Belfast: Branagh’dan duygusal ve nostaljik bir hatırat

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Branagh’ın doğum yerine yazılmış aşk mektubu, içinden “Roma”, “Pleasantville”, “Cold War”, “Umut ve Zafer”, “Hugo” geçen duygusal, nostaljik ve siyah beyaz bir hatırat. Troubles’ın başladığı yıllara masalsı bir kitchen sink zaman yolculuğuna çıkarıp ‘Oz Büyücüsü’, ‘Alis Harikalar Diyarında’ hissi de verebiliyor. Toronto 2021’den Seyircinin Seçimi Ödülü ile dönerek Oscar’ın favorisi olduğunu ispatlayan “Belfast”i Filmekimi 2021’de izleyip inceledim.

FİLMİN NOTU: 6.2

AÇILIŞ SEKANSI AMATÖR

İrlanda’da geçen filmlerde öncelikli olarak IRA akla gelir. Ama Troubles dönemindeki dini çatışmanın da fazlasıyla eserde arka planda görüldüğünü biliriz. Britanya sinemasının temelinde bir ‘mutfak lavabosu’ (kitchen sink) draması üzerinden kurulu, tiyatro etkisini izleriz. Bu damarda işçi sınıfına odaklanan sosyal gerçekçi filmlere alışığızdır.

Branagh, “Belfast”te kendi “Roma”sına (2018), “Ayna”sına (“Zerkalo”, 1975) imza atmasının ötesinde aslında büyük oranda bu durumu ‘rüya gibi görme’mizi salık veriyor. Filmin özellikle günümüzden başlayıp 1969’a ışınlanmamızı salık veren bir üslubu var. Zaten açılış sekansında da bugünün cart renkleriyle aşırı kalitesiz sabit kameradan alınmış şehir çekimlerini üst üste bindiriyor. Bu kısım olmamış.

60’LAR MASALSI VE BÜYÜLÜ TASARLANMIŞ

Ardından yukarıya kaydırılan kamera 1969 Belfast’ine geçiyor. Bu durum aslında ‘çizgi romansı’, ‘masalsı’ ya da ‘büyülü gerçekçi’ bir dokunuş katıyor. O döneme ilk giriş ise Branagh’ın uyarlamalarında da çokça gördüğümüz uzun kaydırmaların bir yenisini deneyimlememiz. Ama bu kez karşıdaki Katolojik-Protestan çatışmasının ortasında Buddy’nin bilinçaltına ya da drama-komedi arası melankolisine adapte oluyoruz.

Yönetmen o diyarları bir ‘Alis Harikalar Diyarında’, bir ‘Oz Büyücüsü’, bir “Suyun Sesi” (“The Shape of Water”, 2017), bir ‘Pleasantville’, bir ‘Kahire’nin Mor Gülü’ gibi tasarlamış. Oraya sızılınca zaman yolculuğuna çıkılıyor ve finaldeki duygusal bitirişe kadar da bu masalda kalınıyor. Bu gerçekçi ve karanlık açılışın ardından ise aslında evinde ailesinin konuşan kafaların arasında sıkışmış bir samimi zihin görüyoruz.

‘ROMA’ İLE ‘ZORAKİ KRAL’IN ÜSLUPLARI ÇARPIŞIYOR

Haris Zambarloukos bu filmi özel bir lensle çekmiş. Gerçekten de dönemin 35mm dokusunu yaratmak için çabalamış. Bu pelikül dolgusuna ise dar odak, yanı boşluklu planlar ve genel planlar ekleme yapıyor. Aslında “Zoraki Kral” (“The King’s Speech”, 2010) Danny Cohen nasıl çarpıtılmış çerçeveler ve objektif bozulumlarına alan açmayı tarihi filmlere transfer ettiyse burada da aynı durum canlanıyor.

Sanki “Roma”da Cuaron’un siyah-beyaz olgusu ile Danny Cohen’in stilize dokusu çarpıştırılıyor. Bu durum karşısında da aslında Meksika filminin ardılına dönüşmekten o kadar da gocunmayan bir film izliyoruz. Ama bunu yaparken kendine özgü bir atmosfer kurma çabası bariz.

BRİTANYA YENİ DALGASI’NDA ‘YALANCI BİLLY’ İLE ‘KERKENEZ’ ARASINDAKİ BRİTANYA KÖPRÜSÜ, ‘HUGO’YA KARDEŞ OLARAK GELİYOR

Branagh, filmin tamamında Belfast’e adanmış bir aşk mektubu düşündüğünü belli ediyor. Yöreye hakimiyetle genelde suç filmlerinin arkasında kalan Troubles isyanlarını bir yenisini burada adeta bir peri masalı vizyonuna kavuşturmaya çabalıyor. Bu durum karşısında elbette

“Umut ve Zafer” (“Hope and Glory”, 1987) ana karakteriyle, dokuz yaşındaki tiplemeyle kardeşlik ilişkisi geliyor.

