Okul Tıraşı: Yansımalardan beslenen bir yatılı okul gerilimi

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

2021 Berlin Film Festivali’nin Panorama bölümünden FIPRESCI Ödülü’yle dönen “Okul Tıraşı”, yatılı okulda geçen bir öğretmen-öğrenci ilişkisi gerilimi. Karlar altında kalmış kurum, Yusuf’un gözünden akanları bürokrasiyle ilgili dertleri olan bir çeşit Farhadi kabusu olarak konumlandırıyor. Ferit Karahan üçüncü yönetmenliğinde Yeni Türkiye’nin yarattığı dengesiz düzene dair açılış ve kapanış sekanslarıyla hatırlanacak bir filme imza atıyor.

FİLMİN NOTU: 5.2

SES TASARIMI VE SİNEMATOGRAFİ İÇİN ÖZENLİ BİR ÇALIŞMA VAR

Yusuf’un hayal ile gerçeklik arasında kalmış yatılı okul yolculuğuna aslında yukarıdan bir bakışla giriyoruz. Bu da Türkiye’nin Doğu/Güneydoğu’sundaki korkutucu bürokrasi ve hiyerarşi problemini ortaya koyuyor aslında. Onun etnik grubu veya cinsiyeti fark etmeksizin sistem eleştirisine alan açan kabusunu en saf haliyle yaşıyoruz.

Anlamlı ‘okul tıraşı’ adının eşliğinde aslında ‘şiddet’, ‘konuşan öğretmen’ ve ‘yabancılaşma’nın yansımaları üzerine kurulu bir yapı var. Bunun esiri olan öğrenciler ise yatılı okulu distopik bir diyar olarak görüyor. Ferit Karahan özellikle ses tasarımı ve sinematografi üzerine bir hayli uğraşmış. Psikolojik katmanları o damardan eşelemiş. Türksoy Gölebeyi işini iyi yapmış.

YANSIMALARDAN BESLENEN MELANKOLİK BİR KABUS

Gri ile odun renginin arasından filizlenen gerilim, profesyonel ses tasarımıyla bir yönetmenlik kumaşı içeriyor. Filmin ilk 10 dakikasında 1.33:1’den Yusuf’un melankolik diyarına giriyoruz. Bu format 84 dakika devam ediyor. Bu dünya “Nefes: Vatan Sağolsun”un (2009) karamsar askeri tasviri ile “İki Dil Bir Bavul”un (2008) öğretmen-öğrenci ilişkisindeki etnik grup probleminin arasında gidip geliyor.

Bu dokuyu yaratırken özellikle koyu renklerin, kameranın yansımaları alma becerisinin ve Yusuf’un dünyası bize işliyor fazlasıyla. Olup bitenlerin çarpıcı izdüşümleri ise melankolik bir kabus olarak deneyimlenmeyi hak ediyor. 

AÇILIŞ VE KAPANIŞ SEKANSI VURUCU

Final sekansı gerçek bir camın arkasındaki görüntü bindirme ile ‘her şey temsil mi, yoksa gerçek mi?’ dedirttiği distopyanın dibine kadar gitme anlamına geliyor. O zaman aslında bizi bir çeşit “Masumiyet” (“Innocence”, 2006) beklediğine tanıklık ediyoruz. Hadzihalilovic’in yatılı okulu ormanların ötesinde bilimkurgusal bir şekilde tasarlamış, onun şaşkınlığına bizi sokmuştu.

“Okul Tıraşı”nın açılış ve kapanışındaki alegorik Türkiye mozaiği fazlasıyla tesir ediyor. Bu giriş ve bağlanma adına Karahan’ın etkileyici kareleri hissettirdiğini söylemeliyiz. Bu da aslında unutulup gitmiş, karlar altında kalmış bir bölgenin gerçekçi hikayesini tasvir edebiliyor.

Film, sosyal gerçekçi dram gibi başlayıp komediye kayıp son düzlükte gerilimle noktalanıyor. Bu da şu sıralar içinde olduğumuz Yeni Türkiye atmosferinin yarattığıyla aslında kabus ile gerçeklik arasında kalan dengesiz bir ortak bilince ve deprem gibi bir ruh haline çıkıyor büyük oranda. Bu melankolik tat bize tesir ediyor o ektili finalde.

