Titane: Mitolojik, çarpık ve huzursuz bir kapitalizm çocuğu

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Filmekimi 2021’in açılışında izlediğim Altın Palmiyeli “Titane”, arabalarla ilgili yapılmış en sıra dışı filmlerden. Ducourneau’nun ödülü, Yeni Fransız Aşırılığı’nın Mandico (“After Blue”), Hadzihalilovic (“Earwig”) ve Du Welz’in (“Inexorable”) formda olduğu altın yılına çok yakışıyor. Akımdan fişek gibi bir araba kız bedensel korku filmi izliyoruz.

FİLMİN NOTU: 7

YENİ FRANSIZ AŞIRILIĞI’NIN KALİTESİ BELİRGİNDİR

1960’larda Godard Fransız Yeni Dalgası’nı, 1980’lerde Carax 2. Fransız Yeni Dalgası, 1998’de ise Noé Yeni Fransız Aşırılığı’nı başlatmıştır. Sıra dışı sinemacı kimlikleriyle yedinci sanatın geleceğine dair dertlerini ortaya koymuşlardır. Üçüncüsünde Grandrieux’den Ozon’a uzanan farklı kimlikteki yönetmenlerin işlerine adapte olmak her daim keyif vermiştir.

Alejandre Aja’nın psycho-slasher filmi modern klasiğine dönüşen “Yüksek Tansiyon”u (“Haute Tension”, 2003) aslında bir çeşit LGBTİ+ “Teksas Katliamı” (“Texas Chainsaw Massacre”, 1974) gibi gözüküp kimlik bunalımı incelemesini ters yüz etmişti. Ondan sonra Julien Maury-Alexandre Bustillo, Pascal Laugier, Xavier Gens, Kim Shapiron, Fabrice Du Welz, Lucille Hadzihalilovic gibi isimler devreye girdi. Genelde ‘istismar filmi’ ya da ‘işkence pornosu’ olarak ananlar oluyor bu alanı.

MİTOLOJİK, MASALSI, ÇARPIK VE HUZURSUZ BİR KAPİTALİZM ÇOCUĞU

Ducourneau feminist bir yamyam body-horror’ı “Çiğ” (“Raw”, 2016) ile çoktan külte dönüşen bir solo ilk filme imza atmıştı. Yine kuir okumalara sahip eserin alt türü sebebiyle aslında akımın ikinci kuşak Cronenberg’ini doğurduğu konusu tartışmaya açılmıştı. 2021’de ise “Titane” o yoldan devam ediyor. Ama buna biraz Del Toro’nun karanlık gerçeküstücülüğü de enjekte ediliyor. Aslında mitolojik dev tabiri üzerinden “Cronos”u (1993) akla getirme de var.

Açıkçası burada yönetmen ciddi bir ‘araba kız’ın peşinde bir yolculuğa çıkıyor. Alexia karakteri büyük oranda “Yüksek Tansiyon”da bir ruhun ikinci yarısına denk gelen Maiwenn’in tiplemesinin adını alıyor üzerine. Bir kazanın ardından yırtıklar içinde doğduktan sonra sürekli bedeninde araba taşıyan bir ‘öteki’ o aslında. 

BİR SPOR MOTİFİNE İKİNCİ KEZ ‘BODY-HORROR’ UYGULAMASI

Filmin ilk 20-30 dakikasında yeni neslin Fransızca “Çarpışma”sı (“Crash” 1996) mı geliyor hissi yaratılıyor. Ancak orada aslında yüzde yüz durulmadan nev-i şahsına münsahır bir mitolojik spor body-horror ürününün peşine düşülüyor. 

Nasıl Çekya’dan çıkan dahiyane ilk film “Domestik”te (“Domestique”, 2018) bir bisikletli body-horror’ı izlediysek burada da bambaşka izdüşümleri canlanıyor adeta. O damardan ise aslında feminist bit #metoo temsili de çıkıyor kolaylıkla. Orada Cronenberg ile Haneke kesişmesi vardı.

 

‘MAVİ MELEK’ DAMARINDAN ‘AŞK SUÇLARI’ İLE KARDEŞLİK İLİŞKİSİ

Karakter mitolojik ve masalsı doğumunun ardından ise kendini biraz “Mavi Melek” (“Der Blue Angel”, 1930) veya “Sarışın Venüs”deki (“Blonde Venus”, 1932) Marlene Dietrich gibi de vamp bir şekilde konumlandırıyor. Seksi şov kızı profili oraya kadar uzanıyor ve tek planla onu motor şovda kavramak böylesi bir dinginlik getiriyor. Elbette Verhoeven’ın “Şov Kızları”yla (“Show Girls”, 1995) uzak bir akrabalık canlanıyor. Ama daha ziyade Japon Yeni Dalgası’nın ikinci kuşağının uçarı figürü Sono’nun Nefret Üçlemesi’ne dahil olan “Aşk Suçları” (“Koi no Tsumi”, 2011) ile kardeşlik ilişkisi daha belirgin.

Bir yerden sonra Alexia kendini bir cinsel kimlik arayışının ortasında buluyor. Anadan üryan sahnelerde ilk olarak bir arabayla ilişkiye girmekten zevk alıyor. Ardından bir erkekle ve bir kadınla birlikte oluyor. Onu ise babası yerine geçen 50 yaş üzeri bir adamla yaşadığı ensest ya da pedofili tartışması yaratacak bir ilişki izliyor.

DUCOURNEAU ENFES BİR AÇILIŞ BÖLÜMÜ KURUYOR

Belçikalı görüntü yönetmeni Ruben Impens, müziğe fazla yüklenmeden kaydırmalarıyla iş bitiriyor. Açılıştaki motor şovdaki plan sekans enfes bir reenkarnasyonun adını koyuyor aslında. Bu durum karşısında da referanslar yumağı devreye giriyor.

