Kerem Akça Tragedy of Macbeth: Siyahi Macbeth’in melankolik rüyası
HABERİ PAYLAŞ

Tragedy of Macbeth: Siyahi Macbeth’in melankolik rüyası

24 Eylül’de 59. New York Film Festivali’ni açan “The Tragedy of Macbeth”, Joel Coen’in 19. eseri. Obama sonrası dönemin siyahi ‘Macbeth’ filmi, ‘karanlık’ ile ‘alaycı’ olanın huzursuz edici buluşması gibi. Welles’den Kurosawa’ya, Polanski’den Kurzel’e kadar uzanan Shakespeare uyarlamalarına postmodern bir ekleme yapıyor. A24’ün kalitesine yakışıyor. Ama siyahi karakterlerin azlığı sebebiyle tartışılacaktır.

FİLMİN NOTU: 7.1

Tragedy of Macbeth: Siyahi Macbeth’in melankolik rüyası

JOEL COEN ETHAN COEN’DEN TAMAMEN KOPMUŞ

Coen Kardeşler birlikteliklerinde Joel Coen “Dayanılmaz Zulüm”den (“Intolerable Cruelty”, 2003) önce 10 filmde solo yönetmenlikle karşımıza çıkmıştır. Burada Ethan Coen senarist ve yapımcılık koltuğundan da ayrılmış. Kardeşlerden sadece birinin imzasını taşıyan bir yapıt izliyoruz.

“The Tragedy of Macbeth” (2021), Shakespeare’in ilk kez 1623’te sahnelediği bir tiyatro ürünüydü. O zamandan bu yana da İskoçyalı generalin sarayın içindeki iç hesaplaşmalara karşı mücadelesini çokça izledik. Gücün en saf hali her devirde ayrı bir evrensel okuma yapmamıza alan açmıştır.

ARANAN COENESK SHAKESPEARE UYARLAMASI MI?

Tragedy of Macbeth: Siyahi Macbeth’in melankolik rüyası

Postmodern kara komedilerde gerçeküstücülük ile gerçekçilik arasında gidip gelen Coenesk tat buraya fazlasıyla sinmiş. Ciddi anlamda İngiliz tiyatro yazarının o duyguya yaklaşan alaycılıkla melankolik bir uyarlamaya malzeme edildiği bir gerçek.

1.33:1’de siyah ile beyaz arasında gidip gelen bir rüyanın ustalıklı temsillerini görüyoruz. Joel, Ethan’dan kopuk olsa da ikiliden beklenecek aranan uyarlamayı deneyimliyoruz büyük oranda. Bu konuda bir sıkıntı yok.

Tragedy of Macbeth: Siyahi Macbeth’in melankolik rüyası

OBAMA SONRASI DÖNEMİN POSTMODERN UYARLAMASI HEDEFİNİ KOYUYOR

Daha önce Ken Hughes’un İngiliz mamulü “Joe Macbeth”i (1955) ve Geoffrey Wright’ın Avustralya yapımı “Macbeth”i (2006) diyalogları sadeleştirme, günümüze adapte etme gibi bir değişime başvurarak kalıcı olmuşlardı. Bu iki İngilizce eserde de hikayeyi daha güncel dünyaya uyarlama gibi bir anlayış vardı.

Kurzel’in 2015’teki hamlesi görsel açıdan büyüleyici olup, Shakespeare metnine “300” (2006) yorumu olarak canlanmayı seçmişti. Ama bunun yanında Welles’vari Shakespeareyen diyaloglarda kaybolup uzun süresini kaldırmakta problem yaşayabiliyordu. Burada ise her şey postmodern, melankolik ve şiirsel bir Post-Obama dönemi uyarlaması üretmek için tasarlanıyor…

Tragedy of Macbeth: Siyahi Macbeth’in melankolik rüyası

SİYAHİ MACBETH’İN MELANKOLİK RÜYASI

Alaycılık ve yapıbozuculuk baştan itibaren Afro-Amerikan Macbeth’i arayışı taçlandırma esasen. Denzel Washington’ın canlandırmasıyla, onun yanına gelen Corey Hawkins, Moses Ingram ve Sean Patrick Thomas ile bir etnik çeşitlilik değiştirme canlanıyor. Aslında generalin aristokrasi içindeki güç ve iktidar mücadelesi hepimizin malumu.

“The Tragedy of Macbeth”te onun rüyası ya da kabusu olarak tasarlanmış bir yapı var. Açılış karesinde Washington yerine cadıları gösterme tercihi yapılmış. Bu da durumun büyüsünü ortaya koyuyor. Ses stüdyosunda tamamına yakını çekilse de Bruno Delbonnel’in açıları onu kadrajın bir köşesine sıkıştırıyor. 1.33:1 oranının daraltılmasıyla aslında zaman-mekan ayrımı açısından da serbest bir aktarım görüyoruz.

Özellikle ilk 30-40 dakikada Shakespeareyen kitabi diyaloglarla bizi boğarken aslında Coen usulü postmodern rüya alayı usul usul devreye sokuluyor. Bir uyanma-bir hayal olarak kurulan filmin yapısının aşırı patlamış chiaroscuro ışık-gölge oyunlarıyla da aslında bu durumu Epstein büyüsüne veya Alman dışavurumcularına kadar götürdüğünü hissedebiliyoruz.

Tragedy of Macbeth: Siyahi Macbeth’in melankolik rüyası

GÜNCEL KARA KOMEDİ VE GÜNÜMÜZ DİYALOGLARI YAPIŞTIRILIYOR

Genel anlamda aslında yapım tasarımının bağımsız ruhuyla bize burada etüt edilen fazlasıyla Post-Obama döneminin hapsedici rüya alayının içinden bir şeyler çıkarmak. Bu his yavaş yavaş McDormand, Alex Hessell, Harry Melling, Brendan Gleeson’la beraber de aslında bir ‘kara komediyle günümüzün diyalogları’ enjekte etmekle devam ediyor.

Joel Coen büyük oranda ‘siyah-beyaz denklemi’ni zekice kullanırken her şeyi rüya gibi tasarlanmış bir Delbonnel cinliği olarak planlıyor. Bu duruma ise “Kansız”dan (“Blood Simple”, 1984) bu yana beraber çalışılan usta müzisyen Burwell’ın alternatif country müzik tınıları da gerilimli bir katkı yapıyor. ‘Komedi’ ile ‘dram’ arasında gidip gelme tam onların dünyasında anlamlı hale geliyor.

Tragedy of Macbeth: Siyahi Macbeth’in melankolik rüyası

SİYAHİ TAYMOR ‘JOE MACBETH’ VE ‘KANLI TAHT’I BİRLEŞTİRMİŞ GİBİ

Resmi bir Shakespeare uyarlamasında ilk kez bir Afro-Amerikalıyı merkeze yerleştirme dahiliği yaşanıyor. Üstelik Washington’ın konuşan kafalar niyetine yakın-orta planlarının etrafta cirit attığını görmüyoruz.

Aksine onun zamansız-mekansız bir atmosferde, sanki Kurosawa’nın bütün karakterleri Japon yaptığı “Kanlı Taht” (“Throne of Blood”, 1957) ile “Joe Macbeth”i siyahi Julie Taymor çekip yabancılaştırıcı bir dünyaya transfer ediyor. Lezzetli bir günümüz alegorisi de akıyor. Bu durum aslında bir serbestlik ve zarafet getiriyor nihayetinde.

Tragedy of Macbeth: Siyahi Macbeth’in melankolik rüyası

SON 20 YILIN EN HEYECAN VERİCİ İKİ MACBETH FİLMİ ARASINDA

Siyahi bir liderin bir şekilde beyazların zulmüne uğraması da finaldeki düello ile daha anlamlı hale gelebiliyor. Bu durum karşısında “Son Düello” (“The Last Duel”, 2021) ile beraber bu seneye damga vuran bir düello hali de yaşatılıyor bir şekilde. Bu durum bize Kurzel’in “Macbeth”inden de, Leskov’un Florence Pugh’u parlayan William Oldroyd imzalı feminist “Lady Macbeth”ten (2016) de heyecan verici bir uyarlama yaşatıyor.

Coen imzasını görsek de görmesek de yeni milenyumda Avustralya Yeni Dalgası’nın ikinci kuşağına damga vuran Wright’ın “Macbeth”iyle beraber en heyecan verici iki uyarlamadan biri denebilir rahatlıkla izlediğimiz için. Ama ‘postmodernizm’ tartışmasına da alan açabiliyor her ikisi de. Baştaki 10-15 dakikadan daha atıp Shakespeareyen kitabiliği tamamen devre dışı bırakabilirmiş de dedirtmiyor değil.

BİLDİK METNİN EN MELANKOLİK YANSIMALARINDAN

Bunun ötesinde buradaki Coenesk müdahele ‘Afro-Amerikan Macbeth’ imgesindeki herkesi böylesi bir tona dönüştürerek de daha iddialı olabilirmiş. Bir Luhrmann’ın “Romeo+Juliet”i (1996) veya zamanının Kurosawa’nın “Kanlı Taht”ı kadar heyecanlandırmıyor. Ama Polanski’nin ikonik “Macbeth”inden (1971) bu yana en melankolik tadı da barındırıyor elbette.

Üçüncü kez çalıştığı Delbonnel sayesinde Joel Coen de siyah beyaz filmindeki tek başına yönetmenlik koltuğu deneyiminin üzerine koyuyor. Burada da bir Afro-Amerikalı hükümdarın, liderin köşeye sıkışarak beyazlara ancak ‘rüya alayı’ ile karşı çıkabileceğini anlamlandırıyor hepimize. Bu açıdan baştan sonra sıyrıklarıyla da, ses efektleriyle de, bozduğu diyalog düzeniyle de, gerçeküstücü dokunuşlarıyla da takdire şayan bir imgesel gösteri izliyoruz.

Tragedy of Macbeth: Siyahi Macbeth’in melankolik rüyası

SİYAHİ OYUNCULARIN AZINLIKTA KALMASI ELEŞTİRİLECEKTİR

Joel Coen buradaki metniyle Trump’la beraber halen siyahi iktidar mücadelesinin melankolik bir sürece dönüştüğünü dikkat çekiyor. Onun şiirsel ve natüralist anlamlarını da ses-müzik-görsel efekt dengesindeki palet detaycılığıyla servis etmeyi biliyor. En postmoderne yakın Macbeth filmlerinden biriyle bizi uğurluyor.

Ama siyah beyazla bir “Orada Olmayan Adam” (“The Man Who Wasn’t There”, 2001) heyecanı da canlandırmıyor. Öte yandan Frances McDormand ve yüzde 50’den fazlasını oluşturan diğer beyaz oyuncular yerine de siyahilerin yerleşmesiyle filmin çıtasının yükseleceği bir gerçek diyerek noktalanıyor. Bu anlamda politik açıdan hesaplılık fazla dikkatli olanlar için göze batabiliyor.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder