‘Days’: Yalnız ölmek istemiyorum

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

“Days” (“Rizi”), 20 Şubat-1 Mart 2020 arasında düzenlenen 70. Berlinale yarışmasının en iyi filmiydi. Tsai Ming-Liang, son 25 yıla damga vurarak ekol yaratmış bir minimalist sinemacıdır. 11. uzun metrajında bir bakıma Lee Kang-Sheng ile beraberliğinin miadının dolduğunu vurgulayan ustalıklı bir veda filmine imza atıyor. 

Filmin notu: 7.5

Tayvan Yeni Dalgası'nın ikinci kuşağının en öncü ismi 

Tayvan, hiçbir zaman Japonya ve Çin hakimiyetinin uzağında duramamıştı. Bu sebeple de bağımsız filmler üretmeyi alışkanlık haline getiremedi. Popüler türlerin dışına çıkamadı. 1980’lerin başında Edward Yang ve Hou Hsiao-Hsien; gerçekçi temaları ve insan öykülerini ele alarak Tayvan Yeni Dalgası’nı başlattı. Bunların sosyal gerçekçi ve minimalist yaklaşımları da devamında gelenler için belirleyici oldu.

1990’larda ise bu akımın ikinci kuşağından Tsai Ming-Liang ve Ang Lee uluslararası figürlere dönüştüler. Açıkçası Yang’ın şehir öykülerini sosyal gerçekçi damardan sunarak sadeliği seçtiği görüldü. Hsiao-Hsien ise daha zorlayıcı bir minimalist kimliğe kayarak izleyenleri ikiye bölüyordu. Malezya doğumlu olsa da Tayvan’da film çeken Ming-Liang da onun yolundan ilerledi. Hsiao-Hsien ve Ming-Liang, şimdilerde inatçı sinema dilleriyle ülkenin en önde gelen minimalist auteur’lerine dönüştüler.


Minimalist deadpan komedi auteur'ü olarak bilinir

1990'ların başında 35 yaşındayken sinemaya girse de yönetmenin kariyerindeki ivmesi ve kaliteli sinema arzusu hiç dinmemiştir. Yabancılaşma, umutsuzluk, ölüm gibi temaları zaman zaman cinsellik, aşk, tutku ve yedinci sanatla buluşturduğu da görülür. Genelde az ve öz diyalogdan güç alan bir isimdir. Sinemacının bu alışkanlığı 1994’ten itibaren büyük oranda minimalist deadpan komedi (poker surat komedisi) auteur’ü olma konusunda adımlar atmasına alan açmıştır. Aslında bu alanda 80’lerde Karusmaki ve Jarmusch’un ciddi bir çıkış yapsa da Ming-Liang’ın onlardan haberi olup olmadığı muammadır. Kimliğinin temelinde ise sessiz sinemadan gelen Charlie Chaplin ve Buster Keaton vardır.

1992’te “Rebels of the Neon God” (“Qing Shao Nian Nuo Zha”) sınırları zorlamayan kendi halinde, gerçekçi ve dramatik bir asi gençlik portresi olarak kalmıştır. 1998’de “Delik” (“Dong”, 1998) 2000 öncesi kıyamet paranoyası üzerine ciddi bir çalışmadır. Ama 90’larda yaptığı en iyi filmi “Yaşasın Aşk” (“Ai Qing Wan Sui”, 1994) ile alter ego niyetine canlanan Lee Kang-Sheng önderliğinde dünyaya dair alaycı bir bakış vardır. Onun Hsiao-Kang adlı tiplemesinin röntgenci bir şekilde bir ilişkiyi gözlemlemesi değerli sinemasal anlar ve minimalist bir ambalaj servis etmiştir. 


2010’lar duraklama devri gibi geçti


1997’de “Nehir” (“He Liu”) buna etkileyici bir noir damarı eklemiştir. 2001’de başyapıtı “Orada Saat Kaç?” (“Ni Na Bian Ji Dian”, 2001) onun yönetmenlik kimliğine destek vermiştir. 2003’te “Elveda Sinema” (“Bu San”) eski sinemaları taçlandırma adına değerli gözükse de o kadar kalıcı olmadı. 2005’te ise müzikal “Serseri Bulut” (“Dian Bian Yi Duo Yun”), plastik ve camp bir dokuya cinsellik yüküyle transfer olup başka bir döneme geçişi duyurdu. “Surat” (“Visage”, 2009) da bu yolu izledi. “Batıya Yolculuk (“Xi You”, 2014) gibi eserler Ming-Liang’ın kısa-orta metrajla modern sanat ürünlerine, video-art’a kaydığını duyurdu. 

Ama her zaman uzun planların, plan sekansların, sabit açıların ve pan hareketlerinin basitliğinden destek alan minimalist tarzı çeşitli üst düzey yapıtlar vermişti. 2010'larda hiçbir komedi öğesi taşımayan “Sokak Köpekleri” (“Jiao Yu”, 2013) haricinde üstadın ciddi bir film yapamadığı nettir. Orada da plastik öğelerle saf minimalizmin birleştiğini görürüz. “Serseri Bulut”tan sonra artık alaycı bir Ming-Liang görmekte zorlanmışızdır.