Alexia/Adrien, Agatha Rousselle’le daha da anlamlı hale geliyor. Yönetmen, aslında bu karakterin cinsel kimlik problemlerini olabilecek en vahşi seks sahneleriyle canlandırmak için kasıyor. Adeta bir araba kazasından doğan bir feminist bireyin mücadelesini huzursuz edici şekle sokuyor. 

‘CRASH’ YAN BÖLÜMÜNE DÖNÜŞÜYOR MU?

“Titane”da klasik bir araba yarışı sahnesi veya araba sahnesi yok. Ama büyüme hikayesinin merkezindeki ana karakterin kendini teknolojik bir gerilimin ortasında sürekli perişan ettiğini görüyoruz. Bu neredeyse masalsı, gerçeküstücü ve sadomaşozist bir içsel hesaplaşmaya kadar gidiyor.

Bu sayede de metal-insan ilişkisi “Çarpışma”dan bu yana en yaratıcı araba motifini kullanma şansı yakalıyor. Filmin onun ‘yan bölümü’ne dönüştüğünü düşündüğümüz anlar fazlasıyla devreye giriyor. Yeni Fransız Aşırılığı’nın “Çarpışma”sı olarak da konumlandırılırsa yanlış olmayacak bir noktaya uzanıyor.

‘TENEKE TRAMPET’İN OSCAR MAZARETH’İYLE AKRABALIK NE DÜZEYDE?

Ama buradaki mitolojik karakterin “Teneke Trampet”in (“Die Blechtrommel”, 1979) Oscar Matzerath’ı misali masalsı bir Nazi çocuğu ile anti-çizgi roman kahramanı arasında gidip gelmesi akla geliyor. Onun fazlasıyla ‘seks ve araba kazaları’nın ötesinde bir eğilime kaydığını söylemek gerekiyor. Bu kapıdan da Del Toro ile Cronenberg’in bir araya gelip çektiği yorumu yapılabilir.

Film, “Crash”in karakterlerinin ya da arabalarından birinin yan otobanda başlattığı bir eylem gibi start alıyor. Ama oradan anti-çizgi romansı bir body-horror kahramanı yaratmaya kayıyor. Bunu yaparken masalsı, absürt ve teknolojik olmayı da kolaylıkla beceriyor.

SÜRPRİZLİ VE MELEZ YAPISININ GERİLİMİNE SOKUYOR

Adının Titane konması da aslında devlere atıfta bulunan bir araba-insan kırması yaratığın, melezliğin sonucu olarak karşımıza çıkarılıyor. Bu noktada final sekansının etkili olması ise ‘üvey baba’nın doğurduğu araba-insan kırması o bebekle geliyor. Lindon, kızıyla enseste kayacak kadar oluyor. Onla aynı yatakta da yatıyor. 

Ama sonda sanki bir çeşit erkek Ripley kıvamında noktalanıyor. “Crash”, “Cronos”, “Mavi Melek”, “Teneke Trampet” ile “Yaratık” (“Alien”, 1979) birleştiren masalsı bir araba kız body-horror filmi sanki beliriyor köşemizde. Ducourneau bu filmde uğradığı melezlik rekortmeni duraklarla fazlasıyla kalıcı olmayı hak ediyor. 

LINDON İRONİSİ DAHA KISA MI OLMALIYDI?

Ama öte yandan Lindon klişesini yıkmak çabalarken filmin 70.-90. dakikaları arasında sıkıcı Fransız sinemasında biraz zaman kaybediyor. Onun gelen melankoli düzeyi yüksek absürt mizah dozajıyla çok iddialı gözükse de son nokta daha etkileyici hale geliyor. 

Bu gerçekçilik olgusu biraz 20 dakikada terkediliyor. Onunla ilişki cinsel kimlik arayışının içerisinde daha enerjik hale gelebilirmiş. O durak çok iyi işletilemiyor. Arabayla ilişki sekansları daha fazla olsa filmin ‘ikonik’ olmayı tamamen garantilerdi. Ama aksine bu damardaki Carpenter’ın katil araba başyapıtı “Christine” (1983) virajına sapmak az tercih edilmiş.

AKIMIN ARABA KIZININ KAPİTALİZMLE DERTLERİ VAR

Ama Yeni Fransız Aşırılığı’nın ‘araba çocuk’unu yaratırken “Yüksek Tansiyon” ile başlayan LGBTİ+ durağıyla “Çarpışma” arasında kurulan köprü çok lezzetli. Del Toro tadıyla da çok ilginç bir buluşma gerçekleşiyor. Reenkarnasyon ve yeniden doğum adına izlediklerimiz bir enerji ve rahatsız edici ruh aşılıyor. 

Çarpık bir kent çocuğunu doğurarak Günter Grass nasıl Nazizm çarpıklığını eleştirdiyse bu da kapitalizmin huzursuz ediciliğini eleştirmeye koyuluyor. O açıdan değerli eser, rahatsız ettiği kadar ince mesajlar da vermeyi beceriyor. “Çarpışma”da Ballard’ın metni, ‘seks ve araba kazaları’ üzerinden bir kapitalizm eleştirisine soyunmuştu. 

Burada o durağına uğradığı anlarda keyif veren, arabalarla ilgili yapılmış en sıra dışı ve şiddet yüklü filmlerinden birini selamlıyoruz. Hedef kapitalizm çocuğunun çarpık, rahatsız, vahşi ve melez halinin üzerinden yaşatılanlar!

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder