Spencer: Siyasi lider biyografilerinin ‘Rebecca’sı

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Venedik 2021 ana yarışmasının öne çıkan eserlerinden “Spencer”, ülkemizde 19 Kasım’da vizyona girdi. Larrain, Diana’nın üç günlük gündüz kabusunu meditasyon niyetine canlandırıyor. Siyasi lider biyografilerinin “Rebecca”sını karşımıza çıkarıyor. Ama “A Ghost Story” yoluna sapmayınca “Jackie” kadar heyecanlandırmayıp Kristen Stewart’ın vuruculuğunu arttırıyor.

FİLMİN NOTU: 6.5

 

GREENWOOD, MATHON VE KNIGHT’IN ETKİSİ

Spencer, Diana’nın kızlık soyadı. Burada başarılı sanal dizi ‘Peaky Blinders’ın yaratıcısı olarak nam salan Steven Knight’ın en akılda kalacak sinema senaryolarından birini izliyoruz. “Dirty Pretty Things” (2002), “Pawn Sacrifice” (2014), “Locke” (2013) ile yarışabilecek bir metin karşımıza çıkarıyor. Aslında bir kazaya kurban giderek çok tatsız bir şekilde vefat eden tarihi kişiliğin sanki ölmeden önceki son üç gününü izliyoruz.

Yılbaşı tatili olarak tasarlanan bu yapı, görsel ve işitsel açıdan Jonny Greenwood ile Claire Mathon’un birlikteliğine yükleniyor. İlkinin alternatif piyano tınıları ve çalgı sesleriyle bezeli bir meditasyonun içerisine soktuğu muhakkak. Maiwenn’in gerçekçi “Affet Beni”siyle (“Pardonnez-Moi”, 2006) çıkış yaptıktan sonra Alain Giuraudie (“Göldeki Yabancılar”, “Dimdik Ayakta”), “Atlantique” (2019) ve “Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi” (“Portrait de la Jeune Fille en Feu”, 2019) ile bilinen Fransız görüntü yönetmeni ise müthiş bir gerçekçilik katkısında bulunuyor.

MİNİMALİST VE GERÇEKÇİ BİR MEDİTASYON

Mathon, 1.66:1 formatında 16mm hissi verirken karakterimizi köşeye sıkışmış şekilde kavrıyor. Odaktan kaybolan bir tiplemeyi merkezine yerleştiriyor. Film, ‘gerçek bir trajediden yola çıkan bir masal’ olarak tasarlanmış. Bunu başta söylüyor. Bu sayede de aslında kraliyet ailesinden kopuk soyad ile beraber de aslında ruhuna bir çıkış arayan ana karakterin izinde ilerliyoruz.

Görsel yapı, Spall’un, sarayın veya başka öğelerin başka tarafında duran ve fazlasıyla gergin gözüken Diana’yı kavrama çabası var. Bu durum da minimalist ve gerçekçi bir meditasyona dönüşüyor çoğu zaman. İngiliz Kraliyet Ailesi’nin 1997’de vefat eden bireyinin bu kadar sinemasal bir uzun metrajlı filmde görmemiş olabiliriz.

SİYASİ LİDER BİYOGRAFİLERİNİN ‘REBECCA’SI

Larrain, modern klasiğe dönüşmeye oynayan “Jackie”de (2018), “Yurttaş Ruh” (“Citizen Ruth”, 1996) ile “Siyah Gelinlik” (“La Mariée Etait Noir”, 1968) arası bir grotesk paranoyanın peşine düşmüştü. Aynı zamanda Pakula’nın “Klute”uyla (1971) akrabalık vardı. Politik-gerilim karakteri adeta Von Trotta’nın Crista Klages’i, Katharina Blum’una kardeş olarak gelmişti. Burada ise Daphne Du Maurier’nin ‘Rebecca’sı merkeze yerleşen esas iskeleti oluşturuyor.

Hitchcock’un atılım yaptığı female gothic başyapıtını siyasi bio-pic’lerin arasına yerleştirmek hedefleniyor. Buna ise hafif Fransız dokunuşu enjekte ediliyor. Polanski’nin 60’larda yaptığı Apartman Üçlemesi’nin “Tiksinti”si (“Repulsion””, 1965) de akla gelmiyor değil. Bu sayede de baştan sonra bir kabusu anbean takip ediyoruz.

