Kerem Akça‘Aşk, Mark ve Ölüm’: Cem Kaya’dan arşivlik bir belgesel daha!
HABERİ PAYLAŞ

‘Aşk, Mark ve Ölüm’: Cem Kaya’dan arşivlik bir belgesel daha!

10-20 Şubat arasında düzenlenen Berlinale 2022 Panorama Belgesel bölümünden Seyirci Ödülü ile dönen “Aşk, Mark ve Ölüm”de Cem Kaya, “Motör”den sonra bir kez daha arşivlik bir belgeselle çıkageliyor. Analog videolardan dijital fotoğraflara uzanan enerjik, alaycı ve çılgın bir gurbetçi müzik belgeseline imza atıyor. Almanya’daki yerli müzisyenlerin dünü ve bugününe dair sürprizlerle dolu bir yapıt bu!

FİLMİN NOTU: 6.5

‘Aşk, Mark ve Ölüm’: Cem Kaya’dan arşivlik bir belgesel daha

GURBETÇİ YÖNETMENLERİN MICHAEL MOORE’U MU?

Cem Kaya gurbetçi yönetmenlerin Michael Moore’u gibidir. “Mötor: Kopya Kültürü ve Popüler Türk Sineması”nda (“Remake, Remix, Rip-Off: About Copy Culture & Turkish Pop Cinema”, 2014) Türkiye’deki yasadışı kopyalama ve yeniden çevrim tarihinin arşivlik bir belgesine imza atmıştı. Belgesel sadece özgün ismiyle bile anılmayı hak ediyordu. Orada kurulan yapı bir hayli alaycıydı. Zıt kutuplar arasında gidip gelen bir kurgu vardı.

Sinemacı genelde montaja da müdahale eden bir sinemacı olarak bu yaklaşımı dile dönüştürmüş durumda. Tarihteki kopyalanan sahneler ile günümüzün sinema olayları arasındaki zıtlaştırma keyifli anları devreye sokuyordu. Bunlar kendine özgü bir üslupla sarılıyordu. Remake Remix Ripoff orijinal ismiyle de keskin bir şekilde alaya alan bir yaklaşım vardı. Memduh Ün’ün “Kadınım”ından (1975) başlayan seks filmleri furyası da katmanlı bir şekilde incelenmişti orada. Bu durumun Almanya’ya uzanan gizli tarihine ilginç detaylarla bakılmıştı.

2014’de Locarno Film Festivali’nde açılan film aslında Rotterdam Film Festivali’ni de kapsayan sayısız festivalde dolaşıp halktan ilgi görmüştü. Rotterdam’da seyirci ödülünde ilk 10’u zorlamıştı. Seyirci dostu alaycı kurgusunun karşılığını almıştı. 2010’da orta metraj “Arabeks” vardı. Gani Müjde’nin meşhur filmine selam çakıyor gibi gözükse de müzik kültürünün röportajlardan görüntülere uzanan alaycı bir potpuriye dönüştürüldüğünü görmüştük orada. Ama Kaya için biraz yarıya yolda kalmış bir yapıta da dönüşmüştü.

‘Aşk, Mark ve Ölüm’: Cem Kaya’dan arşivlik bir belgesel daha

ARAS ÖREN’İN ŞİİRİNDEN GELEN ARŞİVLİK BİR İSİM!

Belgesel hissi olarak “F for Fake”in (1973) Orson Welles’i veya “Zelig”in (1983) Woody Allen’ı gibi de hareket edebilen yaratıcı yine çok ikonik bir isimle çıkageliyor: ‘Aşk, Mark ve Ölüm’ (‘Love, Deutschmarks and Death’). Belgesel için IDEAL grubunda da çalan Aras Ören’in 1982 tarihli bir şiirinden feyz alınmış. Açılış jeneriğinde ‘kara sevda’ ile başlayan bu dizeleri görmek bile buradaki alaycı ruha adapte olmak için yeterli oluyor!

Bu kez Almanya’da yaşayan yerli sanatçıların müzik dünyasından bilmediğimiz parçaları önümüze dökülüyor. Bu kaynak üç bölümden oluşan bir dile malzeme ediliyor. ‘Aşk’ adlı ‘başlangıç’ta klasik bir misafir işçilerin gözlemci görüntüleri var. 1955’ten başlıyor her şey. O günlerin analog görüntülerinden dijital fotoğraflara uzanma yolculuğu gerçekten gözlemlenmeye değer bir cümbüşü beraberinde getiriyor!

‘Aşk, Mark ve Ölüm’: Cem Kaya’dan arşivlik bir belgesel daha

‘MÜZİKLİ HİPNOZ’ ETKİLİ GURBETÇİ MÜZİK BELGESELİ

İkinci bölümde ‘mark’ düğün ve gazino kültüründen parçaları önümüze döküyor. Üçüncüsünde ise rap ve hip-hop’un Alman piyasasındaki dönüşümüne odaklanıyoruz. Bunların ucu kendine özgü ironisi olan bir gurbetçi müzik belgeseline çıkıyor. Bu doğrultuda Alman ve Türk müziğinden seçilen zeki parçalarla birlikte bir ‘müzikli hipnoz’ hali de canlanıyor.

Aslında başka ülkelerde gurbetçilerle ilgili belgeseller yapılmıştır. Ancak Cem Kaya’nın tarzı daha ziyade titiz arşiv çalışmasıyla dinamik kurguyu özenli bir şekilde seçilmiş şarkılarla üst üste geçirmek. Bu yerli yerine oturan şarkıların hangi dönemden olmadığını bilmediğimiz bir şekilde etrafta ahenkle dans ettiğini görebiliyoruz.

‘Aşk, Mark ve Ölüm’: Cem Kaya’dan arşivlik bir belgesel daha

İSMET TOPÇU VE CEM KARACA KİLİT KONUMA SAHİPLER

Bu durum baştan Michael Moore’un Amerikan kültürüne yaklaşımına da benziyor. İsmet Topçu’nun açılıştaki ut çalarken girip kapanışta uzayda veya atari oyununda teknolojik bir şekilde öyküsünü tamamlaması aslında onun yerine konmuş uçuk bir tipleme gibi! Alaycı tutumda tek fark onun gibi anlatıcı olmaması. Kendini geride tutarken tuhaf göndermeleri de ihmal etmiyor. Ferdi Tayfur için Douglas Fairbanks-Frank Sinatra kırması yerel şarkıcı tanımı bizi bizden alıyor. Kaya’nın Azer Bülbül ile fotosu ise adeta büyüleyici!

Cem Karaca belgeselin merkezinde kendi grubu Kardaşlar’dan Kanakin’e ve tabii ki göçmen olarak Türkiye’ye girememe olayına uzanan hiciv yüklü anlarla sunuluyor. İkinci bölümde gazino kısımları ise bizim BluTV dizisi ‘Pavyon’dan daha sinemasal hale geliyor. Dört görüntü yönetmeni ile çalışmak görsel açıdan da bir özen getirmiş.

‘Aşk, Mark ve Ölüm’: Cem Kaya’dan arşivlik bir belgesel daha

95 DAKİKA DOZUNDA MI?

Cem Kaya’nın sinemasında uzunluk problemleri, dağınıklık itirazları olabilir. Ancak genel anlamda alaturka karşıtı bir tarzla bize ülkemizde az görülmüş bir belgesel metodunu yaşatarak dikkat çekiyor. Kendi dünyasına sokarken belki de seyircisini başka bir dünyaya ışınlatıyor! Yine burada giriş bölümünden 2-3 dakika atılabilirmiş dedirtiyor.

“Motör”de de Gezi parkı kısımları genel bütünden kopuk kalmıştı, bir ham kurgu hali getirmişti. Ama burada da röportaj belgeselinin ötesinde bir vizyon katma, modern bir yaklaşım getirme sinemada farklı yaklaşım arayanları heyecanlandırıyor. Bunun ötesinde de aslında detaycı işitsel-görsel birliktelik bir profesyonellik getiriyor. Araya giren ara yazıların işlevselliği çok değerli. Hatay Engin gibi Almanya’nın Bülent Ersoy’unun öyküsünün araya şaşkınlık kat sayısını arttıran en güzel keşiflerden!

‘Aşk, Mark ve Ölüm’: Cem Kaya’dan arşivlik bir belgesel daha

TERS KÖŞELER ÜST ÜSTE GELİYOR!

Burada Mehmet Akif Özatalay’ın ortak senarist olarak gelmesi ise ucuz terör istismar filmi “Oray”dan (2019) yüksek seviyeyi görmesini ve birkaç siklet atlamasını sağlıyor aslında. Cem Kaya, gurbetçi bakışından yapılmış en çılgın belgesellere imza atmayı sürdürecek gibi gözüküyor. Burada konusu “Motör: Kopyalama Kültürü” kadar iddialı olmasa da gerçekten de eski dönemden hip hop ve rock arşivleri üzerine kurulu kültür çatışması anları ters köşe yapıyor. Bu gizem ve şaşırtıcılık da bazen her şey olmalı!

Alman popüler kültürü ile Türk ve yeri geldiğinde Kürt müziğini bütünlüyor. Bu paralel kurgu hamlesinin dinamizmi cezbedici. “Kanun Benim”den (1966) breakdance’e uzanan sinema-müzik arasındaki enerjik kurguyla gidip gelme, belgeselin nev-i şahsına münhasır havasına çok yakışıyor. Böylesi alternatif uçlar arasında keyifli bir yolculuğa çıkaran arşivlik bir belgeye dönüşmesine fazlasıyla destek veriyor.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder