İstanbul’da yavaş yavaş parlayan iki festival

15 Kasım 2017, Çarşamba 11:30
AA
Kerem Akça, iki yükselişteki film festivalini yazdı
 
KEREM AKÇA / akca.kerem@gmail.com
 
3-9 Kasım tarihleri arasında düzenlenen 7. Suç ve Ceza Film Festivali ile 17-26 Kasım arasında düzenlenecek 5. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali, genç ve iştahlı festival örnekleri olarak umut ışığı yakıyorlar. Tematik açıklığı kapatmaları bir yana önemli filmlerin Türkiye ve İstanbul prömiyerlerine ev sahipliği yapmaları da değerli.
 
İstanbul’da İstanbul Film Festivali (Filmekimi’ni de dahil edebiliriz) ve !f İstanbul’un pabucunu dama atmak zor. TÜRSAK’ın Komedi Filmleri Festivali ve Sinema-Tarih Buluşması daha istikrarlı hale gelseydi belki bir ‘tehdit’ten söz edilebilirdi. Ama onların yerine geçen Randevu İstanbul’un böyle bir işlevi yok. Bu sebeple geçtiğimiz yedi senede Kasım ayında düzenlenen Boğaziçi Film Festivali ile Suç ve Ceza Filmleri Festivali onların alternatifi olma konusunda adımlar atmaya başladı.
 
Boğaziçi, geçen sene evrensel bir yola adım attı
 


5. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali, ilk başladığında sadece devletin destek verdiği bir etkinlik izlenimi bırakıyordu. Ama geçen sene sektöre hakim Bülent Turgut’un direktörlüğe getirilmesiyle farklı bir ivmeye girdi. Bosphorus Film Lab’in kurulmasıyla sektöre 125 bin TL destek de vermeye başladı. Üstelik bunu, uluslararası profesyoneller eşliğinde bir eleme sürecine de tabi tutuyor. Geçen sene Robert McKee’nin senaryo atölyesinden sonra bu yıl da Bobby Roth’un yönetmenlik atölyesi, ‘dizi piyasası’nın canlandırılması için konunun uluslararası erbaplarını devreye sokuyor.
 
Bunlara daha önce İstanbul Film Festivali’nde onur ödülü alan Bela Tarr’ın ustalık sınıfı da eklenmiş. Açıkçası film seçkisinde, ‘Türkiye prömiyeri’ ve ‘İstanbul prömiyeri’ almak için gösterilen ‘yoğun uğraş’ da gözlerden kaçmıyor. “Suburbicon” ve “Wonder Wheel” gibi Eylül-Ekim ayında Kuzey Amerika’da açılan George Clooney ve Woody Allen filmlerini yakalamak kolay iş değil. Takeshi Kitano ve Majid Majidi’nin son eserlerinin de Türkiye prömiyerleri yapılacak. Yarışmada da böyle bir yaklaşım var.
 
İstanbul prömiyerleri için ise özel bir emek harcanmış (“Değerli Vaktim”, “Güneşin Şehri”, “Rey” vs.). Bosphorus Film Lab’in sinemacıları destekleme arzusuna, Turgut’un yapımcılık kariyeri ile gelen ‘popüler sinema’nın gereklerini öğretme stratejileri de birbirine çok yakışıyor. Bunun uyumun sonucu ise faydalı etkinliklerle alınıyor.
 
Suç ve ceza, tematik tarafını ihmal etmeden rekabete giriyor
 

 
7. Suç ve Ceza Film Festivali ise kendine özgü paneller ve oturumlarla ilgilenen kitleyi tatmin etti. Jasmila Zbanic’in yapımcılığını yaptığı “Erkekler Ağlamaz” (“Muskarci Ne Placu”, 2017), Cannes’da yan bölümde beğenilen, Bulgaristan’ın “Taksi Şoförü” (“Taxi Driver”, 1976) olarak anılabilecek “Sofya Taksi” (“Posoki”, 2017) ve “Hayatın İçinde”nin (“Insyriated”, 2017) Türkiye prömiyerleri tematik açıdan başarılı alımlardı.
 
Açıkçası Karusmaki ile Rasoulof’un İstanbul prömiyerlerini yakalamak da kolay iş değil. İzlem Oktay’ın çabalarıyla yarışma da saygıya değer yerli ve yabancı filmlerin bir bütününe ulaşıyor. Sadece “Mor Ufuklar”ın (2016) geçen sene Antakya’dan ödül alıp başka festivallerde gösterildikten sonra niye seçildiği tam çözülemedi. Ama onun ötesinde ince elenip sık dokunmuş, tematik gerekliliklere uydurulmuş bir festival vardı. Umarız her iki etkinlik de kendi özelliklerini hissettirerek emin adımlarla yollarına devam ederler. Çeşitliliğin ve rekabetin herkese faydası var.
 
 
Sıradaki haber yükleniyor...