LOWERY BAŞYAPITI ‘A GHOST STORY’NİN YOLUNA SAPMIYOR

Yönetmen ve Steven Knight, karakteri bir hayalet veya ruh olarak tasarlamış. Onun kabusunu bize yansıtıyorlar. Bu sayede Jacqueline Kennedy’den sonra yine melankolik bir rüya devreye giriyor girmesine.

Ancak David Lowery’nin bir hayaletin gözünden akan “A Ghost Story”de (2017) başyapıta imza atmıştı. Burada öyle dahiyane yola kıvrılma, sapma gerçekleşmiyor. Aksine bizim izlediklerimiz ‘female gothic’ filminin içerisinde şekillenen bir siyasi lider biyografisi gibi. Bu da “Rebecca”nın yeniden çevrimi başta olmak üzere sinemada “Ruhlar Karnavalı” (“Carnival of Souls”, 1962) ve “Tiksinti” üzerinden fazlaca filme malzeme olmuştu. Son 20 yılda ise korku sinemasında furyaya dönüşmüştü.

KURGUSU BAŞARILI MI?

Bu sayede de açıkçası “Spencer”ın ‘masal’ niyetine beliren finalinde “Oyunun Kuralı”na (“La Regle du Jeu”, 1938) selam çakan Külkedisi bitirişi, masalsı bir rüyadan uyanma veya gezegene veda etme gibi canlanıyor. Spulveda’nın kurgucusu orada gaza basıyor. Ama özellikle 60.-90. dakikalar arasında çok fazla zaman da kaybediyor. 

“Jackie” kadar dinamik bir kabus izlemiyoruz. 90.-100. dakikaya bağlanması Diana’nın bilinçaltında melankolik yolculuk keyif verse de… Timothy Spall bu bitikliğe, sıkışmışlığa yakışıyor. Ama Sally Hawkins “Suyun Sesi” (“The Shape of Water”, 2017) çakması gibi giriş yapıp çıkıyor. Yan karakterler hiç olmasa daha iyiymiş de dedirtiyor film.

LARRAIN İÇİN TANIDIK BİR HAYALET

Malikane kullanımı Bergman başyapıtı “Kurt Saati”ne (“Vargtimmen”, 1968) de kayma gerçekleşmiyor. Larrain çok klasik bir şekilde hareket etmiş. Bunu yapınca da “Jackie”, “The Club” (“El Club”, 2015) ve “Morg Görevlisi” (“Post Mortem”, 2010) kadar vurmuyor. Otoriter askeri darbenin (Allende) hayaleti olarak beliren Mario Cornejo’dan (Castro) ileri giden bir şey de yok.

Larrain, “A Ghost Story” yoluna sapması gerekirken “Rebecca”nın hayaletinin üzerinden kurulu bir yapıyı tercih etmiş. Bu da aslında bildik ve sıradan bir seyir sürecine doğru ilerlenmesine sebebiyet veriyor. Filmin kalıcılık oranını azalıp iz bırakan münferit imgelerle anılası hale getiriyor. Kristen Stewart ise yükselen kariyerini böylesi vurucu bir rolle taçlandırma olanağı buluyor. 

TÜRDE DÜZGÜN YAPILMIŞ FİLMLER DE ZOR BULUNUYOR

“Jackie”yi zorlayamasa da “Demir Leydi” (“Iron Lady”, 2011), “Genç Viktoria” (“Young Victoria”, 2009), “Monako Prensesi Grace” (“Grace of Monaco”, 2009) gibi düzgün yapılmış güncel siyasi lider biyografilerinin arasına yerleşiyor. Bu eserlerle milenyumda yan yana anılması gayet hakkaniyetli! Gönderme yapılan “Boleyn Kızı”nı (2008) ise rahatlıkla solluyor.

Yönetmenin kariyerinde “Neruda”yla aynı ayarda bir bio-pic deneyimliyoruz. Bu seviyeye bile çoğu sinemacının ulaşamadığı düşünülürse ‘sinema tadı’ tatmin etmeye yaklaşıyor. Ama dramatik yapı son bir usta dokunuşu da arıyor. 

Yazarlarımızdan

20 Ocak 2022, Perşembe 07:01
20 Ocak 2022, Perşembe 07:01
Sıradaki haber yükleniyor...
holder