‘Yalnız Yatmak İstemiyorum' güncelleniyor

Burada sanki 2006’da melankolik ve mesafeli LGBTİ+ ilişki filminin ana karakteri ile 14 sene sonra yüzleşmemizi sağlıyor. “Yalnız Yatmak İstemiyorum” (“Hei Yan Quan”) yönetmenin doğduğu Malezya’da çektiği tek sinema eseridir. Salgın altındaki Kuala Lumpur’da yaşamaya çalışırken tutkuya tutunan fakir ve problemli tiplemelerin gözünden akan hüzünlü bir filmdir. Maddi sıkıntıları fazlasıyla devreye sokarak ilerler, işsizlikten dem vurur. Lee Kang-Sheng, Hsiao-Kang rolünde, adeta Malezyalı Rawang’ın (Norman Atun) aşk hayatına heyecan getiren bir tipleme olmuştur.

Burada da aynı karakteri portreleyerek bir Ming-Liang klasiği olarak yoluna devam ediyor. Ama nasıl 2006'da 38’inde olan oyuncunun tutkulu bir cinsel ilişkiye malzeme olduğu görüldüyse, burada da yeni ve genç bir Tayvanlı ile yaşanan aşkın, bir sahnedeki yatak kimyasından ibaret olduğu görülebiliyor. Ming-Liang filmlerinde 90’lardan bu yana oynaya oynaya 51'ini geçen oyuncu da aslında burada o duruma atıfta bulunmak istiyor belki de. Bu sayede “Days”i ‘yalnız ölmek istemiyorum’ mesajıyla noktalıyoruz.


İki diyalogta ölüme kaç 'gün' kaldı?

Büyük oranda film 127 dakikada, belki de 10-12 plan sekansta ya da uzun planda bize sadece iki kere diyalogun devreye girmesiyle aslında imalı isme de göndermede bulunarak ‘ölmeye kaç gün kaldı?’ sorusunu sordurtmak istiyor. Araya giren plastik sokak görüntüleri de canlılık vurgusunu yapabiliyor aslında. Büyük oranda sokakta yürümenin ince bir ışıkla sarsıldığı, bunun yanına evde salatalık doğramanın eklendiği görülüyor. Yönetmen, ölümle ilgili dertlerine yeni bir film de burada ekliyor.

Diyalog azlığı açısından “Elveda Sinema” ve “Orada Saat Kaç?” akla geliyor. Bir yerde İngilizce, bir yerde Tayca diyalog var. Ama “Serseri Bulut”ta ciddi bir şekilde seks ilişkisine giren ana karakterin 2013'teki baba tiplemesinden sonra burada yaşadığı yaşlılık sendromu görmezden gelinir gibi değil. Ming-Liang tarzında detay planlar da az da olsa ritme katkıda bulunuyor. Burada da o kadar incelikli yerleştiriliyorlar ki, karakterlerin yabancılaşmasına, umutsuzluğuna örnek teşkil edecek şekilde giriyoruz.


Seks sahnesi ustalıklı 

“Days”in 40-80. dakikalar arasına sıkışmış seks sahnesinde tutku ile yaşlılık arasındaki denge çok ustalıklı kuruluyor. Lee Kang-Sheng-Tsai Ming Liang ikilisi ardına ise yeni bir oyuncuyu Anong Houngheuangsy'yi duyurma canlanıyor. Yeni nesil arayışı adeta 24 yaşında Lee Kang-Sheng’i bu evrene sokan "Rebels of the Neon God" kadar aktif…

Tsai Ming-Liang'ın ustalıklı rötuşları filmin sabit açılarının yarattığı dinginliği ve yabancılaşmayı da besliyor. Belki onun minimalist deadpan komedide daha yönlendirici olduğu söylenebilir. Ama ‘ölüme ramak kala’ya dair yorumunu görmek de bir çeşit veda filmi ile anlamlı hale geliyor. Bergman’ın “Yaban Çilekleri” (“Smultronstället”, 1957) varsa Ming Liang’ın da “Days”i var denebilir önümüzdeki yıllarda.


Zamanın ruhunu yakalayabilen bir film 

Yönetmen, zamanın ruhunu iyi yakalayan bir filme imza atıyor. Plan ve sekans dengesi de bu sayede ayakları yere basan bir şekilde matematiği bize ustalıkla yaşatıyor. Artık android kuşağına da hakim olduğunu gösteriyor. “Days”, bundan sonrası için umutsuz olan sinemacının en son böylesi bir kusursuz matematikle sunduğu minimalist film olarak kalabilir. Ama kariyerinin belli bölümlerindeki ciddiyete uzanırken gizli bir mizahla gülümsetmeyi ve buna mukabil hüzünlendirmeyi beceriyor.

“Days”, Ming-Liang’ın kariyerinde bir “Orada Saat Kaç?”, bir “Yaşasın Aşk”, bir “Yalnız Yatmak İstemiyorum” gibi başyapıt seviyesinde olmayabilir. Fakat filmografisinin kalitesine eşlik etmesi açısından eksiksiz duruyor. Bu açıdan da hayranlıkla izleniyor. 

Yazarlarımızdan

06 Haziran 2020, Cumartesi 07:00
06 Haziran 2020, Cumartesi 07:00
Sıradaki haber yükleniyor...
holder