı Çengi’ sonrası ‘kara komedide iki kafadar’ arayışı kolaycılığa yol açabiliyor. “Seni Gidi Seni” bu furyanın son ürünü. Yönetmenin kadın olması fark etmezken, Ahmet Kayakesen-Serdar Sezgin ikilisi eğlendirmekten ziyade yoruyor. Elbette böylesi eserlerin aranan ismine dönüşen Burak Satıbol ve Ayhan Taş artık ‘kalite’yi arttırmak ne kelime, ‘fazlalık’ gibi durmakla kalıyorlar.
 
“Seni Gidi Seni”; Kübilay Birkan Çopur’un hızlı çekime sarabilen ve zaman zaman gaza basabilen canlı kurgusuna karşın Ulaş Zeybek’ten sinematografik bir dokunuş alamamış. Oyuncular arasındaki uyum ise ‘ekip komedisi elektriği’ getirmiyor. Bu sebeple de bir başka ‘olmamış kara komedi’ daha kafa şişirmekle ve özenti durmakla kalıyor.
 
FİLMİN NOTU: 2.6


 
Künye:
 
Seni Gidi Seni
Yönetmen: Sibel Tunç
Oyuncular: Ahmet Kayakesen, Serdar Sezgin, Burak Satıbol, Ayhan Taş, Turgay Tanülkü
Süre: 110 dk.
Yapım yılı: 2017


 
‘KUTSAL GEYİĞİN ÖLÜMÜ’NÜ DÜN YAZMIŞTIM

Yılın en iyisi “Kutsal  Geyiğin Ölümü”nü dün incelemiştim. O yazı için tıklayın:
 
FİLMİN NOTU: 8.6


 
Künye:
 
Kutsal Geyiğin Ölümü (The Killing of a Sacred Deer)
Yönetmen: Yorgos Lanthimos
Oyuncular: Colin Farrell, Barry Keoghan, Nicole Kidman, Raffey Cassidy, Alicia Silverstone
Süre: 121 dk.
Yapım yılı: 2017


 
KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU:
 
SOYGUN (GOOD TIME): 7.5
UMUDUN ÖTEKİ YÜZÜ: 7.3
THOR: RAGNAROK: 6.7
CİNGÖZ RECAİ: 6.5
DOĞU EKSPRESİNDE CİNAYET (MURDER ON THE ORIENT EXPRESS): 6
İŞE YARAR BİR ŞEY: 5.8
AYLA: 5.7
KARE (THE SQUARE): 5.6
SUPERSTAR: 5.1
DAMAT TAKIMI: 4.9
MUTLU SON (HAPPY END): 4.8
ÖLÜM GÜNÜN KUTLU OLSUN (HAPPY DEATH DAY): 4.5
ORHAN PAMUK’A SÖYLEMEYİN KARS’TA ÇEKTİĞİM FİLMDE KAR ROMANI DA VAR: 4.4
TESTERE: JIGSAW EFSANESİ: 4.5
YOL ARKADAŞIM: 4.3
İLK ÖPÜCÜK: 4.1
YOL AYRIMI: 3.6
BÖLÜK: 3.3
KETENPERE: 3.3
MUTLULUK ZAMANI: 3.3
UZAYDAN GELEN FIRTINA (GEOSTORM): 3.1
ÇAVDAR TARLASINDAKİ ASİ (REBEL IN THE RYE): 3
DÜNYANIN EN GÜZEL KOKUSU 2: 2.9
YANLIŞ ANLAMA: 2.6
OHA DİYORUM!: 2.3


 
Sıradaki haber yükleniyor...