‘The Last Thing He Wanted’: Babam için

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Pariah” ve “Mudbound” ile dikkat çeken Dee Rees’in merakla beklenen üçüncü uzun metrajı geçen ay Sundance 2020’de Prömiyerler bölümünde açıldı. Yönetmenin ikinci Netflix filmi, online platformda da tüm dünyada 21 Şubat’ta yayınlanma olanağı buldu. Peki ama Anne Hathaway’in başrolde döktürdüğü film, beklentileri karşılıyor mu?

Filmin notu: 4.2


Stone'un 'Salvador'unun feminist şubesi gibi başlıyor

Deneyimli edebiyatçı Joan Didion’ın 1996’da yazdığı romanı, The Washington Post’ta çalışan bir gazetecinin erkek egemen sisteme karşı gelmesinin irade yüklü öyküsünü anlatıyordu. Bu olay, 2019’da LGBTİ+ bireyi Dee Rees’in gözünden perdeye taşınıyor. Elena McMahon’un 1984 yılında El Salvador’da muhabirlik yapma serüveni, devletin ikiyüzlülüğüne ve Reagan rejimine karşı çıkma arayışıyla bambaşka bir boyut kazanıyor.

Filmde Dee Rees, onun öyküsünü Oliver Stone’un politik açıdan sorunlu “Salvador”unun (1986) feminist şubesi gibi açıyor. Özellikle görüntü yönetmeni Bobby Bukowski ilk 30-40 dakikada sinematografik açıdan filme bir gerçekçilik katıyor. Her zaman oyunculuk yeteneği unutulan Anne Hathaway’in “Rachel Getting Married”den (2008) bu yana ilk kez bu kadar iddialı bir performans sergilediğine tanıklık ediyoruz. Bu durumun üzerinden tempolu bir şekilde finale doğru ilerliyoruz.


Cinsiyet eşitsizliğine karşı çıkan gazeteci tiplemeleri arasına giriyor

Aslında gazetenin yaptıkları ve yabancılara karşı tavrı da mercek altına alınabiliyor. Tamar-kali’nin alternatif rock besteleri bu duruma destek oluyor. Yönetmenin “Pariah(2011) ve “Savaştan Sonra”da (“Mudbound”, 2017) destek aldığı sahiciliği burada perdeye yansıtıyor. Kurgucusu Mako Kamitsuna ile işbirliği de devam ediyor.

Özellikle bu kısımda cinsiyet eşitsizliğine karşı duruş, feminist başkaldırıyı devreye sokan “The Situation”daki (2006) Anna Molyneux (Connie Nielsen), “Gizli Gerçekler”deki (“Nothing but the Truth”, 2008) Rachel Armstrong (Kate Beckinsale), “Resmi Sırlar”daki (“Offical Secrets”, 2019) Katharine Gun (Keira Knightley) ile kardeşlik de getiriyor Elena McMahon için. Gerçekten de gazetecilik filmleri açısından Salvador arka planını da sömürmeyerek politik açıdan doğru bir gözlem izliyoruz. 


Ben Affleck'in yapay girişi filmin ritmini bozuyor

Ama ABD’ye dönülüp Ben Affleck’in mumya gibi bir karakterimside ‘Reagan’ın adamı’ konumunda kendini kötü olarak gösterirken kasması çok göze batıyor. Filmi uçuruma sürükleyenlerden biri o. Öte yandan Willem Dafoe, bir hastanede Amerikan Hükümeti’yle Orta Amerika’daki silah ticareti bağlantısına dair de kızı Elena’dan yardım istiyor. 

Bu durum adeta hikayenin ucunu Jim Sheridan filmi “Babam İçin”de (“In the Name of the Father”, 1993) Day-Lewis’in babası Posthlewaite’in arzusuyla IRA ajanı olarak daha irade ve tutku yüklü hale gelmesini akla getiriyor. Böyle bir dönüş olabilir. Ancak o noktadan sonra film Hathaway’in kimlik bunalımının üzerine gitmek için çok kasıyor.


Joan Didion senaryoya katkıda bulunmalıydı

Belki de “Geçmişi Olmayan Adam” (“The Bourne Identity”, 2000) misali bir ajan filmi modern klasiğine kadar gidip geliyor. Ama film, o ivmeyi kaldıracak bir senaryoya sahip değil. Carlos Leal’in kötü adamı o kadar palyaço gibi ki ne siz sorun ne biz söyleyelim. Bunun ötesinde de filmin ucu ‘Kosta Rika’daki tetikçi aksiyonu’na kadar da uzanıyor. 

Feminist “Salvador” olarak başlayıp #MeToo sonrasının “Savaş Tanrısı”na (“Lord of War”, 2005) dönüştükten sonra adeta Besson’un günümüzde “Nikita”nın (1990) mirasını sömürdüğü B-tipi aksiyon filmleriyle akraba olarak noktalanıyor. Dee Rees ve Netflix, Marco Villalobos’tan ziyade “Panic in Needle Park” (1971), “Çok Yakın… Ve Çok Özel” (“Up Close & Personal”, 1996) gibi sinema senaryoları olan, kitabın sahibi edebiyatçı Joan Didion’dan yararlanmalıymış.


'Kızım Olmadan Asla'nın türevi olmak sahici mi?

Bu haliyle film, Betty Mahmoody’nin “Kızım Olmadan Asla” (“Not Without My Daughter”, 1991) uyarlamasının B-tipi versiyonuna dönüşüyor. Olan başrolde kasan Anne Hathaway’e olmuş. Gerçekten de böylesi değerli bir tipleme, gerçek hikayeden gelen karakter için çok kasmış. Ama bu gazeteciyi yansıtacak, onun sahici dertlerini perdeye taşıyacağı noktada senaryoya takılmış oyuncu.

Rees, “Pariah”da LGBTİ+ kimliğinin problemlerini gayet iyi anlatıp Bradford Young destekli enerjik bir ilk filme imza atmıştı. Oradaki otobiyografik etkiler samimi bir indie ruhu aşılamıştı. “Savaştan Sonra” da 2. Dünya Savaşı yıllarından perde arkasına girilen siyah-beyaz çekişmesi biraz hesaplı olsa da kendi içinde tutarlı bir yapıta dönüşmüştü. Bu kez 80’lerde Trump’a denk gelen Reagan’ın yeniden seçilme olayını da işin içine katarken zorlama bir feminist aksiyon filmine imza atmakla kalmış. Kariyerindeki düşüş ivmesini sürdürüyor.

1986’da ortaya çıkan Iran-Kontra skandalıyla kurulan bağ da çok savruk duruyor. ABD’nin İran’a yasa dışı silah satıp Nikaragua’daki anti-komünist bir grubu desteklemesi daha derli toplu işlenebilirdi. Elbette senaryodan bağımsız izleyince Rees’in gözü var. Ama bunun ötesinde Kosta Rika, El Salvador, Nikaragua fonunda egzotik bir yolculuk kalıyor elimizde. 

Sıradaki haber yükleniyor...
holder