‘First Cow’: Saf sinema aşılayan anti-süvari western’i

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

2019’da Telluride ve New York Film Festivali’nde gösterilen “First Cow”ın Avrupa prömiyerini 20 Şubat-1 Mart arasında düzenlenen 70. Berlin Film Festivali’nin yakalaması büyük başarı. Türünde mucizevi bir çalışma olmasa da, ‘iyi çekilmiş minimalist ve çevreci bir anti-süvari western’i olarak saf sinema sözü veriyor. Kelly Reichardt’ın 7. uzun metrajı, festivalin yarışmasının ise en iyi filmleri arasındaydı.

Filmin notu: 6.7

Oregon’da 19. yüzyılda geçen 124 dakikalık bir minimalist cavalry western (süvari western’i) örneği. Kelly Reichardt, 1994’te Sundance’de yarışan “River of Grass” ile sinemaya girmişti. Ancak esasen 2006’da çektiği “Geçmiş Zaman Olur Ki” (“Old Joy”) ile bağımsız bir dil geliştirmeye başlamıştı. 1.66:1 formatındaki dostluk hikayesi ‘feminist Hal Hartley’ izlenimi bırakmıştı. Ama zamanla bunun içine Jarmusch destekli bir yol filmi estetiği de dahil oldu.

Yönetmen, o zamandan beri yapmak istediğini berrak ve sade bir şekilde anlatmayı seçtiğinde kalıcı minimalist filmlere imza attı. “Geçmiş Zaman Olur Ki”nin yanında “Wendy ve Lucy” (“Wendy and Lucy”, 2008) ve “Mutlak Kadınlar” (“Certain Women”, 2016) bu konuda örnek verilebilir. Ama “Gece Planı” (“Night Moves”, 2013) yarısından sonra plastik bir yapıya kayarak çevreci karakterlerinin isyanını anlamlı ve gerçekçi hale getirmekte zorlanıyordu. Didaktik bir söylem kaygısına yöneliyordu.


‘Kestirme Yol'un kardeşine imza atıyor

Reichardt, 2010’da 1.33:1 formatında yine aynı görüntü yönetmeniyle bir feminist western örneği çekmişti. Michelle Williams ve diğer oyuncuların emeklerine karşın “Kestirme Yol”un (“Meek’s Cutoff”) minimalist fonu ve tarihi kıyafetleri biraz fazla yapıştırma durmuştu. Belirgin yavaş tempo ise ‘sanat yapma’ arzusunun yol açtığı mekanikliği devreye sokuyordu.

2019’da ise orada ve "Geçmiş Zaman Olur Ki”de gördüğümüz Oregon çölünde akan bir bir başka dostluk hikayesi var. Yönetmenin çok sevdiği bu yöre bu sayede eşliğinde berrak bir sinema filmine malzeme olabiliyor. “First Cow”, feminist bir western değil. Aksine türün erkek egemen alt türlerinde kalan o çevreci temaları ve vizyonu devreye sokmanın peşine düşüyor.


İlk inek vurgusu yapan bir anti-Cavalry western


Film, sömürülen ırkçı Kızılderili motifi yerine gelen bir Çinlinin, Orion Lee’nin King Lu’sunun katkısıyla da aslında kendine özgü bir yol alıyor. Bu karakter ismiyle wuxia filmlerinin öncüsü King Hu’ya gönderme mi bilinmez. Ancak uyum içinde çalıştığı görüntü yönetmeni Christopher Blauvelt’ten net bir şekilde derin odak ve alan derinliği istemiş yönetmen. 1.37:1 formatında da bizi ormanın derinliklerinde saf sinemayla ve uzun planlarla 124 dakikalık yabancılaştırıcı bir yolculuğa çıkarıyor. Gece, gündüz olması fark etmeksizin en saf olanı izliyoruz.

Filmin ‘ilk inek’in peşinde dolaşan askerlerin de içine dahil olduğu hikaye Oregon’a çok yakışıyor. Vahşi Batı’yı anlamlı hale getiren bir süvari western’i denemesi görüyoruz. Bu alt tür 1948’de “Red River” ile başlayıp Ford’un Süvari Üçlemesi’yle 1950’lerde aktifliğini sürdürmüştü. 60’lı 70’li yıllarda ise değerini kaybederek iz bırakmayan denemelere kaydı.

Yol filmi ile klasik western’i birleştiren bu melez alt tür, aslında “Kestirme Yol”da göstermelik bir şekilde vardı. Ama burada sanki içinden Ewen Bremmer, Rene Auberjonois, Toby Jones, Lily Gladstone’un da geçebildiği bir noktaya kadar uzanıyor. Reichardt sanki bu alt türe minimalist bir neo/anti-western adabı vermek istiyor.


Saf sinema duygusuyla yol alıyor

Bunu yaparken de bolca uzun planlarla, pan hareketiyle yol alıyor. Bilinçli olarak sinemanın en ilkel araçlarının üzerinden bir dil arayışına çıkıyor. Bunu yaparken ise bize gerçekten de zamanında dostlukların yaşanabildiğini gösteriyor. Siyahisinin de, Çinlisinin de, yerlisinin de, beyazının da içine dahil olabildiği, politik açıdan sıkıntısız bir yaklaşım var. Klasik western yıllarındaki ırkçılık devreye girmiyor. Aksine ‘çeşitlilik’ yüklü bir dostluk hikayesi öne çıkıyor.

Bunun ötesinde de “First Cow”ın, belli şeylerin ilkinin peşine düşerek de aslında paralı toprak sahiplerinin sorunu ile insaniliğin kesiştiği bir yaklaşımı var. Filmin “Ölü Adam”a (“Dead Man”, 1995) çeşitli göndermeler yapması normal. Reichardt’ın Jarmusch damarını biliriz. Ama onun kült olan ‘acid western’ algısı burada canlanmıyor. Aksine doğaya bakışla başlayıp öyle biten bir minimalist western filmi izliyoruz.


2010’ların en iyi yabancı western filmleri arasında

Son yılda türdeki üretime bakarsak Lisandro Alonso’nun başyapıt seviyesindeki “Hayal Ülkesi” (“Jauja”, 2014) birinci sıraya rahatlıkla yerleşir. Onun arkasına ise Thomas Clay’in retro dokulu, Peckinpah esintili şiddet yüklü feminist western’i “Fanny Lye Deliver’d”ı (2019) yerleştirebiliriz. Bu modern klasiğe dönüşmeyi zorlayan iki filmin ardından Brezilya’dan çıkan “Tanrıkent”in (“Cidade De Deus”, 2002) spagetti western şubesi “Brazilian Western” (“Faroeste Caboclo”, 2013), Chloé Zhao’nun hipnotik anti-western’i “The Rider” (2017) ile Warwick Thornton’ın meat pie western başarısı “Güzel Ülke” (“Sweet Country”, 2017) gelir.

“First Cow”, bu üçlünün arasına kafasını sokmak için çaba gösteriyor. “Hayal Ülkesi”nin yol algısına getirdiği Jodorowsky-Tarkovsky arası natüralist-saykodelik yenilikçiliği seçmektense “The Rider”ın gerçekçiliğine göz kırpıyor. En kötü ihtimalle 2010’ların en iyi 6 yabancı western filminden biri oluyor. Ama ‘süre bu kadar uzun olmalı mıydı?’ sorusunu da sorduruyor. İnatçı diliyle ise sevilmeyi ve saygı görmeyi hak ediyor. Bu damar bile yeterli olabilir. Zira olgunluk ve dinginlikten destek alan, içine girince alt metinleriyle katmanlar açabilecek bir entelektüel yapısı var filmin.


En milliyetçi alt türe çevreci damar

Bu da çevreci “First Cow”u besleyen ana faktör sanki. John Ford’un türün en klasik döneminde faaliyet gösterip artık eskiyen ‘süvari western’i’ örnekleriyle 1950’lerde kalan üçlemesinin çok ötesine geçiyor. Anti/neo/revizyonist western ambalajıyla sadeleşmiş bir Vahşi Batı fonu ve sinematografi ile karşımıza çıkıyor. Filmin en büyük avantajı türe dair bu anti-duruşu... Klasik senaryo açısından bakarsak net bir final içermemesi de NBC gibilerin kıskandırabilecek bir insanlık mesajına yol açıyor. 

John Magaro-Orion Lee’nin yarattığı Cookie Figowitz-King Lu ikilisi, adeta ‘haydut’ olup ‘Butch Cassidy ve Sundance Kid’le akrabalık kurmalarını beklerken tipik bir Reichardt dostluğunu servis ediyor. “Geçmiş Zaman Olur Ki”deki 2006 yılı ile 19. yüzyıl fark etmiyor. Üstüne üstlük bunları bağlantısı birçok bağımsız sinemacı ve türün işleyişi için işlevsel bir noktaya taşınıyor. Merkezdeki inek mevzusu üzerinden yürüyen yol bilinci ise aslında filmin, ‘eskimiş değerler’e dair umut ışığı ile noktalanmasını sağlıyor. Yönetmenin tematik bütünlüğüne de cuk oturmasına alan açıyor. 

Berlinale yarışma filmleri için yıldız tablosu

  • All the Dead Ones (Todos os Mortos): 6.6
  • Bad Tales (Favolacce): 5.4
  • Berlin Alexanderplatz: 6.7
  • Dau. Natasha: 4
  • Days: 7.5
  • Irradiated: 6.4
  • Never Rarely Sometimes Always: 6.1
  • Siberia: 4
  • There is No Evil: 2.7

Yazarlarımızdan

06 Haziran 2020, Cumartesi 07:00
06 Haziran 2020, Cumartesi 07:00
Sıradaki haber yükleniyor...
holder