ÖĞRETMEN NİYETİNE ‘KARİKATÜR GİBİ DURAN BIYIKLI KÖTÜ ADAMLAR’ GELMİŞ

Ama “Okul Tıraşı”nın orta bölümünde bir tartım problemi de gözden kaçmıyor değil. Karahan’ın ilk uzun metrajı “Cennetten Kovulmak”ta (2014) da yan karakterlerle ilgili problemler vardı. Burada da öğretmen tiplemeleri Ekin Koç ve Mahir İpek özelinde ‘karikatür gibi duran bıyıklı kötü adamlar’ olarak çıkıyor karşımıza. 

Bu durum, filmin yapısına uygun bir şekilde ‘hayatın yansımaları’ gibi planlanmış olabilir. Fakat bu oyuncuların böylesi etnik problemlerin devreye girdiği bir ülke coğrafyasını yansıtma konusunda ne olgunluğu ne de yeteneği var. Buna ek olarak da mizahı işin içine sokmaya çalıştıkça onların yarattığı ton, “İki Dil Bir Bavul”un gerçekçi görsel dünyasını ‘Hababam Sınıfı’ veya “Ölü Ozanlar Derneği” (“Dead Poets Society”, 1989) rahatlığıyla sarsıyor. Son düzlükte ise Yusuf kendi isyanını haklı çıkarsa da onun ruhsal dünyası bize o kadar da ‘distopik’ yansımıyor.

YATILI OKUL TANIMI, DÜNYA SİNEMASINDAKİ ÖRNEKLERİ ARASINDA NASIL GÖZÜKÜYOR?

Koç ve İpek içeri girdiğinde film bürokrasi problemine dikkat çekmek isterken aslında anlattığı melankolik gerilimin baltalamasına sebebiyet vermiş. Karahan’ın kendi performansı bu durumu biraz dengeliyor. Ama 84 dakikadan ziyade 65 dakikada daha doğru olacak izlenimi bırakan bir yapıt izliyoruz. Yusuf’un elbette hayali evreni büyülü gerçekçi değil. O sebeple de bir erkek çocuğun yaşadığı etnik köken problemini anlatan “Rauf”taki (2016) görsel açıdan etkili ve yaratıcı görsellik de canlanmıyor.

Ama yatılı okul atmosferi bütünlük olarak Jean Vigo’nun orta metrajı “Hal ve Gidiş Sıfır” (“Zero de Conduite”, 1933), Peter Weir ile Lindsay Anderson’ın uzun metrajlı başyapıtları “Hanging Rock’ta Piknik” (“Picnic at Hanging Rock”, 1975) ve “Ne Ekersen” (“If…”, 1968) kadar iddialı değil. Aksine gerçekçilik durağında Farhadi’nin fark yaratan ritim duygusunun en tutarlı haline kaymayı seçiyor. Onun yapıtlarında gördüğümüz dramatik ve görsel yapı, Doğu’daki bürokrasi problemine dair alt metinler açma çabasıyla yansıtılıyor.

TONLAR ARASINDA GİDİP GELEREK RİTMİNİ BELİRLİYOR

Bu da melankolik gerilimi bize tesir eden sahneleriyle anılası ama genel toplamda mizahı olmamış haliyle anmamızı sağlayacaktır. Özellikle Koç ve İpek’in filmi baltalayabilen bir pos bıyık katkısı sundukları söylenebilir. Ne Münir Özkul ne de Robin Williams’a dönüşme şansları yok. Doğu’daki buhran diyarda olmalarını beklerken ‘Hababam Sınıfı’ hafifliğine kayabiliyorlar. Samet Yıldız, Yusuf’ta filmin en büyük kazancı.

“Okul Tıraşı”, gerilim, dram ve komedi arasında gidip gelen ritmiyle dengesiz bir düzenin eleştirisine kendine özgü kurallarla soyunuyor. İşin gerçekçilik ve çocuk oyuncu kısmını da profesyonelce yapıyor. Kapanışta iz bırakmanın yarattığı hüzünle noktalanmayı beceriyor.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder