‘Cemil Şov’: Gerçeküstücü kötü adam saplantısı zamanı

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

“Cemil Şov”, 1-7 Şubat arasında 50. Uluslararası Rotterdam Film Festivali’nin ilk ayağında prömiyerini yaptı. İçinden Ekrem Bora güzellemesi, “Sevmek Zamanı”, “Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni” ve “Kanun Namına” geçebilen keyifli bir yerli ilk film. Barış Sarhan, son noktayı ‘gerçeküstücü kötü adam saplantısı zamanı’ olarak koyarken bolca sinema sevgisi aşılayan enerjik bir meta-yapboza imza atıyor. Yeşilçam hayaline dair kendine özgü kapılar açarken bu ‘illüzyon’a ortak olmamızı istiyor.

FİLMİN NOTU: 5.8

SİNEMAYA DAİR BİR HİKAYE

2015 yapımı kısa metrajlı ‘Cemil Şov’, büyük oranda “Toz Ruhu” (2014) ile kardeşlik ilişkisi kuran bir yapıttı. Absürt-deadpan (poker surat) komediyi gerçekçilikle harmanlarken zorlama minimalizme asla kaymadan dinamik bir kurguyla yol alıyordu. 2021’de gelen onun uzun filmi ise oradaki bir alışveriş merkezindeki güvenlik görevlisi tiplemesinin ‘sinemasever’ yönünü öne çıkarmış.

Aslında Metin Erksan, 1965 tarihli “Sevmek Zamanı”nı Yeşilçam klişelerini bir resme aşık olma üzerinden yıkan tasavvufi bir anti-aşk filmi başyapıtı olarak tasarlamıştı. Oradaki surete olan sevgi burada en önemli esin kaynaklarından birine dönüşüyor. Ülkemizde popüler kültürde Yeşilçam’a dair sayısız film izledik. Yavuz Turgul’un “Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni” (1990) ise onlar arasından en fazla uğrak noktası olan sanki.

‘EKREM BORA GÜZELLEMESİ’ NİYETİNE CANLANAN BİR META-YAPBOZ

Fuat Kökek’in canlandırdığı Turgay Göral karakteri ise bizim sinemamızda bildiğimiz kötü adam prototipinin üzerine gidiyor. Bu da büyük oranda Ekrem Bora güzellemesi olarak yola çıkıp gerilim ile komedinin, zıt kutupların arasında gidip gelen bir yapının sözünü veriyor. Ancak gerçeküstücü bir şekilde her şeyin planlanması değerli. Adeta bir ‘meta-yapboz’ izliyoruz zeki epizodik yapının dehlizlerinde. Bu durumu kurgucu bize gayet dozunda ve yerinde yaşatıyor.

Yedinci sanatta ‘film çekim aşaması’na dair sayısız yapıt izledik. Burada da onların arasına Barış Sarhan bir ekleme yapıyor. Aslında yeni milenyumda “Unutulmayanlar” (2006), “Bir Hikayem Var” (2013), “Günah Keçisi” (2011), “Zaman Makinesi 1973” (2014), “Figüran” (2015) gibi çabucak unutulup giden, olmamış ve B-tipi eserlerin arasına da yerleştirmiyor kendi uzun metrajını. Aksine yaptıklarının üzerine kafa yoruyor. 

Seviye olarak Cem Yılmaz’ın komedi krizine sokan figüran öyküsü “Pek Yakında” (2014) ve Yeşilçam’a zaman yolculuğuna çıkaran “Arif V 216”yla (2018) bağımsız bir akrabalık kuruluyor. Cemil, Arif ve Zafer karakterlerinin hayallerini yaşıyor. Motiflerine bakarsak ise Onur Ünlü’nün gerçeküstücü absürt komedi geleneği ile Yavuz Turgul’un Yeşilçam’ı dönüştüren mesafeli dramları arasında gidip geliyor.

KÖTÜ ADAM KÜLTÜRÜNE DAİR DİNAMİK BİR KOMEDİ

Aslında bir sinema eserinin yeniden çevrim aşamasında, kurmaca olarak yaratılmış ‘Kabus’ adlı filmi İsmet Özenir’in çektiği zamanlarda olup bitenler akla geliyor. Bu arayış, “Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu” (2006) gibi Kartal Tibet’in yönetmenlik koltuğunda oturduğu ‘trash’ seviyesindeki kült olacak yeniden çevrimi de anımsatabiliyor. Ama daha ziyade ‘kötü adam kültürü’ üzerine kurulu bir yapı var. “Günah Keçisi”nde bu hedef doğrultusunda içinden Nuri Alço ve Coşkun Göğen de geçerken ‘trash’e yaklaşan bir porno film çekim aşaması ele alınmıştı. Ama burada o istikamette gerçekleşmiyor olup bitenler.

Aksine ‘Cemil’ çoğu zaman bir yeraltı çizgi roman kahramanı olarak beliriyor. Bunu da etrafındaki klasik filmden parçaların ‘uyum kesmesi’nin zıtlaştıran tiplemeler üzerinden canlandırıyor. Ekrem Bora’ya Alican Yücesoy, Gülşen Bubikoğlu’na ise Nesrin Cavadzade modern/postmodern bir şekilde can veriyor. Hayalleri olan emekçi bir tiplemenin içsel dünyasındaki karikatürize yaratılmış karakterlerin karşılığı bize hissettirilen.

