‘Ceviz Ağacı’: Geçmişle edebiyat üzerinden ruhsal hesaplaşma

30 Ekim 2019, Çarşamba 12:31
AA

26 Ekim-1 Kasım 2019 arasında düzenlenen 56. Antalya Altın Portakal Film Festivali, Ulusal Uzun Metraj Yarışması’nın dönmesiyle güven tazeledi. Yarışmanın ilk üç gününde Türkiye ve dünya prömiyeri yapan filmler arasında en öne çıkanı olan “Ceviz Ağacı”nı değerlendirdim.


FİLMİN NOTU: 6


Edebiyatla ilgili böyle iyi senaryolara açız

“Üç Yol”da (2013) Tarkovsky esintileri taşıyan, Mostar ile Hasankeyf arasında geçen tasavvufla ilişkili mistik bir yol filmine imza atmıştı Faysal Soysal.

Ama filmin idare edilemeyen uluslararası oyuncu kadrosu, şiir gibi diyalogları ve problemli çekim süreci göze batabiliyordu.

İkinci uzunu “Ceviz Ağacı”nda edebiyatçı/edebiyat öğretmeni karakterin ruhsal dünyasını ele alırken entelektüel bilincini devreye sokma imkanı buluyor bu kez.

Sadece ayna metaforunu incelikli kullanma şekli bile bunu kanıtlamak için yeterli.

Film, ülkemizde son yıllarda edebiyatla ilgili yazılmış en iyi senaryoya sahip belki de.

Orta sınıftan bir karakterin Göynük’teki müstakil evinde geçmişiyle, hatıralarıyla ve ailesiyle hesaplaşması Ömer Kavur’un zinde ilk dönemi kadar ‘taze’ duruyor.

Ağacın gölgesinden ötesini kavrama olanağı buluyoruz bu sayede…


‘Söğüt Ağacı'nın 12 Eylül hesaplaşmasına kattıkları

Elbette filmin işleyişinde Majid Majidi’nin “Söğüt Ağacı” (“Beed-e Majnoon”, 2005) büyük iz bırakmış.

Orada şah rejiminin psikolojik travmaya yol açması, bizde baba-oğul ilişkisinin merkezine yerleştiği bir 12 Eylül kabusu olarak canlanıyor.

Vedat Özdemir’in renk paletini doyurucu bir şekilde katmanlı hale getirdiği sinematografisi ile Natali Yeres’in işlevsel hale getirdiği detaycı yapım tasarımı ‘yaratıcılık dönemi krizi filmi’ni anlamlandırıyor.

“Ceviz Ağacı”, belki de Çağan Irmak’ın “Babam ve Oğlum”da (2005), Mehmet Ada Öztekin’in “7. Koğuştaki Mucize”de (2019) ‘ajitasyon’a kayarak sapmayı istemediği ‘esas eli yüzü düzgün film’i servis edebiliyor.

Aynalarla geçmişte asker olan babaya kayış bir yana, ceviz ağacının eskisi kadar tomurcuk vermemesi ve yeşil dallarla gençlik aşısına tabi tutulmaması da ortaya berrak bir metafor çıkarıyor.


Entelektüel zihniyle avcuna alıyor

Soysal, “Ahlat Ağacı” (2018) gibi ‘Yeni Türkiye’de hayat fena halde ahlat ağacının yamukluğuna benzer’ söylemi için üreyen zor ve eğreti görsel yapının peşine düşmüyor.

Ama ‘Suç ve Ceza’, ‘Ezilenler’, ‘Korkuyu Beklerken’, Gregor Samsa, Orhan Veli, Orhan Pamuk göndermeleriyle aslında modern Türk ve dünya edebiyatını işin içine dahil eden bir karakter yaratıyor.

Alexis Bouvier’nin Caniler romanını da bunun esin kaynağı olarak ifade ediyor.

Hayati adı da Serdar Orçin’e yakışmış.

Adeta “Yazgı”daki (2001) Musa’nın aydın ağabeyi gibi.

Onun içsesi filmi sömürmüyor üstelik.