Ama renkli sahneler de sinemaya girilen anlarda perdede “Taş Devri” (“One Million Years B.C.”, 1966) “Chitty Chitty Bang Bang” (1968), ‘A Christmas Carol’ gibi göndermelerle aslında ilginç bir çocuk seyri sürecine odaklanma getiriyor. Ross’un dahiyane “Pleasantville”inde (1998) 50’lerden bir sitcom’un karakterleriyle ilişkide görülen siyah-beyaz-renkli etkileşimi burada sinefil damarda iz bırakmış.

1969’a ışınlandığımızı düşünürsek 20’lerindeki naif Billy’nin “Yalancı Billy”deki (“Billy Liar”, 1963) hayallerinin büyülü gerçekçi vizyonuyla da burada bir akrabalık, uzlaşma var. İngiliz sinemasından onunla “Kerkenez” (“Kes”, 1969) arasında köprü kuran bir doku canlanıyor. “Hugo”ya ise o dönemden bir kardeş geliyor sanki.

‘SİYAH-BEYAZ HATIRAT’, ‘PERİ MASALI FİLMİ’ İLE ‘CAZ ŞARKISI’ ARASINDA GİDİP GELİYOR

Van Morrison, bölgenin müzisyeni olarak caz, folk ve hip hop arasında gidip gelen ezgilerle ses tasarımını müthiş bir uyumla birleştiriyor. Bu açıdan filmin işitsel yapısında bir detaycılık var. Bir sahnede Dornan ile Balfe’nin “Soğuk Savaş”tan (“Cold War”, 2018) bir parçayı alıp buraya çevirdiği de görülebiliyor.  

“Belfast”in yapısı ‘siyah-beyaz hatırat’, ‘peri masalı filmi’, ‘bir caz şarkısı’, ‘ayaklanma filmi’ arasında gidip geliyor. Bu dokuda da İrlandalı kurgucu Una Ni Dhognlaie’nin aşırı enerjik ritim duygusundan da fazlaca besleniyor. Çocuğun yaşadıklarını müthiş bir sahicilikle bize yansıtıyor. Sadece 5-10 dakikalık bir Dornan veya Balfe konuşması atılabilirmiş dedirtiyor.

KITCHEN SINK ZAMAN YOLCULUĞU FİLMİ

Aslında Zambarloukos’un ailenin yaptıklarını göstermek için kamerayı iç mekanlara sıkıştırması fazlasıyla teleobjektife yakın lensleri de çekici hale getiriyor. Jim Clay’in ise “Ağlayan Oyun”un (“The Crying Game”, 1992) 48’li yapım tasarımcısı olarak burada adeta Dublin’den kopuk bir rüya kent, zaman yolculuğu mekanı yarattığı da gözden kaçmıyor. 

“Belfast” adeta bir kitchen sink zaman yolculuğu draması olarak tasarlanmış. İçinden “Soğuk Savaş”, “Pleasantville”, “Hugo”, “Umut ve Zafer” geçmesiyle keyif veren bir hatırata dönüşüyor. Zambarloukos’un kurgucu ve işitsel yapıyla uyumu ustalıklı bir beraberliğe sebebiyet veriyor. Branagh ise yönetmenlik koltuğunda “All is True”yla (2018) beraber 2010 sonrası yaptığı en düzgün esere imza atıyor. 

İRLANDA’DAN İHTİYAÇ OLAN BİR DENEME

Film her şeyden önce kendi duygusuna almayı beceriyor. Britanya sinemasında da ‘sosyal gerçekçi film’ ile ‘IRA Filmi’ gibi sıradanlaşan formüllere karşı çıkıp kendi rüyasını başka bir evrende sinefil bir ruhla arıyor. Bu özelliğiyle de görüp görebileceğimiz en duygusal hatırata dönüşmeyi hedefliyor.

Belki finalde şehrin sözlerini pencereye yazmak fazla abartı olabilir. Ama siyah-beyaz-renkli arasında da çok hoş bir bağlantı kuruyor Branagh. “Kanlı Pazar” (“Bloody Sunday”, 2002) öncesi son durağı çok samimi yansıtıyor. Jim Sheridan, Neil Jordan gibilerin film ürettiği coğrafyaya dönüp keyif veren bir seyir sunuyor. “Roma”nın yüzde yüz kopyasına imza atmamasıyla da saygıyı hak ediyor. Ama 2021’in Britanya sineması üretimlerine bakınca Wright’ın “Dün Gece Soho’da”sı (“Last Night in Soho”) kadar iddialı bir zaman yolculuğu veya Joanna Hogg’un “The Souvenir Part II”si kadar ikonik bir hatırat sunmuyor.

Yazarlarımızdan

20 Ocak 2022, Perşembe 07:01
20 Ocak 2022, Perşembe 07:01
Sıradaki haber yükleniyor...
holder