KOPYALAMA GELENEĞİMİZİ BOYUTLU BİR ŞEKİLDE Tİ’YE ALIYOR

“Cemil Şov”, yerli sinemada ‘kopyalama’ kültürünü ti’ye alırken “Motör: Kopya Kültürü ve Popüler Türk Sineması” (2014) belgeseline de atıfta bulunan üç bölümlü bir yapının içerisinde kendi de bu yönelime saparak kontrolden çıkıyor. Cemil, bir oyuncudan çok ötesi… Saplantıları olan bir karakter. Kötü adamı ve onun kızını seviyor, onları bir popüler kültür objesi gibi görüyor. Onun mücadelesi Lütfi Akad’ın Ayhan Işık’lı şehir noir’ı “Kanun Namına”ya (1952) kadar uzanıyor.

Soykut Turan ‘öte dünya’yı kırmızıdan yeşile uzanan renk filtreleriyle ve eskitilmiş duran pelikül çeşitleriyle çekmiş izlenimi bırakıyor. Bunu yaparken o ağlak Yeşilçam melodramlarını sömürmekten ziyade ti’ye alıyor. Alt sınıftan emekçi bir karakterin üzerine gidiyor. “Toz Ruhu”nun Metin’i (Tansu Biçer) veya “Muhsin Bey”in (1987) Ali Nazik’i (Uğur Yücel) ile akraba bir tip bu. Adeta Turgul’un Yeşilçam’ı taşıdığı yerden alıp onu gerçeküstücü bir noktaya taşıma arzusu var. Bu da Onur Ünlü dokunuşuyla canlanıyor.

SAHNE CANLANDIRMAYLA GELEN SİNEMA SEVGİSİ

Bu tercih, karakteri zaman yolculuğuna çıkarıp Cem Yılmaz’ın “Arif V 216”daki Arif’i misali retro dokulu görüntülerin bir şekilde bizim nazarımızda aşırı berrak canlanmasına alan açıyor. Evren Luş, paralel kurguyu bolca kullanırken bunu özenli yapıyor. Set ile alışveriş merkezi, aşk ile sapkınlık mekanları arasında zekice gidip geliyor. Adeta sarhoşa çeviriyor seyirciyi. Postmoderne kayışı duyuruyor. Filmin Taner Yücel imzalı soundtrack’i de, besteleri de işlevsel hale geliyor büyük oranda. Bu durum aslında asla ‘damardan’ değil. Ama güldürüp gererken mesaj da veren bir yapının sözünü veriyor.

Bunun için çıkılan yolda ise aslında ‘kopyalayarak canlandırılan sahneler’in çekimleri dinamik bir cümbüşle sunuluyor. Bunun ucunun çıktığı nokta ise sinemanın bir saplantıya dönüşmesine alan açmak aslında. Film, elbette dünya sinemasında bu eğilime sahip güncel ciddi örneklerle yarışır mı bilinmez. Ama Metin Akdemir’in geçen yıl izlediğimiz “Hayalimdeki Sahneler”de (2020) 1980’li 1990’lı yıllarda yapılmış üç homofobik filmden (“Dul Bir Kadın”, “Kadının Adı Yok”, “İki Kadın”) sahneleri yeniden çektiği zeki LGBTİ+ belgeselinin ardından yerinde bir hamle geliyor burada.

YEŞİLÇAM HAYALİNE DAİR KENDİNE ÖZGÜ KAPILAR AÇIYOR

Cemil’in alışveriş merkezindeki çalışanlara hayal olarak yaklaşması olağan bir durum. Ama meta-film üzerinden aslında Türkiye alışkanlıkları üzerinden ilerlemesi de filmin en önemli avantajı olmuş. Bolca da kötü adam kültürüne dokundurmalar yaparken Yeşilçam’ın aşkının resim, obje veya suret olduğuna da dikkat çekmeye gayret ediyor çokça! 

Film, belki süresinin biraz daha kısa olmasını arzulatıyor. Enerjisini kamera sallandığında kaybedebiliyor zaman zaman. Ama finalini ucu açık yapması bir yana aslında Yeşilçam güzellemesini de güldürerek gerçekleştiriyor. Oyuncular ve onlara yazılan roller çok iyi. Özellikle Ozan Çelik, Nesrin Cavadzade ile Alican Yücesoy sinema evreninden kopup gelmiş hayali ve canlı tiplemeler olarak bir tazelik katıyorlar bizim yedinci sanatla ilişkimize. “Cemil Şov”, Yeşilçam hayalini en gerçeküstücü haliyle gözlemlememiz için kendine özgü kapılar açıyor.

Yazarlarımızdan

15 Nisan 2021, Perşembe 07:00
15 Nisan 2021, Perşembe 07:00
15 Nisan 2021, Perşembe 07:00
Sıradaki haber yükleniyor...
holder