Aksine başarılı diyalogların ruhsal dünyasını hareketlendirmesi entelektüel dokunuşuyla gerçekleşiyor.

Bir sahnede resim, bir sahnede edebiyat, bir sahnede başka bir sanat canlanabiliyor.

“Ceviz Ağacı”, arka planında politik olduğu kadar entelektüel de bir film…


Dramatik yapı Ömer Kavur, görsel yapı Kieslowski


Adında ‘ağaç’ geçen filmlerden gidersek elbette bir “Nalın Ağacı” (“L’Albero Degli Zoccoli”, 1978), bir “Hayat Ağacı” (“The Tree of Life”, 2011), bir “Ahlat Ağacı” (2018) yok karşımızda.

Ama Serdar Orçin başta Sezin Akbaşoğulları, Kübra Kip, Mert Yavuzcan ile Rıza Akın’ın tamamı rollerini müthiş yazılmış karakterler eşliğinde giymeyi beceriyorlar.

Bir edebiyatçının vicdani mücadelesini ve kabuslarını yansıtma adına gizeme doğru yöneliyorlar.

Senaryosu Ömer Kavur işleri gibi başlayan eserin görsel yapısı Kieslowski’nin renkle ilişkisini hatırlatıyor.

Hayati bahçesine baktığında veya evinde yukarıdan aşağı merdivenle indiğinde mavinin veya morun tonlarını görebiliyor. Bu da aslında öznel dünyayı daha da hareketli hale getirebiliyor.


Yaratıcılık dönemi krizi filmleriyle akrabalık var mı?

Farklı edebiyatçı tiplemelerinin bilinçaltına düşen izdüşümlerini Faysal Soysal bir çeşit ‘Göynük edebiyatı’ olarak planlamış.

‘Yaratıcılık dönemi krizi filmleri’nden parçaları bilinçaltında canlandığı haliyle devreye sokuyor.

Romanlardan yola çıkan “Ölüm Kitabı”nın (“Misery”, 1990) Paul Sheldon’ı (James Caan) ile “Harika Çocuklar”ın (“Wonder Boys”, 2001) Grady Tripp’i (Michael Douglas) ilk akla gelenler.

Arka plandaki doğa ve eski ev görüntüleri filme büyük katkıda bulunuyor.

Ruhsal dünyanın bitmeden devam edip Hayati’nin belki de Anıl Güldoğan’ın Eskişehir’de geçen başarılı kısa filmi “Hikayeci” (2018) misali kıvranışı belirgin hale gelebiliyor zaman zaman.

Bu da ilginç bir püf noktası.


Taptaze roman karakterleri politik bir yaraya parmak basıyor

Final sekansı gizemli biterken 12 Eylül’de devrede olup 2002’de kaldırılan idam cezasını hükümetin 15 Temmuz sonrası geri getirme arzusunu da topa tutuyor.

Faysal Soysal çıtayı çok yüksek koymasa da “Üç Yol” ile başladığı sancılı kariyerinden sonra ders almış ve derdinden anladığı bir tiplemeyi anlatmış.

Bu karakter Yeni Türkiye Sineması’nın özellikle minimalist kanadındaki Dostoyevski etkili ‘suç ve ceza’ temsillerinden farklı bir yerde konumlanıyor.

Edebiyatçı Hayati’nin etrafı dolu dolu roman karakterleriyle sarılınca aslında ‘eli yüzü düzgün bir yapıt’ üretmek kaçınılmaz hale geliyor.

“Ceviz Ağacı”, bildik Türkiye manzarasının içinde ve sinema ezberimizde gizemiyle merak uyandırmıyor belki.

Ama tiplemeleriyle de, sinematografisiyle de, sanat yönetimiyle de anılacak senaryosu iyi yazılmış bir yaratıcılık dönemi krizi filmi.


Ulusal yarışmanın diğer filmlerinin yıldız tablosu

AŞK, BÜYÜ VS.: 3.8

BİLMEMEK: 4.5

BİNA: 4.6

KÜÇÜK ŞEYLER: 6.3

OMAR VE BİZ: 2.8



Sıradaki haber yükleniyor...