Passing: Caz şarkısı tadında ırk değiştirme gerilimi

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Sundance 2021’in en çok ses getiren yapıtlarından “Passing”, “Siyah Beyaz” adıyla 10 Kasım’da Netflix’te başladı. Adeta Micheaux ile Jenkins bir araya gelip Bertolucci’nin “Partner”ini feminist çekmiş dedirtiyor. Irkçılık tarihinden kapatılması gereken bir boşluğa ‘hüzünlü bir caz şarkısı’ ayarı veriyor. Rebecca Hall’dan incelikli bir ilk film.

FİLMİN NOTU: 6.5

‘BİR ULUSUN DOĞUŞU’NA CEVAP OLARAK GELEN BİR ESER

1920'lerde New Negro akımına ait sayılan Nella Larsen, romanında o dönemin ayrımcı politik bakışına karşı çıktı. O yıllarda Griffith’in “Bir Ulusun Doğuşu”nun (“The Birth of a Nation”, 1915) devamında beyaz oyuncuların siyaha boyanmasıyla ırkçılığın en sert, tavizsiz ve karton halinde devreye sokuluyordu.

Bu duruma 1919'da ırk filmini başlatan ilk Afro-Amerikalı yönetmen Oscar Micheaux da karşı çıkmıştı. ‘Passing’ kitabında ise bu psikolojik sıkışmışlığı üzerine alarak ‘beyaz olmak zorunda kalan’ bir karakterin siyahi ana karakterle ilişkisini izliyoruz. Bu durum da aslında çok trajik bir dönem atmosferini beraberinde getiriyor. Irkçılık tarihindeki değeriyle asap bozma 98 dakikaya yayılıyor. Bir çeşit ‘ırk değiştirme gerilimi’ izliyoruz. Her şey yedinci sanatın ‘kılık değiştirme’ için bize öğrettiklerinin tersi istikamette ilerliyor.

HÜZÜNLÜ VE EKLEKTİK CAZ ŞARKISI GRAU’NUN ŞOVUNA DÖNÜŞÜYOR

Rebecca Hall, Irene (Tessa Thompson) ve Clare (Ruth Negga) karakterlerini bir ruhun iki yarısı olarak tasarlamış. Sanki onların yabancılaşmasını biz 1.33:1 formatında teneffüs ediyoruz. Bu sıkışmışlık dingin çerçevelerle yansıtılıyor. Albert Serra'nın filmiyle 2006’da çıkış yapan görüntü yönetmeni Eduard Grau “Tek Başına Bir Adam”la (“A Single Man”, 2009) Hollywood'da kendini ispatlamıştı. Burada da şov yapıyor.

Genele yerleştirilen çerçevelerle bizi ırkçılık ve cinsiyetçilikle nefes alıp veren ikilinin arasında ahenkle dans etmemize alan açıyor. Yakın ölçekli objektifler, üstü boşluklu lensler ve çarpık açılarla beraber duyulara hitap eden bir şarkı deneyimliyoruz sanki. Sinema kariyeri çok fazla olmasa da fırsat bulduğunda kendini ispatlayan siyahi besteci Devonté Hynes’ın ‘hüzünlü ve eklektik caz şarkısı’, ikonik piyano dokunuşlarıyla iz bırakıyor.

HITCHCOCK GÖNDERMELERİ HANGİ FİLMLER ÜZERİNDEN CANLANIYOR?

“Siyah Beyaz” (“Passing”), adeta bir elmanın veya ruhun iki yarısına odaklanmamızı sağlıyor. Ten renginin tonuyla da aslında bizi şaşkına çeviriyor. Rebecca Miller'ın kurgucusu Sabine Hoffman da ince dokunuşlarla iş bitirebiliyor. Rebecca Hall detaylardan sinema yaratmanın peşine düşmüş. 

Özellikle finalde üst açı ile ortaya çıkan kovalamaca “Ölüm Korkusu”nun (“Vertigo”, 1958) meşhur sahnelerinden birine selam çakılmasını sağlıyor. Bu örnek Hitchcock’un tek etkilenilen filmi değil. Zira Hall, “Şüphenin Gölgesi” (“Shadow of a Doubt”, 1943) gibi yönetmenin en sıradan eserlerinden birini örnek vererek şaşırtmıyor. İşaret ettiği filmler arasında en çok Losey’nin “Hizmetçi”si (“The Servant”, 1963) etkisi devreye girdiğinde çarpıcı kareler izleyebiliyoruz.

MICHEAUX İLE JENKINS FEMİNİST ‘PARTNER’İ ÇEKMİŞ GİBİ

Sanki Micheaux ile Jenkins bir araya gelip Bertolucci’nin “Partner”ini (“Partner.”, 1968) feminist olarak çekmiş hissiyatı yaratıyor film. Yönetmenin doppelganger (çiftgezer) filmi klasiği Dostoyevski’nin ‘The Double’ından siyasi bir uyarlamadır. Adeta İtalyan politik sinemasına bırakılmış ustalıklı miraslardan biridir. Ama bu noktada özellikle senaryoda çok ileri gitmiyor. Pierre Clementi’nin Giacobbe’ye can verme taktiği burada iki oyuncuya teslim ediliyor.

Thompson ile Negga'nın birbirlerinin üzerinden dönmektense işi yan rollerdeki erkek tiplere bırakarak zaman kaybı yaşatması gözden kaçmıyor. Micheaux'nun “Kapıların Ardında”daki (“Within Our Gates”, 1920) Sylvia ile kardeşlik ilişkisi kuran karakterler var. Bu durum siyah beyaz dokuyu anlamlandırıyor.

NEGGA ŞOV YAPIP SİYASİ TARİHE İKONİK BİR KARAKTER YERLEŞTİRİYOR

Bu yaklaşım filmin deneysel ve alternatif ruhuna kapı açabiliyor. Bu dokunuşun eklektik caz şarkısı olarak konumlanma şekli elbette vurucu. Negga ile Thompson da müthiş bir uyumla çıkageliyorlar.

Ama André Holland, Alexander Skarsgard onlara eşlik etmekte güçlük çekiyor. Negga’nın ırk değiştirme olayına el atmasıyla filmin merkezi unsuruna dönüşüp şov yaptığını ve Clare Bellew’le Afro-Amerikan siyasi tarihinde iz bıraktığı söylenebilir. Bu durum da vurucu bir tarihsel kesiti bize deneyimletiyor.

DÖNEMİNİN FARKINDA MI?

“Siyah Beyaz”, özellikle Obama sonrasında ve #Metoo yıllarında sarsıcılığını arttıran bir eser. Böylesi bir kimlik muhasebesi bizi etkiliyor. Süresi boyunca tetikte tutan bir ırk değiştirme gerilimine dönüşüyor. Çarpıcı kareleriyle de seyircisini avcunun alınca bırakmıyor.

Fakat bu yıllarda 1920’lerdeki ahlak anlayışının ötesi olduğunu düşünerek sınırları zorlamak için bir çeşit çiftgezer LGBTİ+ aşk filmine kaymak kalıcılık oranını arttırabilirdi. Yine de Hall, siyahi öyküleri anlatan ilk filmler arasına oyuncu kimliğinde nev-i şahsına münhasır bir ekleme yapıyor. Entelektüel benliğini kanıtlıyor. Filmin incelikli kareler ve detaylarla dikkat çekse de son düzlüğü o kadar iddialı getiremediği söylenebilir.

Yazarlarımızdan

20 Ocak 2022, Perşembe 07:01
20 Ocak 2022, Perşembe 07:01
Sıradaki haber yükleniyor...
holder