‘In the Heights’: ‘Batı Yakasının Hikayesi’nin ortalama ardılı

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

1961’te “Batı Yakasının Hikayesi”, türün altın çağında kenar mahalle müzikali modeliyle dikkat çekmişti. 9 Haziran’da 2021 Tribeca Film Festivali’nin açılışında Washington Heights’ta United Palace’ta dünya prömiyerini yaptıktan sonra 10 Haziran’da HBO Max’te başlayan “In the Heights” ona ortalama ardıl olarak geliyor. Peri masalı müzikaline göz kırptığında anlarda hareketlenen eser, koreografileriyle dikkat çekip türün hayranlarını mutlu etse de 143 dakikayı kaldıramıyor.

FİLMİN NOTU: 5.2

‘BATI YAKASININ HİKAYESİ’NİN ARDILI

‘Batı Yakasının Hikayesi’(‘West Side Story’), 1950’lerin sonunda Bernstein-Sondheim-Laurents üçlüsünün katkısıyla Shakespeare’in Romeo ve Juliet hikayesini modern bir dünyaya uyarladı. Upper West Side’ı mesken tutan bu eser öncelikle Broadway’de tiyatro sahnesinde sansasyon yarattı. Ardından 1961’de Robert Wise ile Jerome Robbins’ın yönetmenliğinde Natalie Wood ve Richard Breymer’den alınanlar sinemanın en simgesel aşk hikayeleri arasına da girmişti. 

Bugünlerde ise onun ardılı olarak 2005’te Quiara Alegria Hudes’in romanının Broadway’de sahnelendiğini ve 2008’de Tony Ödülü’ne ulaştığını gördük. O eser büyük oranda gerçekçi modern müzikal damarından ilerleyip aslında mahalle kültürüne uygun şarkılardan destek alıyordu. Salsa, hip-hop, rap devreye girdiğinde 2005’te fena bir yere yerleşmiyordu aslında. Yazarın Porto Riko’lu anne ile Yahudi babadan doğması da aslında göçmen ruhuna yaslanmaya alan açmıştı. 

MIRANDA VE RAMOS ETKİSİ

Porto Riko asıllı Lin-Manuel Miranda o eseri 2005’te sahnelediğinde 90’ları yansıtma açısından Jonathan Larson’ın dahiyane bir sinema uyarlamasına da sahip 1996 tarihli ‘Rent’i kadar iddialı bir New York tablosu koyamıyordu ortaya. Halbuki Miranda, onun sonraki eseri ‘Tick, Tick… Boom!’u da sinemaya ‘yönetmen-senarist’ koltuğunda uyarladı. Onun fragmanı itibarıyla ‘müzikallerin Kaufman’ı misali bir yaratıcılık dönemi kriziyle enerji depolaması beklenebilir. Burada açıkçası esas ürününü düşünerek işin biraz eğlencesine kaymış sanatçı. 

Sahne müzikalinde de oynayan Anthony Ramos, Porto Riko asıllı oyuncu olarak başrole yerleşiyor. Onun yanına daha ziyade şarkıcılardan oluşan bir kadro eklenmiş. Leslie Grace, Corey Hawkins, Melissa Barrera şarkı söylemekse sıkıntı yaşamıyorlar. Ancak filmin 143 dakikasında bir oyunculuğa, bir Natalie Wood’a da ihtiyaç var. Oyuncu etkileşimi açısından “Batı Yakasının Hikayesi”ndeki sahicilik burada canlanmıyor.

KLASİK MÜZİKALDEN PERİ MASALI MÜZİKALİNE SAPIŞ KEYİF VERİYOR

Aksine zaten TV’ye iş yapan Alice Brooks’un dizinin birkaç bölümü izlenimi yaratan beyaz tonlu Washington Heights tablosu bir yerden sonra anlamsız hale geliyor. Ancak araya Daphne-Rubin Vega gibi oyuncuların girmesi bir yana metroda hayali öğelerin ortaya çıktığı sekansta film gaza basıyor. Buna gece kulübü sekansının mordan sarıya uzanan bir renk skalasıyla yansıtılması da ekleniyor. Böylesi anlarda “In The Heights”, ‘klasik müzikal’den ‘peri masalı müzikali’ne sapıyor. Böylece doğru yolu 30 dakikada da olsa buluyor.

Ancak orada fazla durmadan geri çekiliyor. Aslında açılış ve kapanış sekansı Washington Heights’ı bir peri masalı diyarı olarak tasarlıyor. New York’un üst kısmında Harlem’de yer alan, ‘kenar mahalle’ olmaya mahkum kalmış bu semt, ‘Mamma Mia’ hissi veriyor bu sayede. Bu durum sinematografi-kurgu-sanat yönetimi birlikteliğinin fena idare edilmemesine yol açılıyor. Ama alınan sonuç o kadar berrak değil!

75’TE YAPILDIĞI YAZSA ŞAŞIRTMAZ

Jon M. Chu, 143 dakikada artık demodeleşen hantal bir klasik müzikalin dehlizlerinde boğuluyor. Yeni şarkıları kullanma açısından ise bir “Kırmızı Değirmen!” (“Moulin Rouge!”, 2001), bir “Aşıklar Şehri” (“La La Land”, 2016) kadar iddialı bir Amerikan müzikali canlanmıyor. Aksine 70’lere ışınlanıp sanki “Batı Yakasının Hikayesi”nin peşine takışan bir işçilik var.

Washington Heights’a Dominik Cumhuriyeti asıllı bir karakterin gözünden bakmak ABD’ye klasik bir göçmen hikayesi getiriyor. Bu da beyaz tenlilerin geri çekildiği bir seyir sürecini duyuruyor. Latin kültürü iyi yansıtılıyor. Ancak onun ötesinde filmin bir çekici dile sahip olmadığı söylenebilir. Uzadıkça hantallaşan ve sanki müzikalin altın çağı bittiğinde 70’lerde yapılmış klasik müzikal gibi duran bir anlayışın mağduru oluyor.

YER ÇEKİMİNİ YOK EDEN SAHNE AŞIRI GÖSTERİŞLİ DURUYOR

Miranda devreye girdiğinde aslında müzikle de kendi karakteriyle de In The Heights’ın İspanyolca adlandırılmasıyla keyif veriyor. Ama bunun dışında filme bir şey katmıyor desek yeridir. Kenar mahallelerinin daha modern ve postmodern yansıtılmasına açığız. Aksi takdirde buradaki gibi TV dizisi kafasına kayabilen bir seyir süreci olmayabilir. Finale doğru canlanan yerçekiminin yok olduğu, binaların üzerine yürünen sahne ise gereksiz bir gösterişe ve yama bir müdahaleye sebebiyet verebiliyor.

Sanki “Damdaki Kemancı”nın (“Fiddler on the Roof”, 1971) zorlama ağdalı yapısı ile “Fame”in (1980) vasat gerçekçiliğini birleştiren arzu filmi zedeleyen ana unsurlar arasında. Buraya kaymakla kontrolden çıkma gerçekleşiyor. Artık günümüzde daha modern müzikaller yapılmalı. “Batı Yakasının Hikayesi”nden 15 yıl sonra gördüğümüz “Tommy” (1975), “All That Jazz” (1979) seviyesi bile yakalanamıyor burada ama! 

Yönetmen John M. Chu, ‘Sokak Dansı 3D’de (“Step Up 3D”, 2010) serisine koreografi olarak bir şeyler katmıştı. Burada da türün hayranlarını tatmin edebiliyor ama ötesini veremiyor. Koreografiler özenli bir şekilde tasarlanmış, ona itiraz etmek mümkün değil. ‘Hamilton’da da New York’u yansıtmakta becerikli Miranda’nın hakimiyetinden destek işin ‘müzikal’ işçiliği kısmında bir özen getiriyor.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder